SON DAKİKA

Odayı Kim Yıkıyor?

Yazının Giriş Tarihi: 18.01.2026 14:02
Yazının Güncellenme Tarihi: 20.01.2026 13:13

Bir çocuğun odasını yıkan bir fil varmış.
Öyle söylüyorlar.

TRT’nin dijital platformu Tabii için hazırlanan Gökkuşağı Faşizmi belgeselinin tanıtımında kullanılan metafor bu. Masum bir çocuğun odasına giren, eşyaları dağıtan, düzeni bozan koca bir “tehdit.” Filin adı da konmuş: LGBTİQ+’lar.

Metafor güçlü; çünkü korku üretiyor. Ama aynı zamanda çok şey ele veriyor. Zira odayı gerçekten yıkan şeyin ne olduğu sorusu hiç sorulmuyor.

Çocukların odaları bugün gerçekten yıkılıyor. Ama bunu yapanlar, varoluşlarıyla kimseye zarar vermeyen insanlar değil. Odayı yıkan şey, nefretin normalleştirilmesi. Odayı yıkan şey, “tehdit” icat ederek toplumu hizaya sokma siyaseti. Odayı yıkan şey, eşit yurttaşlığı hedef tahtasına koyan kamusal dil.

Kamu yayıncılığı yapan bir kurumun, toplumsal bir grubu “fil” metaforuyla anlatması tesadüf değil. Bu, yıllardır kullanılan bir siyasal tekniğin devamı. Önce bir düşman tanımlanır, sonra o düşman “çocuk”, “aile”, “değerler” gibi kavramların karşısına yerleştirilir. Ardından herkes aynı soruya yönlendirilir: “Bu odayı kim koruyacak?”

Oysa gerçek şu: Odayı yıkan şey, bu sorunun kendisi.

Belgesel, LGBTİQ+ varoluşunu “küresel lobi”, “ideolojik kuşatma” ve “dayatma” gibi ifadelerle çerçeveliyor. Bu dil, bir belgeselin dili değil; bir propaganda metninin dili. Bu noktada sorun yalnızca içerik değil; kimin adına, hangi yetkiyle konuşulduğu.

Kamu yayıncılığı, toplumun tamamına karşı sorumludur. Çoğunluğun konforunu korumak için azınlıkları hedef göstermek, kamu yayıncılığı değil; kamusal gücün kötüye kullanımıdır.

“Toplumsal cinsiyet eşitliği”, “cinsel yönelim eşitliği” ve “eşit yurttaşlık” kavramlarının sistemli biçimde kriminalize edilmesi, toplumda zaten var olan önyargıları besliyor. Nefret söylemi böyle çalışır: Önce normalleştirilir, sonra meşrulaştırılır, en sonunda şiddete zemin hazırlar. Kimse doğrudan “şiddet uygulayın” demez; ama “tehdit” dediğiniz her şey, bir süre sonra “bertaraf edilmesi gereken” bir şeye dönüşür.

Bugün kadın cinayetlerinin, çocuk istismarının ve nefret suçlarının bu kadar artmış olmasıyla; aynı anda “aile yılı” ilan edilmesi arasındaki çelişkiyi görmemek için gerçekten çok bakmamak gerekiyor. Aileyi koruduğunu iddia eden söylem, kadınları korumuyor. Çocukları koruduğunu iddia eden dil, çocukların güvenliğini sağlamıyor. Tam tersine; korku, öfke ve düşmanlık üretiyor.

Asıl sapkınlık burada.

Bir toplumu ayakta tutan şey, homojenlik değildir. Eşitliktir. Birlik, herkesin aynı olmasıyla değil; herkesin aynı haklara sahip olmasıyla mümkündür. LGBTİQ+ bireyleri bu toplumun dışından gelmiş bir “fil” değil; bu toplumun içinde yaşayan, çalışan, üreten yurttaşlarıdır. Onları “odayı yıkan” bir tehdit olarak sunmak, aslında odayı bilerek yıkmaktır.

Ve belki de en tehlikelisi şudur: Bu tür yapımlar, şiddeti doğrudan üretmez; şiddetin ahlaki zeminini hazırlar. “Biz sadece soru sorduk” denir. “Biz sadece tartıştık” denir. Ama o soruların ve tartışmaların kime mal olduğu hiç konuşulmaz.

Bir çocuğun odası yıkılıyorsa, bunun nedeni gökkuşağı değildir. Odayı yıkan, nefretin kamusal dilde normalleştirilmesi; şiddetin ve ayrımcılığın meşru hale getirilmesidir. Bu dil değişmeden ne çocuklar korunur ne de toplum ayakta kalır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.