SON DAKİKA

#Özgürlük

HABER DEĞER - Özgürlük haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Özgürlük haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kılıçdaroğlu Mersin'de: "Verin iktidarı, göreceksiniz hizmet nasıl olur" Haber

Kılıçdaroğlu Mersin'de: "Verin iktidarı, göreceksiniz hizmet nasıl olur"

Temsili Yörük göçü yürüyüşüyle başlayan şenlikte halkı selamlayan Kılıçdaroğlu'na hediye edilen Yörük sopası için yaptığı esprili çıkış ve "Köklerim Yörük" vurgusu dikkat çekti. "Köklerim yörük, o kültürü yaşadım" Yörük kültürünün yabancısı olmadığını ve bu yaşam biçimini çocukluğunda bizzat tecrübe ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, coşkulu kalabalığa hitaben yaptığı konuşmada, "Burada bulunmaktan, bir Yörük şenliğinde olmaktan son derece mutluyum. Köklerimin de bir Yörük olduğunu, Yörük kültürünü bildiğimi ve o kültürü çocukluğumda yaşadığımı da ayrıca sizlere ifade etmek isterim. Yörük özgürlük demektir, alın teri, dayanışma demektir. Hiç kimse unutmasın, Torosların çadırı Türkiye'nin umududur" ifadelerini kullandı. "Verin iktidarı, hizmet nasıl olur gösterelim" Siyasetin insanların hayatına dokunması gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, hayvancılıkla uğraşan vatandaşların yem, ulaşım, su ve elektrik maliyetlerini hafifleteceklerini belirterek şunları söyledi: "Biz Türkiye'nin neresinde olursa olsun eğer bir Yörük çadırı varsa oraya hizmet götürmeye ant içtik, bunu yapacağız. Ama sizden tek destek istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy istiyoruz. Verin iktidarı, göreceksiniz hizmet nasıl olur. Hayvancılık değerleri nasıl korunur, bunların hepsini yapacağız. Sorunları çözmeyen bir siyaset bizatihi kendisi sorun olur." Konuşmanın ardından Kılıçdaroğlu ve beraberindeki belediye başkanları ile protokol heyeti, alandaki Yörük çadırlarını tek tek gezerek vatandaşlarla sohbet etti ve bölge sakinlerinin sorunlarını dinledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir? Haber

Özgürlük ve Adalet Mücadelesinin Sembol İsmi: Zehra Nurulhak Kaya Kimdir?

Annesi Hüda Kaya ve kız kardeşleriyle birlikte henüz lise yıllarında haksız ve ağır yargılamalara maruz kalan Nurulhak, genç yaşını cezaevi koridorlarında ve zindan hücrelerinde göğüslediği ağır bedellerle geçirdi. Özgürlük, insan hakları ve inanç özgürlüğü mücadelesinden bir an olsun taviz vermeyen Nurulhak, yaşamı boyunca vicdanın, onurun ve haysiyetli bir direnişin simgesi oldu. Sınıftan Zindanlara Uzanan Hukuksuzluk Süreci Türkiye'de 28 Şubat sürecinin en sert etkilerinin hissedildiği dönemde, Malatya İnönü Üniversitesi'nde ve liselerde başlatılan başörtüsü yasağına karşı halkın yürüttüğü haklı direnişe katılan Nurulhak, bir basın temsilcisi olarak da eylemleri yakından takip ediyor, yaşanan hak ihvallerini duyuruyordu. Nisan ayında başlayıp Mayıs ayına kadar aralıksız devam eden eylemlerde aktif rol alan Nurulhak ve ailesi hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkartıldı. 18 Mayıs 1999 tarihinde, Malatya İmam Hatip Lisesi'nde son sınıf öğrencisiyken ders sırasında okula gelen terörle mücadele ekipleri tarafından kelepçelenerek sınıflarından alındılar. Ertesi gün, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarının yapıldığı günlerde, özgürce yaşamak ve inançlarını savunmak isteyen üç kız kardeş polis eşliğinde emniyet ve adliye koridorlarında dolandırıldı, ağır ve psikolojik baskı içeren sorgulardan geçirildi. Çıkarıldıkları Malatya Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde (DGM), "Anayasal düzeni zorla değiştirip yerine şeriat devleti kurmaya kalkışmak" gibi akıl almaz suçlamalarla, anneleri Hüda Kaya ile birlikte idam talebiyle yargılandılar. Malatya Cezaevi'ne gönderilen Nurulhak ve ailesi, ilerleyen yıllarda Ağrı, Konya, Bandırma ve Bayrampaşa gibi farklı cezaevlerine sürgün edilerek mücadele hayatlarında ilk defa zindanlarda birbirlerinden ayrı düşürüldü. Cezaevi Yılları Yaşıtları üniversite sınavlarına hazırlanırken, genç yaşını cezaevlerinin soğuk ve kasvetli duvarları arasında geçiren Nurulhak; gitar çalan, gazeteci olmak isteyen, kitap okuyan ve yalnızca kendisi için değil bütün insanlık için adalet ve özgürlük talep eden aydınlık bir zihne sahipti. Çeşitli suçlularla aynı koğuşları paylaşmak zorunda bırakıldığı zorlu cezaevi koşullarında dahi inancından, estetik duyarlılığından ve mücadele azminden vazgeçmedi. Zindan günlerinde cezaevinde yolu kesişen çocukların bakımını üstlenecek kadar merhametli, hücredeyken bile yoldaşlarının en büyük desteği olacak kadar iradeliydi. Yargılamalar sonucunda verilen hapis cezalarının ardından, 24 Nisan 2004 tarihinde Bandırma Cezaevi'nden tahliye oldu. Cezaevinden çıktıktan sonra dahi hakikatten ve mazlumların yanında durmaktan geri adım atmadı. Bıraktığı Miras Cezaevinden çıktıktan kısa bir süre sonra, 6 Ağustos 2005 tarihinde Bandırma'da cezaevinde yattığı sahil ilçesinde, yoldan çıkan bir aracın devrilerek çarpması sonucu henüz 26 yaşında Hak'ın rahmetine kavuştu. Kaza anında yanında kardeşi İntisar, arkadaşı Gülay Tekeli ve İLK-DER Genel Başkanı Özden Sönmez bulunuyordu. Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Sultan Mezarlığı'nda toprağa verilen Zehra Nurulhak'ın tabutuna, uğruna hapis yattığı başörtüsü ve hiç giyemediği gelinliğinin duvağı örtüldü. Genç yaşını zindanlarda tüketen, bir şairin dizelerinde olduğu gibi "sen ölmekten değil yaşayamamaktan kork dostum" bilinciyle yaşayan Nurulhak'ın el yazısıyla not defterinin ilk sayfasında yer alan satırlar, onun dünyaya bakışını özetliyordu: "Ve Azrail elma derse çık git ayaktan. Ardına hiç bakmadan." Ölüm yıl dönümünde; 28 Şubat zihniyetinin ve haksız hukuk sistemlerinin genç bir ömürden koparıp aldığı Zehra Nurulhak Kaya'yı; insan hakları, özgürlük ve adalet yolunda ödediği ağır bedellerle, bıraktığı inanç mirası ve tertemiz hatırasıyla saygı, sevgi ve rahmetle anıyoruz. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Orwell’in en sert siyasi eleştirisi: Hayvan Çiftliği ne anlatıyor? Haber

Orwell’in en sert siyasi eleştirisi: Hayvan Çiftliği ne anlatıyor?

Kitapta bir grup çiftlik hayvanı, kendilerini sömürdüklerini düşündükleri insanlara karşı ayaklanarak yönetimi ele geçiriyor. Başlangıçta eşitlik ve özgürlük vaat eden bu yeni düzen, zamanla eski sistemi aratmayan baskıcı bir yapıya dönüşüyor. Romanın en çarpıcı yönü de burada ortaya çıkıyor: İktidar değişiyor, ancak güç yeniden belirli bir grubun elinde toplanıyor. Orwell’in yarattığı hikâye özellikle Sovyetler Birliği’ne ve Josef Stalin dönemine yönelik bir eleştiri olarak yorumlanıyor. Kitaptaki karakterlerin büyük bölümü gerçek siyasi figürleri temsil ederken, olay örgüsü de devrim sonrası yaşanan güç mücadelelerine gönderme yapıyor. Romanın en bilinen cümlelerinden biri olan “Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar daha eşittir” ifadesi ise yıllardır siyasi tartışmaların sembollerinden biri olarak kullanılmaya devam ediyor.Eleştirmenlere göre bu söz, iktidarın zamanla kendi ayrıcalıklı sınıfını yaratmasını anlatan en güçlü siyasi eleştirilerden biri olarak görülüyor. Eleştirmenlere göre romanın kalıcı olmasının nedeni, belirli bir dönemi anlatmakla sınırlı kalmaması. Çünkü kitap, gücün denetlenmediği her sistemde benzer sonuçların ortaya çıkabileceğini savunuyor. George Orwell kimdir? 1903 yılında Hindistan’da doğan George Orwell, gerçek adıyla Eric Arthur Blair, 20. yüzyılın en etkili siyasi yazarlarından biri olarak kabul ediliyor. İngiltere’de eğitim gören Orwell, genç yaşta sömürge polisliği yaptı ancak daha sonra bu sisteme karşı sert eleştiriler yöneltti. Gazetecilik ve yazarlık kariyeri boyunca yoksulluk, eşitsizlik, savaş ve baskıcı yönetimler üzerine yoğunlaştı. Özellikle İspanya İç Savaşı sırasında yaşadıkları, onun siyasi düşüncelerini büyük ölçüde şekillendirdi. Orwell’in eserlerinde en dikkat çeken tema ise propaganda ve devlet kontrolü oldu. Hayvan Çiftliği ve daha sonra yayımlanan 1984, yalnızca edebiyat dünyasında değil siyasi tartışmalarda da en çok referans verilen kitaplar arasına girdi. 1950 yılında hayatını kaybeden Orwell’in eserleri bugün hâlâ dünyanın birçok ülkesinde okunmaya devam ediyor. Özellikle Hayvan Çiftliği, devrimlerin nasıl yozlaşabileceğini anlatan en güçlü siyasi romanlardan biri olarak görülüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Demokrasi tartışmalarının temelindeki kitap: Toplum Sözleşmesi Haber

Demokrasi tartışmalarının temelindeki kitap: Toplum Sözleşmesi

Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau tarafından kaleme alınan eser, aradan geçen yüzyıllara rağmen hâlâ siyaset dünyasının en tartışmalı metinlerinden biri olarak görülüyor. “İnsan özgür doğar, ama her yerde zincire vurulmuştur” cümlesiyle başlayan kitap, yalnızca bir siyaset teorisi değil; aynı zamanda iktidarın kaynağını sorgulayan sert bir manifesto niteliği taşıyor. Rousseau’ya göre meşru yönetimin tek kaynağı halkın ortak iradesi, yani “genel irade” olmalıydı. Bu fikir, daha sonra modern demokrasilerin temel taşlarından biri hâline geldi. Kitap yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandırdı. Çünkü Rousseau, kralların ve aristokratların mutlak otoritesini açık biçimde sorguluyordu. Ona göre devletin amacı halka hükmetmek değil, halkın ortak çıkarını korumaktı. Bu yaklaşım, özellikle Fransız Devrimi’nin fikir altyapısını şekillendiren en önemli düşüncelerden biri olarak kabul edildi. Ancak Toplum Sözleşmesi yalnızca özgürlük fikrini savunan bir eser olarak değerlendirilmiyor. Bazı siyaset bilimcilere göre Rousseau’nun “genel irade” kavramı, çoğunluğun baskısını meşrulaştırabilecek tehlikeli bir alan da yaratıyor. Bugün seçimler, temsil krizi, siyasi kutuplaşma ve halk iradesi tartışmaları yeniden gündemdeyken, Rousseau’nun fikirleri de tekrar yoğun biçimde tartışılıyor.Kitap hâlâ güncelliğini koruyor çünkü temel soru değişmedi: Halk gerçekten kendi kendini yönetebilir mi? Jean-Jacques Rousseau kimdir? 1712 yılında Cenevre’de doğan Jean-Jacques Rousseau, Aydınlanma Çağı’nın en etkili düşünürlerinden biri olarak kabul ediliyor. Çocuk yaşta annesini kaybeden Rousseau, gençlik yıllarında farklı işlerde çalıştı ve uzun süre düzensiz bir hayat sürdü. Ancak zamanla edebiyat ve felsefeye yönelerek Avrupa’nın en dikkat çeken isimlerinden biri hâline geldi. Rousseau’nun fikirleri dönemin yöneticilerini rahatsız etti. Özellikle din, eşitsizlik ve yönetim anlayışına yönelik eleştirileri nedeniyle eserleri yasaklandı, hakkında tutuklama kararları çıkarıldı ve yıllarca sürgün hayatı yaşadı. Düşünürün en dikkat çeken yönlerinden biri ise insan doğasına bakışıydı. Rousseau, insanın doğası gereği iyi olduğunu; onu bozan şeyin toplum düzeni ve eşitsizlik olduğunu savunuyordu. Bu yaklaşım, yalnızca siyaseti değil eğitim ve sosyal bilimleri de derinden etkiledi. 1778 yılında hayatını kaybeden Rousseau, aradan geçen yüzyıllara rağmen modern demokrasi tartışmalarının merkezindeki isimlerden biri olmayı sürdürüyor. Toplum Sözleşmesi ise bugün hâlâ iktidarın sınırlarını ve halkın gücünü sorgulayan en etkili eserlerden biri olarak kabul ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Zübeyir Gülabi: Türkiye’nin temel sorunu hukuksuzluk ve örgütsüzlük Haber

Zübeyir Gülabi: Türkiye’nin temel sorunu hukuksuzluk ve örgütsüzlük

Gülabi, özellikle KHK’lılar, sivil toplumun çöküşü, Kürt meselesi, eğitim sistemi ve ekonomik kriz başlıklarında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. “Türkiye’de sivil toplum çökertildi” Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, Türkiye’de toplumun yalnızlaştığını ve devlet karşısında kendisini ifade edecek mekanizmaları kaybettiğini söyledi. Gülabi’ye göre modern demokrasilerde insanların yalnızlaşmasını önleyen sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, Türkiye’de özellikle 2016’dan sonra işlevsiz hale getirildi. Gülabi, “Sivil toplum kuruluşları artık toplumun değil, devletin ve hükümetin uzantısı gibi çalışıyor. İnsanlar bağış yaptıkları için, bir yardım kuruluşuna destek oldukları için cezalandırıldı. Bu yüzden toplum artık örgütlenmekten korkuyor” dedi. Sendikaların da aynı süreçte zayıflatıldığını savunan Gülabi, “Bir dönem Türkiye’nin en güçlü kurumları olan sendikalar bugün dişi çekilmiş, tırnakları sökülmüş bir aslana dönüştürüldü. İşçiler ve yurttaşlar taleplerini dile getiremez hale geldi” ifadelerini kullandı. “Toplum konuşamıyor, çünkü korkuyor” Zübeyir Gülabi, Türkiye’de insanların yaşadıkları sorunları açıkça dile getiremediğini söyledi. “Geçinemiyorum” diyen yurttaşların bile baskıyla karşılaştığını savunan Gülabi, toplumun suskunluğunun nedeninin korku olduğunu ifade etti. “Bir pazarda ‘geçinemiyorum’ diyen teyzenin kapısına ertesi gün polis gidiyor. İnsanlara ‘bilginize başvuracağız’ deniyor ama aslında korkutuluyorlar. Böyle bir yerde toplum konuşamaz” diyen Gülabi, Türkiye’nin giderek bir “polis devleti” görünümü kazandığını söyledi. “Liberalizm ekonomiden önce özgürlüğü savunur” Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, liberalizmin yalnızca ekonomiyle ilgili bir görüş olmadığını, esas olarak özgürlük fikrine dayandığını söyledi. Gülabi, “Liberal teori özgürlüğün teorisidir. Asıl mesele serbest piyasa değil; temel haklar, hürriyetler ve bireyin özgürlüğüdür” dedi. Gülabi, liberal düşüncenin Türkiye toplumunun tarihsel karakterine de uygun olduğunu savunarak, “Mustafa Kemal Atatürk ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir’ diyordu. Türk toplumunun karakteri de budur” ifadelerini kullandı. “3 milyon kişi hakkında işlem yapıldı” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri KHK’lılar ve “KHK mağdurları” başlığı oldu. Gülabi, Türkiye’de yaklaşık 3 milyon 200 bin kişi hakkında işlem yapıldığını, yüz binlerce kişinin kamu görevinden çıkarıldığını söyledi. “Yaklaşık 400 bin kişi kamudan ihraç edildi. Sivil meslekleri de kattığınızda 1 milyona yakın KHK mağduru var. 3 milyon kişi hakkında soruşturma açıldı, 600 bin kişi ceza aldı” diyen Gülabi, bu cezaların çoğunun gazeteye abone olmak, sendikaya üye olmak, bankaya para yatırmak ya da bir okulda çalışmak gibi nedenlerle verildiğini savundu. Gülabi, “Bugün insanlar suçlarını öğrenmek isteyen mahkûmlar haline geldi. Ceza alıyorlar ama hangi suçu işlediklerini bilmiyorlar” ifadelerini kullandı. “Kürt meselesi hukukla çözülmeli” Kürt meselesine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, sorunun güvenlik değil, hukuk meselesi olduğunu söyledi. “Kürtlere bakış açımız diye bir şey yok. Herkes eşit yurttaştır. Devletin görevi bütün yurttaşlarına eşit hak ve özgürlük sağlamaktır” diyen Gülabi, dil yasağı ve inanç yasağı gibi uygulamaların kabul edilemeyeceğini söyledi. Gülabi, Kürt meselesinin yıllardır güvenlik eksenli ele alındığını savunarak, “Önce hukuk konuşulmalıydı. Kürt hakları ile PKK meselesi birbirine bağlandı. Bu nedenle sorun çözülemedi” ifadelerini kullandı. “Türkiye’de eğitim sistemi çöktü” Zübeyir Gülabi, Türkiye’de eğitim sisteminin de büyük bir kriz içinde olduğunu söyledi. Özellikle öğretmenlerin ve okulların giderek değersizleştirildiğini savunan Gülabi, 50 bin öğretmenin görevden alınmasının eğitim sistemini çökerttiğini öne sürdü. “Öğretmen artık öğrencinin hayatına dokunan, rehberlik eden kişi olmaktan çıkarıldı. Öğretmenler yalnızca mesaiye gidip gelen memurlara dönüştürüldü” diyen Gülabi, okullarda yaşanan şiddet olaylarının da bu süreçle bağlantılı olduğunu savundu. Gülabi ayrıca okulların merkezi yönetim yerine yerel yönetimler tarafından yönetilmesi gerektiğini belirterek, “Bir ilkokulla bakanın ne işi olur? Sorunlar belediyeler ve okul aile birlikleri eliyle yerelde çözülmeli” dedi. “Türkiye fakir değil, kötü yönetiliyor” Ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gülabi, Türkiye’nin kaynakları olan bir ülke olduğunu ancak kötü yönetildiğini söyledi. “Türkiye fakir bir ülke değil. Ama bütün yetki tek bir kişide toplandı. Bu yüzden ekonomi kötü yönetiliyor” diyen Gülabi, ülkede büyük bir israf düzeni oluştuğunu savundu. Zübeyir Gülabi, kamu ihaleleri ve yandaş şirketler üzerinden oluşan ekonomik yapıyı eleştirerek, “Dünya ekonomisinin yalnızca yüzde 1’ini oluşturan Türkiye’den, devletten en fazla ihale alan müteahhitlerin çıkması normal değil” dedi. “Hukukun üstünlüğü olmadan hiçbir sorun çözülmez” Canlı yayının sonunda Ankara’da düzenledikleri sempozyuma da değinen Gülabi, Liberal Parti’nin temel hedefinin “korku duvarını yıkmak” olduğunu söyledi. “Biz özgürlüğün buz kırıcılarıyız” diyen Gülabi, sempozyumun sonuç bildirgesinde hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve seçme-seçilme hakkının öne çıktığını söyledi. Liberal Parti Genel Başkanı Zübeyir Gülabi, Türkiye’de yaşanan bütün sorunların temelinde hukuksuzluk olduğunu savunarak, “Hukukun üstünlüğüne dönmeden ne ekonomi düzelir ne eğitim ne de toplumsal barış sağlanabilir” dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor Haber

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor

Toplumdaki çürümenin ilk olarak sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki sırasında görünür hale geldiğini anlatan Bürtek, artık Türkiye’de insanların birbirine güvenmediğini, kurumların çözüm üretmediğini ve toplumun ortak bir duygu etrafında buluşamadığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, sosyal çürüme kavramını ilk kez sokak hayvanlarıyla ilgili çalışmaları sırasında fark ettiğini belirtti. Yaklaşık on yıldır hayvanlarla ilgili gönüllü çalışmalar yürüttüğünü anlatan Bürtek, mahallede, üniversitede ve belediyelerde karşılaştığı insan ilişkilerinin kendisini bu sonuca götürdüğünü söyledi. “Sosyal çürüme sokakta başladı” Bürtek, sokak hayvanları üzerinden toplumun her kesimiyle temas ettiğini belirterek, “Hayvanlarla ilişki kurduğunuzda belediyeyle, üniversiteyle, mahalleyle, esnafla, herkesle muhatap oluyorsunuz. Orada insanların iyilik karşısındaki tuhaf, baskılanmış ve sorunlu haliyle karşılaşıyorsunuz. Ben sosyal çürümeyi ilk kez burada gördüm” dedi. Sokakta yaşananların teorilerle açıklanamayacağını savunan Bürtek, akademide yapılan tartışmaların gündelik hayatın gerçekliğinden uzak olduğunu söyledi. Sosyal çürümenin, bir kuramın ya da ithal edilmiş kavramların değil, doğrudan yaşanan hayatın sonucu olduğunu ifade etti. “Türkiye’deki durumu Batı’nın kavramları açıklamıyor” Doç. Dr. Zeliha Bürtek, Türkiye’de yaşananların sıklıkla “anomi” gibi Batı merkezli kavramlarla açıklanmaya çalışıldığını ancak bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bürtek, “Bizde haklarıyla var olan bir birey de yok, ona karşılık veren bir kamu da yok. Bu yüzden Batı’daki toplumsal çözülme kavramlarını Türkiye’ye getirip yapıştırmak hiçbir şeyi açıklamıyor” diye konuştu. Bürtek’e göre Türkiye’de insanlar haklarıyla değil, yalnızca kimlikleriyle kamusal alanda var olmaya çalışıyor. Kadınların, öğretmenlerin ve farklı toplumsal kesimlerin haklarını almak için mücadele ettiğini belirten Bürtek, bu nedenle yaşanan sorunun yalnızca bir “kuşak çatışması” olarak görülemeyeceğini vurguladı. “Çocuklar asosyal değil, yetişkinlere had bildiriyor” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri, Doç. Dr. Zeliha Bürtek’in çocuklar ve gençler üzerine yaptığı değerlendirmeler oldu. Bürtek, çocukların içine kapanık ya da ilgisiz olmadığını, tam tersine yetişkinlerin kurduğu bozuk düzenin farkında olduklarını söyledi. “Çocuklar her şeyi görüyor. Anne ile baba arasındaki gerilimi, evdeki yoksulluğu, iş hayatındaki çıkmazı, televizyondaki şiddeti, siyasetteki dili görüyor. Bu yüzden çocuklar artık asosyal değil; tam tersine, yetişkinlerin yapamadığını yapan bir noktaya geldiler” diyen Bürtek, son dönemde gençlerin ve çocukların öfkesini de bu çerçevede değerlendirdi. Bürtek’e göre çocuklar bugün ailelerine, okula ve topluma “kendinize gelin” mesajı veriyor. Ancak yetişkinlerin suskunluğu nedeniyle bu mesaj giderek daha sert bir biçimde ortaya çıkıyor. “Yetişkin rica ediyor, çocuk bağırıyor” Toplumun suskunluğunun da sosyal çürümeyi derinleştirdiğini söyleyen Bürtek, insanların sansür, baskı ve gelecek kaygısı nedeniyle konuşamadığını belirtti. Bu nedenle yetişkinlerin acısını ve öfkesini “rica eden” bir dilin içine hapsettiğini savundu. “Acıyan bir insan rica etmez, bağırır. Ama bugün yetişkin bağırmıyor; rica ediyor, dolaylı konuşuyor, susuyor. Çocuk ise rica etmiyor. Çocuk bağırıyor, küfrediyor, tepki gösteriyor” ifadelerini kullanan Bürtek, son dönemde öğrencilerin ve gençlerin öne çıktığı protestoların da bu nedenle yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, gençlerin ideolojik değil, özgürlük ve saygı arayışıyla hareket ettiğini savunarak, “Bu çocuklar kendi giyimlerinin, kimliklerinin, yaşam tarzlarının saygı gördüğü bir toplum istiyor” dedi. “Asıl sorun çocuklar değil, yetişkinlerin kaybettiği dünya” Bürtek, çocukların suçla, şiddetle ya da sosyal medyayla açıklanmasının yanlış olduğunu söyledi. Ona göre asıl problem, çocukların içinde büyüdüğü yetişkin dünyasının çökmesi. Ailelerin ekonomik baskı, işsizlik, güvencesizlik ve bozulmuş ilişkiler içinde yaşamaya çalıştığını belirten Bürtek, “Duygusal olarak çökmüş ebeveynler çocuk yetiştirmeye çalışıyor. Çocuklar da bunu görüyor. Bu yüzden çocukların yaşadığı kriz, yetişkinlerin krizinden bağımsız değil” dedi. Özellikle son dönemde çocuklar için “suça meyilli” gibi kavramların kullanılmasını eleştiren Bürtek, asıl sorulması gereken sorunun çocukların nasıl bu noktaya geldiği olduğunu ifade etti. “Okula polis koymak çözüm değil” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullarda yeni güvenlik tedbirleri alınacağı yönündeki açıklamalarının ardından okullara polis ve güvenlik görevlisi yerleştirilmesinin tartışıldığını hatırlatan Bürtek, bunun gerçek çözüm olmadığını söyledi. “Devlet sürekli kontrol aktörlerini artırıyor. Okula polis, jandarma, güvenlik görevlisi koyuyor. Ama çocuğun yetişmesi için gereken öğretmen, aile, güven ve kültür ortamı yok. Sahte bir güven yaratılıyor” diyen Bürtek, eğitimin ve toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. “Toparlanmanın ilk adımı eğitim” Doç. Dr. Zeliha Bürtek’e göre toplumsal toparlanmanın ilk adımı eğitim sisteminin yeniden kurulması. Bürtek, sürekli değiştirilen eğitim sisteminin hem çocukları hem de aileleri büyük bir belirsizliğe sürüklediğini söyledi. “Çocuklar daha anaokulundan itibaren karmaşık bir sistemin içine giriyor. Üniversiteler de bitmiş durumda. Sayıyı artırdılar ama niteliği düşürdüler. Eğer bu toplumun yeniden toparlanması isteniyorsa, önce eğitimden başlanmalı” ifadelerini kullandı. Bürtek, yalnızca eğitimin değil, kültürün de çöktüğünü savunarak, toplumun geçmişle bağını kaybettiğini söyledi. Türkçe’nin, edebiyatın, mahalle kültürünün ve ortak yaşam pratiklerinin yok olduğunu belirten Bürtek, “Bugün insanların birbirine bağı var ama ilişkisi yok. Birbirlerini görüyorlar ama tanımıyorlar” dedi. “Ankara kaygı taşımıyor” Canlı yayının sonunda Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in “Devlet kurumlarında ve siyasi partilerde büyük bir yorgunluk görüyorum” sözleri üzerine konuşan Bürtek, asıl sorunun yorgunluk değil, kayıtsızlık olduğunu söyledi. “Kaygılanmayan bir Ankara var. Bu kadar kadın cinayeti, çocukların yaşadığı şiddet, sokak hayvanlarının öldürülmesi karşısında ortak bir dil kurmayan bir devlet var. Eğer gerçekten kaygıları olsaydı, farklı siyasi görüşlerden herkes aynı meselelerde ortak bir ses çıkarırdı” diyen Bürtek, Türkiye’de asıl tartışılması gereken meselenin devletin toplum için nasıl bir gelecek tasarladığı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, “Biz neden sürekli birbirimize soru soruyoruz? Asıl soruyu devlete sormamız gerekiyor. Böyle bir toplumla nasıl bir gelecek kurulmak isteniyor?” diyerek sözlerini tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran Komünist Partisi (TUDEH): Savaş durdurulmalı, İran’ın geleceğini halk belirlemeli Haber

İran Komünist Partisi (TUDEH): Savaş durdurulmalı, İran’ın geleceğini halk belirlemeli

Tudeh Party of Iran (TUDEH), İran’a yönelik saldırılar ve bölgede tırmanan gerilim hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, ülkenin altyapısını hedef alan bombardımanların ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan saldırıların derhal durdurulması gerektiği ifade edildi. “Savaş İran’ın geleceğini karartıyor” TUDEH açıklamasında, mevcut savaş ortamında İran’da özgürlük ve adalet temelinde bir dönüşümün mümkün olmayacağı belirtildi. Parti, Libya, Suriye, Yemen, Afganistan ve Irak gibi ülkelerde yaşanan gelişmeleri örnek göstererek savaşın ülkeleri parçalanma ve istikrarsızlığa sürüklediğini ifade etti. Açıklamada şu değerlendirmeye yer verildi: “Bugünkü koşullarda ülkenin kilit altyapısını yok etmeyi hedefleyen ve yüzü aşkın kız öğrenci dahil insanlarımızın hayatını kaybetmesine yol açan bombardımanla sürdürülen savaş durdurulmalıdır.” “Ateşkes için ulusal ve uluslararası çaba gerekli” TUDEH, bölgedeki tüm taraflara çağrıda bulunarak ulusal ve uluslararası çabaların ateşkes sağlanmasına odaklanması gerektiğini belirtti. Açıklamada, hem ABD ve İsrail’in saldırgan politikalarının hem de İran’daki savaş söylemlerinin barışa zorlanması gerektiği ifade edildi. “İran’ın geleceğini yalnız halk belirler” Parti açıklamasında İran’daki mevcut siyasi sistemin sürdürülebilir olmadığı görüşüne de yer verildi. TUDEH, ülkenin geleceğine ilişkin kararın yalnız İran halkına ait olduğunu vurgulayarak şu çağrıda bulundu: İran’ın geleceğini yalnız İran halkı belirleyebilir Tüm siyasal, ideolojik ve sivil tutuklular serbest bırakılmalı Ulusal bağımsızlık ve barış temelinde demokratik bir yönetim kurulmalı “Ulusal ve demokratik bir iktidar çağrısı” Açıklamanın sonunda TUDEH, İran’da ulusal ve demokratik bir iktidarın kurulması gerektiğini savundu. Parti mesajını şu sözlerle tamamladı: “Yaşasın barış ve ulusal bağımsızlık. Ulusal ve demokratik bir iktidarın inşası için ileri.” haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bağımsızlığın sesi: İstiklal Marşı 104 yıldır antiemperyalist direnişi anlatıyor Haber

Bağımsızlığın sesi: İstiklal Marşı 104 yıldır antiemperyalist direnişi anlatıyor

12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İstiklal Marşı, yalnızca bir milli marş değil; emperyalist işgale karşı verilen bağımsızlık mücadelesinin şiirle ifadesi olarak tarihe geçti. Şair Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı marş, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde Anadolu’daki direnişe moral veren bir çağrı niteliği taşıyordu. İstiklal Marşı emperyalizme karşı verilen mücadelenin simgesi oldu Birinci Dünya Savaşı sonrasında Anadolu’nun birçok bölgesi işgal altındayken, Türkiye halkı bağımsızlık için topyekûn bir direniş başlattı. Bu dönemde açılan yarışmaya gönderilen yüzlerce şiir arasından Mehmet Akif Ersoy’un kaleme aldığı metin seçildi ve 12 Mart 1921’de Meclis’te kabul edildi. Marş, yalnızca bir şiir değil; emperyalist işgale karşı verilen mücadeleyi, halkın inancını ve özgürlük iradesini anlatan bir manifesto olarak görüldü. Mehmet Akif Ersoy marşı milletine armağan etti Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nı yazarken ödül olarak verilen para teklifini kabul etmedi. Marşın bir “millet eseri” olduğunu vurgulayan Ersoy, bu ödülü almamayı tercih ederek bağımsızlık mücadelesinin maddi değil, ahlaki ve tarihsel bir sorumluluk olduğunu dile getirdi. Şairin Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda kaleme aldığı marş, kısa sürede Anadolu’daki direniş ruhunun sembolüne dönüştü. İstiklal Marşı bağımsızlık fikrinin şiirsel ifadesi olarak görülüyor İstiklal Marşı, yalnızca bir döneminin değil, Türkiye toplumunun bağımsızlık ideallerinin de simgesi olarak kabul ediliyor. “Korkma” sözüyle başlayan marş, özgürlüğün, direnişin ve bağımsızlığın halkın iradesiyle mümkün olacağını vurgulayan güçlü bir antiemperyalist anlatı olarak değerlendiriliyor. Bugün 12 Mart, yalnızca bir marşın kabul edildiği gün değil; aynı zamanda Türkiye halkının emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin hafızasını canlı tutan tarihsel bir dönüm noktası olarak anılıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.