SON DAKİKA

#Mobbing

HABER DEĞER - Mobbing haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mobbing haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağır hastalar 200 kilometre yol gitmek zorunda bırakılıyor Haber

Ağır hastalar 200 kilometre yol gitmek zorunda bırakılıyor

Sağlıkta özelleştirme politikaları ve personel dağılımındaki adaletsizlik, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yurttaşların sağlık hizmetine erişimini her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Hakkâri’de yaşayan ağır hastalar, üniversite ya da şehir hastanesi bulunmaması nedeniyle yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Van’a sevk edilmek zorunda kalıyor. Bölgesel eşitsizlik hayati risk yaratıyor Van-Hakkâri Tabip Odası Başkanı Op. Dr. Ahmet Koç, kentte üçüncü basamak sağlık hizmetinin olmamasının ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti. Koç, Hakkâri ve Yüksekova’da ağır hastaların Van’a sevk edildiğini, bu durumun hem zaman kaybına hem de trafik kazası riskine yol açtığını söyledi. Koç, “Bu tablo, yurttaşların sağlığını doğrudan tehdit ediyor” dedi. Hekim ve sağlık emekçisi açığı derinleşiyor BirGün’den Ada Sude Atak’ın haberine göre, hekim dağılımındaki eşitsizlik nedeniyle Doğu ve Güneydoğu’da bin kişiye düşen hekim sayısı 1–2 arasında değişiyor. Sağlık meslek örgütleri, Hakkâri’de yalnızca hekim değil; hemşire, ebe, tekniker ve tıbbi sekreter açığının da kritik boyuta ulaştığını belirtiyor. Zor koşullarda çalışan sağlık emekçileri ise mobbing, izin sorunları ve yoğun iş yüküyle karşı karşıya kalıyor. Mecburi hizmetini tamamlayan birçok hekimin kentten ayrılmak istemesi, sorunu daha da büyütüyor. SES raporu tabloyu ortaya koydu Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Hakkâri Şubesi tarafından hazırlanan raporda, kentteki sağlık sorunları çarpıcı başlıklarla sıralandı. Rapora göre il genelinde ciddi personel eksikliği bulunuyor, aile sağlığı merkezleri ve devlet hastanelerinin fiziki koşulları yetersiz kalıyor. Yüksekova Devlet Hastanesi’nde anjiyo ünitesi yokken; Çocuk Ergen Madde Bağımlılığı Merkezi (ÇEMATEM), Alkol ve Madde Bağımlılığı Merkezi (AMATEM) ve Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) de il genelinde bulunmuyor. Merkez ve Yüksekova’da Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi olmaması ise kadınlar ve çocuklar açısından ayrı bir mağduriyet yaratıyor. Sağlık meslek örgütleri, Hakkâri’de yaşananların yalnızca bir bölgenin değil, tüm Türkiye’nin sağlık politikalarına dair yapısal bir sorun olduğunu vurguluyor. Yurttaşların yaşam hakkının korunabilmesi için bölgesel eşitsizlikleri giderecek kamucu ve eşitlikçi sağlık politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor.

Üvey anne’ ifşası sonu oldu Haber

Üvey anne’ ifşası sonu oldu

Magazin gündemine bomba gibi düşen "Bez Bebek" kavgasında fatura kesildi. Dizideki rol arkadaşı Asena Keskinci’nin, "Sette bana kötü davranırdı, annemle babamın ayrılmasına sebep oldu, o benim üvey annem" şeklindeki şoke edici ifşalarının ardından sunucu ve oyuncu Evrim Akın, Kanal D ekranlarındaki işinden oldu. Sessiz sedasız yollar ayrıldı Kanal D yönetimi, yıllardır ‘Ev Gezmesi’ programını sunan Evrim Akın ile ilgili kararını verdi. Akın, hakkındaki iddiaları kesin bir dille yalanlayıp "Algı operasyonu yapılıyor" dese de programdan sessiz sedasız çıkarıldı. Kanalın, Akın’ın yerine ünlülerin evlerini gezmesi için deneyimli magazin muhabiri Asiye Acar’ı getirdiği öğrenildi. Ne olmuştu? "Bu kadın benim üvey annem" 2007-2010 yılları arasında yayınlanan "Bez Bebek" dizisinin çocuk yıldızı Asena Keskinci, geçtiğimiz günlerde eski defterleri açarak ortalığı karıştırmıştı. Keskinci, Evrim Akın’ın sette kendisine mobbing uyguladığını iddia etmiş ve daha da ileri giderek özel hayatıyla ilgili şu çarpıcı açıklamayı yapmıştı: "Annemle babamın boşanmasında payı var. Bu kadın, benim üvey annem oluyor. Hâlâ beraberler, babamla aynı evde yaşıyorlar." "Ağlamaktan bitap düştüm" demişti İddiaların odağındaki Evrim Akın ise avukatı aracılığıyla suçlamaları reddetmişti. Psikolojik olarak zor günler geçirdiğini belirten Akın, "Bu algı operasyonu sinirimizi bozdu. İnanın oturduğum koltuktan kalkamıyorum. Ağlamaktan bitap oldum" diyerek kendini savunmuştu. Ancak bu savunma, ekran macerasının sona ermesine engel olamadı.

Habertürk Emekçileri’nden çarpıcı iddialar: Ersoy döneminde ayrımcılık, kayırma ve taciz yaygınlaştı Haber

Habertürk Emekçileri’nden çarpıcı iddialar: Ersoy döneminde ayrımcılık, kayırma ve taciz yaygınlaştı

Habertürk çalışanları, Ersoy hakkındaki iddiaları topluca kamuoyuyla paylaştı Habertürk TV’nin eski Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından, kurum içinden “Habertürk Emekçileri” adıyla paylaşımlar yapan hesap, Ersoy’un yöneticilik dönemine ilişkin ağır iddialar ortaya attı. Paylaşımlarda, ekran yüzlerinin seçilmesinden yayın politikalarına, çalışanlara yönelik baskıdan kadın gazetecilere uygulanan tacize kadar birçok başlık yer aldı. İddialar, kurum içindeki bazı yurttaşların uzun süredir dile getirdiği rahatsızlıkları yeniden gündeme taşıdı. “Ekrana çıkardığı kadınları partilere götürüyor, önceki yönetim sessiz kalıyordu” Hesabın ilk paylaşımlarında, Ersoy’un birlikte olduğu kadınları ekranda görünür hale getirdiği, bu kişilerin katıldığı “çirkin partilere” ilişkin şikâyetlerin önceki yönetim tarafından dikkate alınmadığı belirtildi. Yönetim değişikliğinin ardından oluşan boşluğu fırsat bilen Ersoy’un kurum içi dengeleri daha da bozduğu iddia edildi. “İlişkiyi reddeden kadın gazeteciler işsiz bırakıldı” Paylaşımlarda, Ersoy ile birlikte olmayı reddeden bazı kadın çalışanların mobbing ve dışlama yoluyla işten ayrılmaya zorlandığı öne sürüldü. Hesap, “Bu yüzden ayrılmak zorunda kalan arkadaşlarımız var, hakları geri verilmeli” ifadelerini kullandı. “Deneyimi olmayan sevgilisini ekran yüzü yaptı, muhabirleri eledi” İddialara göre Ersoy, hiçbir saha deneyimi olmayan sevgilisi Kübranur Uslu’yu ekranda görünür hale getirdi ve özel yayınlara yönlendirdi. Habertürk’ün tecrübeli muhabirleri ise dışlanarak Suriye gibi zorlu bölgelere gönderildi. “Editörleri yıldıran Semiha Şahin'in şikâyeti sonrası editör işten atıldı” Diğer bir iddia, kanalın ayrıcalıklı isimlerinden Semiha Şahin’in soruları soramaması nedeniyle editörlerle yaşadığı gerginliği Ersoy’a iletmesinin ardından editör Mustafa Yıldız’ın işten çıkarıldığı yönünde. “Birlikte olduğu Gizem Ösün’e özel program verildi, kurum aracı tahsis edildi” Ersoy’un ilişki yaşadığı dış haberler editörü Gizem Ösün’ün de özel olarak ekrana çıkarıldığı, boşanma sürecinin ardından lüks mekanlarda birlikte görüldükleri ve Ösün’e özel program verildiği öne sürüldü. Ayrıca, Ösün’ün evden işe getirilip götürülmesi için Habertürk'ün şoförlü aracının tahsis edildiği iddia edildi. “Fuhuş ağına dahil kişiler kurum içinde kayırıldı” Habertürk Emekçileri, Ersoy’un isminin geçtiği “fuhuş ağı soruşturması”na atıfla, bu yapının içinde oldukları öne sürülen bazı kişilerin Habertürk binasında “dokunulmaz” hale geldiğini savundu. Bu kişilerin içeride her alanda kayırıldığı iddia edildi. “Pınar Hortoğlu kadınları kontrol eden ‘bekçi’ gibi davranıyordu” Paylaşımlar, Ersoy'un birlikte olduğu kadınların düzenini sağlayan kişinin Pınar Hortoğlu olduğu iddiasını da içerdi. Hortoğlu’nun bu kadınları kontrol eden bir “bekçi” gibi hareket ettiği öne sürüldü. “TMSF yönetimine çağrı: Çarkı durdurun, çalışanları koruyun” Çalışanlar, TMSF yönetiminin bazı olumlu adımlar attığını ancak “çarpık yapıyı tamamen bitirmesi” gerektiğini belirterek, yalnızca işini yapan gazetecilerin korunması gerektiğini ifade etti. Kurumsal açıklama ve soruşturma süreci yakından izleniyor Habertürk’ten, iddialara ilişkin yeni bir kurumsal açıklama yapılmazken, Mehmet Akif Ersoy hakkında devam eden soruşturmanın seyri medyada yakından takip ediliyor. Çalışanlar ise kurumun “temizlenmesi” talebiyle daha fazla iddianın ortaya çıkabileceğini belirtiyor.

Rasim Ozan Kütahyalı: Nur Köşker bana Habertürk’teki tacizleri kanıtlarıyla anlattı… Başka Nur’lar da var Haber

Rasim Ozan Kütahyalı: Nur Köşker bana Habertürk’teki tacizleri kanıtlarıyla anlattı… Başka Nur’lar da var

Kütahyalı: “Nur Köşker aylar önce ofisime geldi, her şeyi kanıtlarıyla anlattı” Mehmet Akif Ersoy’un uyuşturucu soruşturması kapsamında tutuklanmasının ardından Habertürk’teki karanlık iddialar derinleşiyor. Bu kez gazeteci Rasim Ozan Kütahyalı, X hesabından yaptığı açıklamayla gündemi sarsan yeni bir iddia ortaya attı. Kütahyalı, eski Habertürk spikeri Nur Köşker’in aylar önce avukatının ofisine gelerek kendisine taciz ve tehdit süreçlerini tüm detayları ve kanıtlarıyla anlattığını söyledi. Kütahyalı paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Nur Köşker, aylar önce avukatımın ofisinde bana da HABERTÜRK karanlığında tüm yaşadıklarını, ‘Ya benimle seks yaparsın ya da bitersin’ tacizlerini, çektiği eziyetleri kanıtlarıyla anlattı. Ben de gereken yerlere intikal ettirdim.” Açıklama, taciz iddialarına ilişkin süreçte yeni bir safhaya işaret etti. “Nur Köşker Yalnız Değil… Başka Nur’lar da Var” Kütahyalı’nın paylaşımındaki en dikkat çekici ifade, Habertürk’te yalnızca Köşker’in değil, başka kadınların da benzer süreçler yaşadığına dair ima oldu. Kütahyalı şöyle yazdı: “Nur Köşker yalnız değil. Başka Nur’lar da var…” Bu sözler, kurumsal bir taciz ve baskı iddiasının varlığına dair kamuoyunda soru işaretlerini artırdı. Habertürk krizi derinleşiyor: Taciz, mobbing ve soruşturma baskısı Nur Köşker dün yaptığı açıklamada, Mehmet Akif Ersoy tarafından sistematik biçimde taciz edildiğini, LED ekran önüne geçmesini isteyen cinsel içerikli mesajlar aldığını ve ekrandan almakla tehdit edildiğini söylemişti. Köşker, “Boyun eğmezsem masada haber yazarsın dediler, istifa etmek zorunda kaldım” demişti. Ersoy ise uyuşturucu dosyasında “uyuşturucu kullanma”, “kullanılmasına imkân sağlama”, “cinsel ilişkiden menfaat sağlama” suçlamalarıyla tutuklu bulunuyor. Kütahyalı’nın açıklamasıyla birlikte iddialar artık yalnızca kişisel değil, kurumsal bir karanlık düzen tartışmasına dönüşmüş durumda. Soruşturmanın seyri değişebilir Kütahyalı’nın “kanıtları gereken yerlere ilettim” sözleri üzerine hem taciz iddialarının hem de Ersoy’la ilgili soruşturmanın kapsamının genişletilmesi gündeme gelebilir. Habertürk yönetimi ise henüz yeni bir açıklama yapmadı. Kütahyalı'nın X paylaşımı:

Nur Köşker'den Mehmet Akif Ersoy’a taciz suçlaması: Uzun süreli bir taciz ve tehdit döngüsü yaşadım Haber

Nur Köşker'den Mehmet Akif Ersoy’a taciz suçlaması: Uzun süreli bir taciz ve tehdit döngüsü yaşadım

Eski Habertürk spikeri Köşker, suskunluğunu tutuklama kararının ardından bozdu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu soruşturmasında eski Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un tutuklanmasının ardından dikkat çeken yeni bir iddia ortaya çıktı. Habertürk’ten ayrılan eski spiker Nur Köşker, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Ersoy tarafından uzun süre taciz edildiğini, mobbing ve işten çıkarma tehdidiyle baskılandığını söyledi. Köşker, “Kendimi güvende hissetmediğim için sustum. Çok karanlık bir adamdı” dedi. “Uzun süreli bir taciz vardı, boyun eğmezsem ekrandan almakla tehdit etti” Köşker paylaşımında, tacizin Ersoy’un genel yayın yönetmenliği döneminden önce başladığını belirterek şunları söyledi: “Uzun süredir devam eden bir taciz süreci vardı. Genel yayın yönetmeni olur olmaz ‘eğer boyun eğmezsen seni ekrandan alırım’ diye tehdit etmeye başladı. ‘Ya bu iş böyle olur ya da masada haber yazarsın’ dedi. O gün o odaya telefonumun ses kaydını açarak girmediğime pişmanım.” Köşker, baskı sonrası istifa etmek zorunda kaldığını ifade etti: “İstifa ettim, kanaldan ayrıldım. Herkese ‘editörlük teklif edildi, istemedim’ diyordum. Çünkü anlatacak güvenli bir ortam yoktu.” “Sabahın 5’inde etek giydiğim için led’in önüne geçmemi istiyordu” Köşker’in açıklamasındaki en çarpıcı bölüm, Ersoy’un attığı mesajlara ilişkin sözler oldu: “Sabah 5’te mesaj atıp ‘Endamını masanın arkasına saklamışlar, yönetmene söyle LED’in önüne geç’ diyordu. Ben bunu yazarken bile utanıyorum, kendisi hiç utanmıyordu. Üstümde etek vardı ve bunu biliyordu.” Köşker, Ersoy’un yıllarca başına bir şey gelmediği için güçlendiğini düşündüğünü söyleyerek, “Böyle birinin karşısında güvende hissetmek mümkün değildi” dedi. Köşker: “Bir yıl işsiz kaldım, ülkeyi terk etmek zorunda kaldım” Taciz ve tehdidin iş yaşamını tamamen altüst ettiğini belirten Köşker, yaşadığı baskılar yüzünden hem kariyerinin hem özel hayatının büyük darbe aldığını ifade etti: “Bir yıl işsiz kaldım. Sonrasında da bu ortamdan, bu baskıdan uzaklaşmak için ülkeyi terk etmek zorunda kaldım.” Ersoy hakkındaki soruşturma genişliyor Mehmet Akif Ersoy, uyuşturucu soruşturması kapsamında “uyuşturucu kullanma”, “kullanılmasına yer ve imkân sağlama” ve “cinsel ilişkiden menfaat sağlama” suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Savcılık sevk yazısında, Ersoy’un kadınları uyuşturucu ortamlarına çekerek çevresine ve kendisine menfaat sağladığı iddia edilmişti. Köşker’in açıklamaları sonrası Ersoy’a yönelik iddiaların kapsamının genişlemesi bekleniyor. Köşker'in sosyal medya paylaşımı:

5 Aralık’ın 91 yıllık gerçeği Haber

5 Aralık’ın 91 yıllık gerçeği

5 Aralık’ın tarihi: Sandığa giriş hakka dönüşmedi Türkiye’de kadınlar 1930’da belediye seçimlerine, 1933’te muhtarlığa, 5 Aralık 1934’te ise milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuştu. Bu adım genç Cumhuriyet’in en önemli reformlarından biri olarak tarihe geçti. 1935 seçimlerinde 18 kadın milletvekili Meclis’e girdi ve Türkiye o dönem dünya ortalamasının üzerinde temsil oranına ulaştı. Ancak 91 yıl sonra tablo tam tersine döndü; TBMM’deki kadın oranı hâlâ yüzde 20’nin altında. Türkiye, 185 ülke arasında 126’ncı sıraya gerileyerek, elde ettiği tarihi kazanımı sürdüremeyen ülkeler arasında yer aldı. Bu durum, siyasal hakların kağıt üzerinde tanınmasının gerçek eşitliği yaratmadığını açık biçimde gösteriyor. Türkiye’de kadın hakları: Kazanımların gölgesinde gerileme Kadınlara siyasal hakların erken verilmesi Türkiye açısından önemli olsa da, son yıllarda bu hakların pratik karşılığı zayıfladı. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılması, kadınların yaşam hakkını doğrudan ilgilendiren bir geri adım olarak değerlendirildi. Kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümleri her yıl artarken, ekonomik krizin derinleşmesi kadınların güvencesiz işlerde yoğunlaşmasına yol açtı. Sosyalist-feminist bakış açısıyla bakıldığında, kadınların siyasetten ve ekonomik kararlardan dışlanması tesadüf değil; bakım emeğini ücretsiz sürdüren, düşük ücretli işlerde çalışan, yoksulluğu omuzlayan kadın emeğine bağımlı bir ekonomik düzenin sonucu. Dünya genelinde patriyarka yeni biçim alıyor Uluslararası veriler, sorunun sadece Türkiye’ye özgü olmadığını gösteriyor. Dünya parlamentolarında kadın temsili ortalama yüzde 27 düzeyinde. Kadın siyasetçiler, şiddet, mobbing ve cinsiyetçi saldırılarla karşı karşıya kalıyor. Neoliberal politikaların baskın olduğu bu dönemde kadınların siyasal alandan uzak tutulması, güvencesiz ve düşük maliyetli kadın emeğini artırarak ekonomik düzeni ayakta tutuyor. Sosyalist-feminist teori bu nedenle eşitsizliği sadece kültürel değil, yapısal bir sorun olarak değerlendiriyor. Mücadele olmadan haklar yaşamaz 5 Aralık’ın anlamını büyüten şey, devletin verdiği haklar değil, bu hakların arkasındaki kadın mücadelesi. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan kadın hareketi, 1980 sonrası bağımsız feminist örgütlenmeler, 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşleri, İstanbul Sözleşmesi için sürdürülen mücadele; bugün hâlâ Türkiye toplumunun en güçlü demokratik direniş damarını oluşturuyor. Bu miras, hakların ancak örgütlü mücadeleyle korunduğunu bir kez daha kanıtlıyor. 5 Aralık teşekkür günü değil, hesap sorma günüdür 5 Aralık, kadınların siyasal haklarının başlangıç noktası olsa da, gerçek eşitliğin hâlâ kurulmadığını gösteren bir uyarıdır. Kadınların temsil edilmediği bir Meclis, kadınların güvenliğinin sağlanmadığı bir ülke, bakım emeğinin tüm yükünü kadınların sırtına bırakan bir ekonomi; demokratik bir düzen değil, erkek egemen bir yapı yaratır. Sosyalist-feminist bakış açısıyla 5 Aralık, ancak kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal alanda eşitlik mücadelesinin yükseltildiği bir gün olursa gerçek anlamına kavuşabilir.

Yedi yıllık mesajlar ortaya saçıldı: Set arkasında neler yaşandı? Haber

Yedi yıllık mesajlar ortaya saçıldı: Set arkasında neler yaşandı?

Eski set arkadaşları arasındaki gerilim kamuoyuna taşındı. Bir döneme damga vuran Bez Bebek dizisinin oyuncularından Asena Keskinci, sosyal medyada yayımladığı video ile rol arkadaşı Evrim Akın hakkında ağır iddialar ortaya attı. Keskinci, “mobbing” yaşadığını savunarak, Akın’ın yıllardır babasıyla aynı evde yaşadığı öne sürüsünü de gündeme getirdi ve yaşadıklarını “ifşa” başlığıyla kamuoyuna açtı. “Diziden attırırsam ne olur?” sözü tartışmanın fitilini ateşledi. Keskinci, sette herkesin Akın’dan çekindiğini ileri sürerken, kendisine yönelik “Bir de ben seni bu diziden attırırsam ne olur?” şeklinde ifadeler kullanıldığını iddia etti. Ayrıca yapım ekibinin, rol arkadaşı hakkında “ağır ilaçlar kullandığı” yönünde telkinlerle, kendisinden “alttan almasını” istediğini öne sürdü ve bu süreçte oyuncu değişikliğine gidildiğini iddialarına ekledi. Evrim Akın sessizliğini bozdu, kameralar önünde ağladı. Gündem olan açıklamaların ardından Akın ilk kez doğrudan konuştu. “İyilikten başka ne yaptım?” diyerek gözyaşlarına hâkim olamayan oyuncu, kendisine yönelik bir “algı operasyonu” yürütüldüğünü savundu. Duygusal anların yaşandığı açıklamada Akın, iddiaların kendisini yıprattığını ve yıllardır sürdürdüğü ilişkilerin “iyilik üzerinden okunması gerektiğini” söyledi. Mesajlar ortaya saçıldı, delil tartışması yeni bir boyut kazandı. Akın, savunmasını yalnızca sözle sınırlı bırakmadı; Asena Keskinci ile “7 yıl önce”ye tarihlenen mesajlaşmaları sosyal medya hesabında paylaştı. Bununla da yetinmeyen oyuncu, Keskinci’nin annesiyle yaptığı yazışmaları da yayımlayarak, iddialara “belgeyle” karşılık vermeyi tercih etti. Avukattan karşı hamle geldi, “travma” vurgusu yapıldı. Keskinci’nin avukatı Feyza Altun, yazılı bir açıklama yaparak müvekkilinin çocukluk ve gençlik döneminde yaşadıklarının “duygusal ve fiziksel şiddet” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamada, travmaların görünür olmasının yıllar alabileceği, tek bir tetikleyici olayın dahi tüm yükü ortaya çıkarabileceği vurgulandı ve “Hukuk önünde gerçeklerin açığa çıkması” kararlılığı ifade edildi. Destek ve karşıt açıklamalar cepheleşmeyi büyüttü. Keskinci’nin paylaşımlarının ardından dizi ekibinden bazı isimlerin destek mesajları vermesi, bazı isimlerin ise Akın’ın yanında durması krizi ikiye böldü. Sosyal medya, izleyici yorumlarıyla adeta bir açık mahkeme salonuna döndü; “ifşa” ile “savunma” arasında gidip gelen mesajlar gündemi belirledi. Gözler hukuki sürece çevrildi, son söz mahkemenin olacak. Taraflardan gelen karşılıklı açıklamalar, tartışmayı magazin sınırlarının dışına taşıdı. Şimdi merak edilen, iddiaların yargı önüne taşınıp taşınmayacağı ve paylaşılan mesajların hukuki karşılığının ne olacağı. Kamuoyu, “gözyaşı mı, belge mi?” sorusunun yanıtını adli süreçte arayacak.

İş yerinde mobbing iddiası: Cinsiyetçi söze itiraz eden çalışan işten atıldı Haber

İş yerinde mobbing iddiası: Cinsiyetçi söze itiraz eden çalışan işten atıldı

“Gelinlik giydirip ormana atmasınlar” İbrahim Türk, resmi X hesabında yaptığı paylaşımda, çalışmaya başladığı şirkette bir çalışma arkadaşının kendisine, “Sana gelinlik giydirip ormana atmasınlar…” dediğini aktardı. Türk, bu ifadeyi “cinsiyetçi, tehdit içeren ve psikolojik taciz” olarak tanımladı. Avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulunduğunu belirtirken, şirketin tepkisinin kendisini işten çıkarmak olduğunu, söz konusu ifadeyi kullandığı iddia edilen kişinin ise görevine devam ettiğini iddia etti. Toplumsal cinsiyet eşitliği ve iş yerleri Kadın-erkek eşitliği ya da cinsiyet temelli ayrımcılık yalnızca bireysel hak ihlali değil, iş yerinde tüm çalışanların güvenliği ve refahı açısından kritik bir mesele. Bir çalışanın cinsiyetçi sözlere maruz kalması, yalnızca onun kişisel onurunu değil, kurumun eşitlik ilkesini de ihlal ediyor. Uzmanlara göre bu tür vakalar, iş yerlerinde cinsiyet temelli şiddet ve mobbingin hala yeterince ciddiye alınmadığını gösteriyor. İş Kanunu ve uluslararası sözleşmeler, eşitlik ve ayrımcılık yasağını açıkça vurgulasa da uygulamada mağdurlar çoğu kez sessiz kalmaya zorlanıyor. Eşitlik mücadelesi Sivil toplum kuruluşları ve kadın örgütleri, benzer vakalarda işverenlerin tavrının belirleyici olduğunu vurguluyor: “Tacizi yapan değil, buna karşı çıkan cezalandırılıyorsa, iş yerinde eşitlikten söz edilemez.” Toplumsal cinsiyet eşitliği, yalnızca kadınların değil, tüm çalışanların hak mücadelesinin parçası. Eşitlikçi ve güvenli iş yerleri için: Cinsiyetçi söylemlere sıfır tolerans, Mağduru değil faili sorumlu tutan politikalar, Etkin iç denetim ve yaptırımlar gerekiyor. İbrahim Türk’ün iddiaları, iş yerlerinde toplumsal cinsiyet eşitliği meselesinin ne kadar güncel olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Çalışanların onurunu, güvenliğini ve eşitliğini korumak, yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluk.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.