SON DAKİKA

#Eşit Yurttaşlık

HABER DEĞER - Eşit Yurttaşlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eşit Yurttaşlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Selim Sadak’a veda: Eski DEP milletvekili son yolculuğuna uğurlandı Haber

Selim Sadak’a veda: Eski DEP milletvekili son yolculuğuna uğurlandı

Cenaze Almanya’dan Şırnak’a getirildi Eski DEP 19. dönem milletvekili ve eski Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ın cenazesi, Almanya’dan havayoluyla Şırnak Şerafettin Elçi Havalimanı’na getirildi. Buradan İdil ilçe merkezi girişine taşınan cenaze, yoğun güvenlik önlemleri altında karşılandı. Sadak’ın naaşı, ailesinin evine götürülerek helallik alındı. Yağmura rağmen binlerce yurttaş törene katıldı Yağışlı havaya rağmen Diyarbakır, Batman, Mardin ve Siirt başta olmak üzere çevre illerden yaklaşık bine yakın yurttaş cenaze törenine katıldı. Tören, Kürt siyasetinin önemli isimlerini bir araya getirdi. Siyaset dünyasından geniş katılım oldu Törene Tuncer Bakırhan, Pervin Buldan, Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ayşe Serra Bucak, DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık ile birlikte Ahmet Türk, Leyla Zana, Sebahat Tuncel ve Gültan Kışanak katıldı. Bakırhan: “Sürgünde ölüm bir cinayettir” Sadak’ın mezarı başında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, büyük bir öfke ve üzüntü içinde olduklarını belirterek, sürgünde yaşanan ölümlerin bir kader değil, siyasal bir sonuç olduğunu söyledi. Bakırhan, Kürt yurttaşların yıllardır sürgün, mahpus ve cezaevi gerçeğiyle karşı karşıya bırakıldığını vurguladı ve “Faili devlettir, utancı devlete aittir” ifadelerini kullandı. “Kürt meselesi demokratik yollarla çözülecek” Bakırhan, Selim Sadak’a söz verdiklerini belirterek sürgünlerin sona ereceğini, Kürt meselesinin demokratik yollarla çözüleceğini ve Kürt yurttaşların eşit yurttaşlık hakkına kavuşacağını dile getirdi. Konuşmasında, daha fazla Selim Sadak, Orhan Doğan ve Mehmet Sincar kaybetmek istemediklerini söyledi. Aile adına konuşan Resul Sadak: “Barış elçisiydi” Sadak’ın kardeşi Resul Sadak, yaptığı Kürtçe konuşmada, Selim Sadak’ın hayatı boyunca barış için mücadele ettiğini ve temel amacının Kürtler arasında birlik ve beraberliği sağlamak olduğunu ifade etti. Sadak, ağabeyinin mücadelesinin sahiplenileceğini söyledi. Tanrıkulu: “Mesele ölmek değil, sürgünde ölmektir” CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Selim Sadak’ı 35 yılı aşkın süredir tanıdığını belirterek, asıl trajedinin sürgünde yaşamını yitirmek olduğunu vurguladı. Sadak’ın milletvekilliği döneminde dokunulmazlığının kaldırılmasının ardından cezaevinde kaldığını ve son yıllarını iradesi dışında Almanya’da geçirmek zorunda bırakıldığını hatırlattı. Taziyeler üç gün sürecek Sadak ailesi, ilçe merkezinde üç gün boyunca taziyeleri kabul edecek. Tören, Selim Sadak’ın siyasi mücadelesi ve sürgün gerçeği etrafında güçlü mesajların verildiği bir veda olarak kayda geçti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Güvenlikten kimliğe: Kürt meselesini anlamak Haber

Güvenlikten kimliğe: Kürt meselesini anlamak

Türkiye’de uzun yıllar boyunca yalnızca “terör sorunu” çerçevesinde ele alınan Kürt meselesi, akademide ve kamuoyunda tartışılması en zor başlıklardan biri oldu. Devlet politikalarının güvenlik merkezli yaklaşımı, sorunun toplumsal ve kültürel boyutlarının görünmez kalmasına yol açtı. İşte tam bu noktada, sosyolog ve siyaset bilimci Doğu Ergil, tabu kabul edilen konulara bilimsel verilerle yaklaşarak bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan birine imza attı. Ergil’in ilk baskısı “Kürt Raporu” adıyla yayımlanan ve zaman içinde güncellenen çalışması, bugün Kürtleri Anlamak: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine başlığıyla okurla buluşuyor. Kitap, Kürt meselesini yalnızca bir güvenlik problemi olarak ele alan anlayışa karşı, kimlik, kültürel haklar ve demokratikleşme perspektifini merkeze alan bir çerçeve sunuyor. Saha verilerine dayanan cesur bir çalışma Kitabın temelini, Prof. Dr. Doğu Ergil’in 1990’lı yıllardan itibaren yürüttüğü üç kapsamlı saha araştırması oluşturuyor. İlk rapor, 1995 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) desteğiyle hazırlandı. Kürt nüfusun yoğun yaşadığı illerde 1267 kişiyle yüz yüze yapılan görüşmelere dayanan bu çalışma, yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Raporda, devletin güvenlik politikalarının sivil halka verdiği zarar açık biçimde dile getirilirken, Kürt yurttaşlar ile silahlı örgütlerin birbirinden ayrılması gerektiği vurgulandı. Ergil’in çalışması, “tek etnik kimliğe dayalı vatandaşlık” anlayışının sorun ürettiğine dikkat çekerek, kültürel kimliklerin tanınmasının bölünme değil toplumsal bütünleşme için bir fırsat olduğunu savundu. Kürtçenin kültürel bir dil olarak kullanımının önündeki yasakların kaldırılması gerektiği yönündeki öneriler ise, o dönem için son derece çarpıcıydı. Doğu’nun demokrasi talebi ve Kürtlerin çeşitliliği 2005 yılında gerçekleştirilen ikinci saha araştırması, “Endişelenme Türkiye!” başlığıyla yayımlandı. Güneydoğu Anadolu’da 8 bini aşkın kişiyle yapılan anketler, bölge halkının demokrasi, özgürlük ve refah taleplerinin güçlü olduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçları, Doğu ile Batı arasında sanıldığı kadar derin bir değerler uçurumu olmadığını gösterdi. 2008’de yapılan üçüncü çalışma ise Kürt siyasi hareketinin toplumsal karşılığını mercek altına aldı. Bu araştırmada, Kürt toplumunun homojen bir yapı olmadığı; radikal ve ılımlı eğilimler arasında belirgin bir ayrışma bulunduğu tespit edildi. Ergil, Kürtlerin önemli bir bölümünün şiddete mesafeli olduğunu ve ortak yaşamdan yana tavır aldığını vurguladı. “Terör bir neden değil, sonuçtur” “Kürtleri Anlamak”, üç raporu bir araya getirerek temel bir mesaj veriyor: Kürt meselesi bir güvenlik sorunu değil; kimlik, eşit yurttaşlık ve demokrasi meselesidir. Ergil’e göre siyasal şiddet, çözülmemiş toplumsal sorunların bir sonucudur. Bu nedenle sorunu yalnızca polisiye tedbirlerle ele almak, kalıcı barışın önünü tıkamaktadır. Kitapta, İspanya’nın ETA ve İngiltere’nin IRA deneyimleri gibi uluslararası örneklere de yer verilerek, silahlı çatışmaların siyasal kanallar açıldığında sona erebildiği vurgulanıyor. Ergil, hem devlete hem de Kürt siyasi hareketine, şiddetten uzak, demokratik zeminde çözüm çağrısı yapıyor. Yazar hakkında 1940 yılında İstanbul’da doğan Prof. Dr. Doğu Ergil, Ankara Üniversitesi mezunu. Akademik çalışmalarını ABD’de Oklahoma ve New York üniversitelerinde sürdüren Ergil, siyaset sosyolojisi alanında uzun yıllar ders verdi ve araştırmalar yaptı. 2013 yılında çözüm süreci kapsamında kurulan Akil İnsanlar Heyeti’nde de yer aldı. Akademik kimliğinin yanı sıra kamuoyuna yönelik çalışmalarıyla da tanınan Ergil, Türkiye’de Kürt meselesinin bilimsel zeminde tartışılmasına öncülük eden isimlerden biri olarak kabul ediliyor. Neden okunmalı? “Kürtleri Anlamak: Güvenlik Politikalarından Kimlik Siyasetine”, yalnızca Kürt meselesini değil, Türkiye’nin demokrasi sınavını anlamak isteyen herkes için önemli bir kaynak. Akademik verilerle desteklenen, ancak sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınan kitap, geçmişte yapılan hataları ve çözüm yollarını birlikte ele alıyor. Türkiye’nin ortak geleceğine dair kapsamlı bir perspektif sunan bu çalışma, barışın ve toplumsal uzlaşının ancak “anlamakla” mümkün olabileceğini hatırlatıyor.

Paech’in ulus-devlet karşıtı sözleri tartışma yarattı Haber

Paech’in ulus-devlet karşıtı sözleri tartışma yarattı

DEM Parti’nin 6-7 Aralık’ta düzenlediği Uluslararası Barış ve Demokratik Toplum Konferansı, siyasal çözüm modelleri ve demokratikleşme başlıklarının ele alındığı bir platforma dönüştü. Mezopotamya Ajansı’na konuşan Alman hukukçu Prof. Norman Paech’in açıklamaları ise konferansın en çok tartışılan noktalarından biri oldu. Paech, ulus-devletin “geleceğin modeli olmadığını” ifade ederek merkeziyetçiliğin dağıtılması gerektiğini savundu. Ancak Türkiye’de terörün tamamen son bulduğu bir gelecek hedefini zedelemek istemeyen, buna karşılık üniter devlet yapısını temel ilke olarak kabul eden çevreler, bu sözleri temkinli ve eleştirel bir perspektifle değerlendirdi. Ulus-devlet eleştirisi ve demokratikleşme tartışması Paech, “Devleti ele geçirmek değil; gücü yerel halk, bölgesel topluluklar ve kültürel gruplar arasında bölüştürerek toplumu demokratikleştirmek gerekir” diyerek ulus-devletin merkezî yapısını aşan bir model önerdi. Ona göre geleceğin siyasal düzeni, ulusal çerçeveden ziyade yerel unsurların siyasi süreçlere daha fazla katıldığı bir yapıya dayanmalı. Bu söylem akademik çevrelerde tartışılabilir olmakla birlikte, Türkiye’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü esas alan üniter devlet yapısıyla örtüşmediği için eleştirildi. Kolektif hak vurgusu ve Türkiye’deki hassasiyet Paech’in “Bu mesele bireysel haklara indirgenemez; kolektif hakların tanınması zorunludur” sözleri de dikkat çekti. Türkiye’de uzmanlara göre demokratikleşme çabalarının desteklenmesi mümkün olsa da, kolektif haklara dayalı siyasal statülerin geçmişte terör örgütü tarafından istismar edilmesi, bu önerilere temkinli yaklaşılmasını zorunlu kılıyor. Analistlere göre hak ve özgürlüklerin genişletilmesi mümkündür, ancak bunun yolu üniter yapıyı zayıflatmadan, eşit yurttaşlık temelinden ilerlemektir. PKK yasağına dair açıklamanın yarattığı tepki Paech’in Avrupa’daki PKK yasağının kaldırılması gerektiğini söylemesi de tartışma yarattı. Türkiye’nin uzun yıllar süren terörle mücadelesi, yurttaşların yaşadığı kayıplar ve toplumsal hafızada yer eden acılar düşünüldüğünde, bu çağrı geniş kesimlerce gerçeklikten kopuk bulundu. Barışçıl bir gelecek hedefi yeniden güç kazanmışken, terör tanımlarını ortadan kaldırmaya dönük söylemlerin süreci zedeleyeceği yorumları yapılıyor. Barış arayışı üniter yapı içinde mümkün Türkiye’de hâkim değerlendirmeye göre terörün tamamen sona erdiği, huzur ve birlik içinde bir gelecek mümkündür. Ancak bu süreç, üniter devlet yapısının tartışmaya açılmasıyla değil, demokratikleşmenin bu yapının korunduğu bir çerçevede güçlendirilmesiyle ilerleyebilir. Bu nedenle Paech’in federal veya konfederal yapıları ima eden söylemi, ilgi uyandırsa da Türkiye’nin kırmızı çizgisi olan üniter devlet çerçevesiyle uyumsuz görülüyor. Analistler, “Barış ancak güçlü, tek ve bütün bir devlet yapısı içinde kalıcı olabilir” değerlendirmesi yaparak tartışmayı özetliyor.

Kürt meselesinde yeni yol haritası: Meclis Komisyonu ‘Barış Yasaları’ için çalışıyor Haber

Kürt meselesinde yeni yol haritası: Meclis Komisyonu ‘Barış Yasaları’ için çalışıyor

Barış yasaları ile silahlar sivil siyasete evrilecek Sürecin henüz başlangıç aşamasında olduğunu belirten Türkdoğan, pozitif barışın inşası için yasal zeminin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Öcalan’ın "Barış Yasaları" kavramının demokratik entegrasyonu işaret ettiğini belirten Türkdoğan, bu yasaların silahlı mücadelenin sona ermesiyle birlikte silahlarını bırakanların sivil ve demokratik yaşama katılımını düzenleyeceğini ifade etti. Türkdoğan, "Dünyadaki örneklerde önce anlaşma sonra silah bırakma gelirken, Sayın Öcalan silah bırakmayı ve PKK’nin feshini öne alarak bir yol açtı. Bu yolun ilerleyebilmesi için hukuki ve siyasi zemin şart" değerlendirmesinde bulundu. Ayrım yapılmadan herkes sürece dahil edilmeli Meclis Komisyonu raporunun en önemli başlığının demokratik entegrasyon olacağını söyleyen Türkdoğan, gerilla güçlerinin geri dönüşü konusunda "eylem yapan-yapmayan" ayrımına gidilmesinin süreci tıkayabileceği uyarısında bulundu. Türkiye’nin ceza yasasında şimdiye kadar böyle bir ayrım gözetilmediğini hatırlatan Türkdoğan, "Silahların imha edildiği ve örgütün kendini feshettiği bir aşamada böyle bir ayrıma gidemezsiniz. Son 50 yılda mağdur olmuş on binlerce insanı kapsayacak bütünlüklü bir düzenleme yapılmalı" dedi. TMK kalkmalı, eşit yurttaşlık anayasaya girmeli Barış yasalarının ardından Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) kaldırılması ve özel yetkili yargılama usullerinin son bulması gerektiğini belirten Türkdoğan, infaz rejiminin de ayrımcılıktan arındırılması gerektiğini savundu. Sürecin toplumsallaşması için "eşit yurttaşlık" tanımının yapılmasının elzem olduğunu vurgulayan DEM Partili yetkili, "Kürt halkının diğer halklarla eşit olduğunu hissetmesi gerekir. Bunun anayasal güvenceye bağlanması şarttır" ifadelerini kullandı. Kayyumlar gitmeli, siyasi tutuklular serbest kalmalı Yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyulduğunun altını çizen Türkdoğan, güven artırıcı adımlar kapsamında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi siyasi tutukluların serbest bırakılmasının ve kayyum uygulamalarına son verilmesinin büyük bir moral kaynağı olacağını belirtti. Ayrıca "umut hakkı"nın hayata geçirilmesi gerektiğini ve bunun hukuki bir zorunluluk olduğunu hatırlattı. "Bırakın gazeteciler İmralı’ya gitsin" Türkdoğan, sürecin şeffaflığı ve halkın güveninin artırılması için İmralı üzerindeki tecridin kalkması ve gazetecilerin adaya gitmesine izin verilmesi çağrısında bulundu. "Halkın kafasındaki soruların gazeteciler aracılığıyla Sayın Öcalan’a sorulmasının ve onun da cevap vermesinin önünü açın" diyen Türkdoğan, bu adımın sürece olan inancı pekiştireceğini savundu.

CHP’de yeni yönetim şekillendi Haber

CHP’de yeni yönetim şekillendi

Ankara Arena’da üç gün süren kurultayın final oturumunda yapılan oylamalar, CHP’nin yönetim haritasını belirledi. Delegelerin yoğun katılımıyla gerçekleşen seçimlerde Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri seçildi; Genel Başkan Özgür Özel’in “anahtar listesi” delegeden blok destek aldı. Genel başkanlık oylaması tek adayla tamamlandı Kurultayın ikinci gününde genel başkanlık seçimi yapıldı. Tek aday olarak yarışan Özgür Özel, kullanılan geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Bu sonuç, partide liderlik tartışmalarını kapatırken kurultayın yönünü de netleştirdi. Anahtar liste delegeden tam onay aldı Son gün gerçekleştirilen Parti Meclisi oylamasında Özel’in sunduğu anahtar liste firesiz kabul edildi. Mevcut Parti Meclisi’ndeki isimlerin büyük bölümü görevini sürdürürken, yeni isimlerle birlikte organda hem süreklilik hem de yenilenme dengesi kuruldu. Kurmay kadronun bileşimi, parti politikalarının önümüzdeki dönemde hangi başlıklara ağırlık vereceğine dair güçlü bir işaret olarak yorumlandı. Yüksek Disiplin Kurulu da belirlendi Kurultayın aynı oturumunda Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri de seçildi. Parti içi işleyiş ve kurumsal denetim açısından kritik olan kurulun yeni yapısı, örgüt içi disiplin süreçlerinde daha kurumsal bir hat izleneceği beklentisini güçlendirdi. En yüksek oylar dikkat çekti Parti Meclisi seçimlerinde en yüksek oyu alan isimler kamuoyunda özellikle izlendi. Delegeden güçlü destek alan adaylar, kurultay salonundaki eğilimleri de yansıttı. Oy dağılımları, parti tabanında ekonomi, emek, sosyal politika ve dış politika gibi alanlarda etkili isimlerin öne çıktığını gösterdi. Bilim, kültür ve sanat vurgusu öne çıktı Kurultayda Bilim Kültür Sanat Platformu’ndan gelen isimlerin Parti Meclisi’nde yer alması, parti yönetiminde uzmanlık havuzunu genişletti. Akademi, ekonomi ve sanat çevrelerinden gelen temsilcilerin yeni dönemde politika üretimine doğrudan katkı vermesi bekleniyor. Siyaset için yeni sayfa Üç gün süren kurultay maratonunun sonunda oluşan tablo, CHP’nin yerel ve genel seçimlere giderken daha merkezi bir koordinasyon ve daha geniş bir uzmanlık kadrosu ile yola devam edeceğini ortaya koydu. Parti yönetimi, “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla çizilen hattı somut programlara dönüştürme sözü veriyor. Türkiye toplumuna çağrı CHP yönetimi, kapsayıcı bir siyaset dili ve yurttaş odaklı programlarla Türkiye toplumunun tüm kesimlerine ulaşma hedefini vurguluyor. Yeni kadroların, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet başlıklarında daha görünür adımlar atması bekleniyor.

Ayhan Bilgen’den İmralı, CHP ve kayyum uyarısı: Önümüzdeki günler sürprizlere açık Haber

Ayhan Bilgen’den İmralı, CHP ve kayyum uyarısı: Önümüzdeki günler sürprizlere açık

Bahçeli’nin çıkışı, komisyon krizi ve ‘önce iktidar tavır almalı’ vurgusu Ayhan Bilgen, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı vurgusunu “kendi içinde tutarlı” bulduğunu söyledi ve mecliste kurulan komisyona katılım tartışmalarını değerlendirdi. Bahçeli’nin başından beri Öcalan’ı sürecin “siklet merkezi” olarak tarif ettiğini hatırlatan Bilgen, DEM Partisi’nin ve Kürt siyasetinin tüm aktörleri arasında Öcalan’ı merkeze koyan bu çizginin devam ettiğini belirtti. Komisyonun ağırdan alınmasında AKP ve CHP’nin oy kaybı endişesiyle “risk almaktan kaçındığını” söyleyen Bilgen, özellikle CHP’nin tavrına dikkat çekti: “Bir ülkede yürütme bir politika belirliyorsa, muhalefete ‘önce sen tavır al’ denmez; önce iktidar ne istediğini açıkça ortaya koyar.” CHP’nin netleşmeyen duruşunun toplantıların ertelenmesine yol açtığını vurgulayan Bilgen, sürecin bu haliyle hem AKP’yi hem de CHP’yi yıpratacağını savundu. “DEM bu kadar netken CHP geri durursa kent uzlaşısı ağır yara alır” Bilgen, İmralı’ya gidiş konusunda DEM Partisi’nin tutumunun çok açık olduğunu, MHP’nin de ziyareti açıkça istediğini, AKP’nin ise çekingen davrandığını söyledi. Bu tabloda CHP’nin geri durması halinde, DEM–CHP ilişkilerinde ciddi kırılmalar yaşanabileceğini vurguladı: “DEM bu kadar net bir pozisyondayken, diğer herkes olumlu yaklaşır da CHP endişeli davranırsa, bu hem CHP içinde rahatsızlık yaratır hem de DEM’le ilişkiyi kalıcı biçimde yaralar.” Özellikle yerel seçimlerde kurulan “kent uzlaşısı” zeminine atıf yapan Bilgen, bu ilişkinin önümüzdeki dönemde masaya yatırılacağını, tartışmanın sertleşebileceğini söyledi. Silah bırakma, güvenlik–demokrasi dengesi ve Öcalan’ın rolü 1980’ler ve 1990’ların güvenlik merkezli politikalarını, buna karşı “sadece demokrasi sorunu var, güvenlik abartılıyor” diyen yaklaşımı hatırlatan Bilgen, her iki çizgiyi de eksik bulduğunu ifade etti. Ona göre bugün yürütülen hattın ana fikri, sorunun hem güvenlik hem demokrasi boyutunu kabul etmek, ama önce silah bırakma sürecini yönetmek: “Asıl sorunun 1999’dan beri silahlı örgütün silah bırakma sürecinin yönetimi olduğunu düşünüyorum. Eğer Türkiye bu süreci iyi yönetebilirse, geri kalan demokratikleşme adımları daha sağlam zeminde atılabilir.” Öcalan’ın silah bıraktırma konusunda irade koymasının “devlet açısından bir imkân” olduğunu söyleyen Bilgen, “Hem Öcalan’ın mesajlarını kullanıp hem de ‘biz onunla görünmeyelim’ demek çelişkidir.” ifadeleriyle, sürecin gizli ve tutarsız yürütülmesini eleştirdi. “Meclis komisyonu yasa yapmak için kuruldu, dinleme turuna çevrilmemeli” Bilgen, mecliste kurulan komisyonun rolünü de tartıştı. Komisyonun esas görevinin, silah bırakma sürecini hızlandıracak, kolaylaştıracak yasal iyileştirmeleri hazırlamak olduğunu söyleyerek, şu uyarıda bulundu: “Eğer gerçekten silah bırakmayı hızlandıracak düzenlemeye ihtiyaç varsa, bunu yapacak tek yer parlamento. Komisyon bunun için kurulduysa, görevi erteleyip işi ‘herkes gelsin derdini anlatsın’ formatına çevirmek doğru değil.” Akil insanlar sürecini hatırlatarak, o dönemde Anadolu’da yürütülen saha çalışmalarının şimdi tersine, meclise taşındığını belirten Bilgen, halkın dinlenmesinin önemli olduğunu ama “acil yasal düzenleme ihtiyacının” göz ardı edildiğini söyledi. İspanya örneğiyle ‘halk özne olsun’ çağrısı Bilgen, İspanya modeline yaptığı atfın yanlış anlaşıldığını söyleyerek, “kastettiğinin anayasal model değil, halkın özne olması” olduğunu açıkladı. ETA ve Bask bölgesi üzerinden verdiği örnekte, İspanyol halkının “Bizim adımıza silah kullanmayın, bomba patlatmayın” diye sokaklara dökülmesini hatırlattı ve şunları ekledi: “Demokrasinin muhatabı bir örgüt ya da tek tek kişiler olamaz; demokrasinin muhatabı yurttaşlardır. Hak ve özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz, ‘silah bırakırsanız şu hakları tanırız’ denemez; o haklar zaten herkes için geçerlidir.” Ana dilde eğitim, eşit yurttaşlık ve dil tartışması DEM Partisi’nin ana dilde eğitim talebinin resmi dile alternatif olmadığını, ancak Kürtçeye bir statü tanınmasını içerdiğini hatırlatan Bilgen, bu talebin Kürtler için yaratabileceği olası dezavantajlara da dikkat çekti: “Eğer sınavlar ve kamu hizmeti sunumu Türkçe üzerinden yürümeye devam edecekse, ana dilde eğitim, fırsat eşitliği tartışmasını da beraberinde getirir.” Dünyada farklı modeller olduğuna, Sovyetler Birliği’nde ilk sınıflarda ana dilin güçlendirilip ardından resmi dil ve Batı dillerinin öğretildiğine işaret eden Bilgen, Türkiye’de de bu konunun pedagojik açıdan daha derin ve ideolojik ezberlerden uzak tartışılması gerektiğini söyledi. Mevcut durumda ana dilde eğitimin özel okullar için serbest olduğunu ama ciddi bir talep oluşmadığını, buna karşın kamu alanında düzenleme yapılmadığını hatırlattı. “Demokrasi kimseye özel statü vermez, çözüm Türkiye’ye özgü bir formülle mümkün” Ayhan Bilgen, dil ve kimlik meselelerinin yalnızca Kürt yurttaşları değil, Çerkeslerden Boşnaklara, Mardin, Hatay, Mersin, Adana, Siirt ve Urfa’daki Arap topluluklarına kadar pek çok kesimi ilgilendirdiğini vurguladı. “Resmi dilin dışında dil öğrenme hakkına dair bir ihlal varsa, çözüm herkes için tek bir ilkeyle bulunmalı; herhangi bir gruba özel statü verilmemeli.” diyen Bilgen, asıl meselenin eşit yurttaşlık olduğunu söyledi. Ona göre; ortak semboller, ortak değerler ne kadar anlamlıysa, hakların da herkes için eşit tanımlandığı bir düzen, Türkiye’nin demokratikleşme sorununu kökten çözme potansiyeli taşıyor. CHP davası, uzun yargılama riski ve siyasete güven uyarısı Bilgen, CHP’yi ilgilendiren davaya da geniş yer ayırdı. On binlerce sayfalık dosya, yüzlerce sanık ve onlarca vakadan oluşan bu dava sürecinin adil yargılama ilkeleri açısından ciddi bir sorun olduğuna dikkat çekti. “Normalde dava açıldığında kesintisiz biçimde karara kadar gidilmesi gerekir. Ama Türkiye’de pratikte bunun mümkün olmadığını biliyoruz; sanıklar savunma haklarını kullandıkça süreç 20–30 yılı bulabilir.” diyen Bilgen, Türkiye’nin en az bir genel seçim ve bir yerel seçimi “CHP davasını tartışarak” geçirme ihtimalinin hem iktidara hem muhalefete hem de siyasete güvene zarar vereceğini savundu. İBB’ye kayyum ve CHP’ye çağrı heyeti ihtimali: “Her an sürpriz olabilir” Bilgen, en tartışmalı bölümde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanması ve CHP’ye çağrı heyeti atanması ihtimalini dile getirdi. Casusluk dosyası üzerinden “terörün finansmanı” gibi başlıklarla İBB’ye kayyum atanma riskinin yükseldiğini söyleyen Bilgen, aynı zamanda CHP’de de istinaf süreci sonucunda bir çağrı heyetinin görevlendirilebileceğini anlattı: “Bu bir temenni değil, bir öngörü. 39. kurultaydan önce bile CHP’ye bir çağrı heyeti atanması sürprizi yaşanabilir.” dedi. İstinafın takvimi ve mahkemelerin vereceği kararların, partinin yönetim yapısını sarsacak sonuçlar doğurabileceğini kaydetti. “Öcalan ziyareti, CHP ve İBB dosyalarıyla eş zamanlı gelebilir” Ayhan Bilgen, tüm bu olasılıkların aynı zaman diliminde gerçekleşebileceği uyarısında da bulundu. “Öcalan’a yapılacak ziyaretin de CHP ve İBB ile ilgili davalardaki gelişmelerle eş zamanlı olabileceği kanaatindeyim.” diyen Bilgen, Türkiye kamuoyunun hangi başlığı daha çok tartışacağının belirsiz olduğunu, ancak önümüzdeki günlerde hem İmralı dosyasında hem CHP davasında hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle ilgili süreçte “kritik kırılma anlarına” tanıklık edilebileceğini söyledi.

"BU KANUNA DIŞ KÜRTLER DE DAHİL EDİLMELİDİR!" Haber

"BU KANUNA DIŞ KÜRTLER DE DAHİL EDİLMELİDİR!"

“Kürt kardeşlerimizi bu sofraya davet etmek Türkiye’nin geleceğini aydınlatır” Aydoğan Doğan, X hesabından paylaştığı makalesinde, yönetmeliğin ruhunda yer alan “kapsayıcılık” ilkesinin genişletilmesi gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu yönetmelik Türk soylu yabancıları kucaklıyor, ancak Kürt kökenli yurttaşlarımızı ve İran, Irak, Suriye’deki Kürt kardeşlerimizi dışarıda bırakıyor. Oysa Kürtler, Anadolu’nun kadim kurucu unsurlarındandır. Onları bu kapsama dahil etmek, sadece yasal bir düzenleme değil, aynı zamanda bölgesel barışın da önünü açar.” Doğan, yönetmeliğin “Türk soylu” tanımının “Türkiye Cumhuriyeti’nin kültürel ve tarihi unsurlarını taşıyan halklar ve milletler” şeklinde değiştirilmesi gerektiğini savunarak, bunun hem hukuki eşitliği hem de toplumsal barışı güçlendireceğini söyledi. “Eşit yurttaşlık, barışın temelidir” Makalesinde, Cumhuriyet’in yurttaşlık anlayışına da atıfta bulunan Doğan, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye, çok kültürlü ve çok etnikli bir mozaiktir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan bu çeşitlilik, ‘yurttaşlık’ kavramını etnik kökenlerden bağımsız kılar. Ancak bu ilke, sadece kâğıt üzerinde değil, pratikte de hissedilmelidir. Toplumsal barışın anahtarı, herkesin eşit yurttaş olarak kabul edilmesidir.” Doğan, yönetmelikteki mevcut tanımın “barışın ruhuna aykırı” olduğunu belirterek, “Kürtleri dışarıda bırakmak, bu barışın temel taşlarından birini eksik bırakmaktır” ifadelerini kullandı. “Kapsayıcı bir vatandaşlık politikası bölgesel barışı güçlendirir” Eğitimci Doğan, yazısında yönetmeliğin revize edilmesinin sadece iç barış değil, bölgesel dayanışma açısından da kritik bir adım olacağını vurguladı: “İran, Irak ve Suriye’deki Kürt kardeşlerimizi bu kapsama dahil etmek, bizi yapay sınırlarla ayıran emperyalist politikalara karşı bir meydan okumadır. Bu, ayrılıkçı söylemleri zayıflatır, Türkiye’nin bölgesel liderliğini pekiştirir.” “Eşit yurttaşlık bir hak değil, zorunluluktur” Aydoğan Doğan, paylaşımını şu ifadelerle sonlandırdı: “Eşit yurttaşlık, sadece bir hak değil, bir zorunluluktur. Toplumsal barış, herkesin masada olduğu bir sofra kurmayı gerektirir. Kürt kardeşlerimizi bu sofraya davet etmek, Türkiye’nin geleceğini aydınlatacak en güçlü ışıktır. Yönetmelik değişikliği, barışın tam anlamıyla mimarı olabilir.” Barışın adresi kapsayıcılık Aydoğan Doğan’ın “Eşit Yurttaşlık ve Toplumsal Barış: Türk Soylu Yabancılar Yönetmeliği'nde Kürtlerin Yeri” başlıklı makalesi, hem hükümetin göç ve istihdam politikalarına hem de toplumsal barışın temellerine dair dikkat çeken bir çağrı niteliği taşıyor. Doğan, yazısında açıkça ifade ediyor: “Barış, herkesin eşit fırsatlara eriştiği bir ülkede mümkündür.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.