SON DAKİKA

#Toplum

HABER DEĞER - Toplum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Toplum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor Haber

Doç. Dr. Zeliha Bürtek: Çocuklar yetişkinlerin yapamadığını yapıyor

Toplumdaki çürümenin ilk olarak sokak hayvanlarıyla kurduğu ilişki sırasında görünür hale geldiğini anlatan Bürtek, artık Türkiye’de insanların birbirine güvenmediğini, kurumların çözüm üretmediğini ve toplumun ortak bir duygu etrafında buluşamadığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, sosyal çürüme kavramını ilk kez sokak hayvanlarıyla ilgili çalışmaları sırasında fark ettiğini belirtti. Yaklaşık on yıldır hayvanlarla ilgili gönüllü çalışmalar yürüttüğünü anlatan Bürtek, mahallede, üniversitede ve belediyelerde karşılaştığı insan ilişkilerinin kendisini bu sonuca götürdüğünü söyledi. “Sosyal çürüme sokakta başladı” Bürtek, sokak hayvanları üzerinden toplumun her kesimiyle temas ettiğini belirterek, “Hayvanlarla ilişki kurduğunuzda belediyeyle, üniversiteyle, mahalleyle, esnafla, herkesle muhatap oluyorsunuz. Orada insanların iyilik karşısındaki tuhaf, baskılanmış ve sorunlu haliyle karşılaşıyorsunuz. Ben sosyal çürümeyi ilk kez burada gördüm” dedi. Sokakta yaşananların teorilerle açıklanamayacağını savunan Bürtek, akademide yapılan tartışmaların gündelik hayatın gerçekliğinden uzak olduğunu söyledi. Sosyal çürümenin, bir kuramın ya da ithal edilmiş kavramların değil, doğrudan yaşanan hayatın sonucu olduğunu ifade etti. “Türkiye’deki durumu Batı’nın kavramları açıklamıyor” Doç. Dr. Zeliha Bürtek, Türkiye’de yaşananların sıklıkla “anomi” gibi Batı merkezli kavramlarla açıklanmaya çalışıldığını ancak bunun gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bürtek, “Bizde haklarıyla var olan bir birey de yok, ona karşılık veren bir kamu da yok. Bu yüzden Batı’daki toplumsal çözülme kavramlarını Türkiye’ye getirip yapıştırmak hiçbir şeyi açıklamıyor” diye konuştu. Bürtek’e göre Türkiye’de insanlar haklarıyla değil, yalnızca kimlikleriyle kamusal alanda var olmaya çalışıyor. Kadınların, öğretmenlerin ve farklı toplumsal kesimlerin haklarını almak için mücadele ettiğini belirten Bürtek, bu nedenle yaşanan sorunun yalnızca bir “kuşak çatışması” olarak görülemeyeceğini vurguladı. “Çocuklar asosyal değil, yetişkinlere had bildiriyor” Canlı yayının en dikkat çeken bölümlerinden biri, Doç. Dr. Zeliha Bürtek’in çocuklar ve gençler üzerine yaptığı değerlendirmeler oldu. Bürtek, çocukların içine kapanık ya da ilgisiz olmadığını, tam tersine yetişkinlerin kurduğu bozuk düzenin farkında olduklarını söyledi. “Çocuklar her şeyi görüyor. Anne ile baba arasındaki gerilimi, evdeki yoksulluğu, iş hayatındaki çıkmazı, televizyondaki şiddeti, siyasetteki dili görüyor. Bu yüzden çocuklar artık asosyal değil; tam tersine, yetişkinlerin yapamadığını yapan bir noktaya geldiler” diyen Bürtek, son dönemde gençlerin ve çocukların öfkesini de bu çerçevede değerlendirdi. Bürtek’e göre çocuklar bugün ailelerine, okula ve topluma “kendinize gelin” mesajı veriyor. Ancak yetişkinlerin suskunluğu nedeniyle bu mesaj giderek daha sert bir biçimde ortaya çıkıyor. “Yetişkin rica ediyor, çocuk bağırıyor” Toplumun suskunluğunun da sosyal çürümeyi derinleştirdiğini söyleyen Bürtek, insanların sansür, baskı ve gelecek kaygısı nedeniyle konuşamadığını belirtti. Bu nedenle yetişkinlerin acısını ve öfkesini “rica eden” bir dilin içine hapsettiğini savundu. “Acıyan bir insan rica etmez, bağırır. Ama bugün yetişkin bağırmıyor; rica ediyor, dolaylı konuşuyor, susuyor. Çocuk ise rica etmiyor. Çocuk bağırıyor, küfrediyor, tepki gösteriyor” ifadelerini kullanan Bürtek, son dönemde öğrencilerin ve gençlerin öne çıktığı protestoların da bu nedenle yaşandığını söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, gençlerin ideolojik değil, özgürlük ve saygı arayışıyla hareket ettiğini savunarak, “Bu çocuklar kendi giyimlerinin, kimliklerinin, yaşam tarzlarının saygı gördüğü bir toplum istiyor” dedi. “Asıl sorun çocuklar değil, yetişkinlerin kaybettiği dünya” Bürtek, çocukların suçla, şiddetle ya da sosyal medyayla açıklanmasının yanlış olduğunu söyledi. Ona göre asıl problem, çocukların içinde büyüdüğü yetişkin dünyasının çökmesi. Ailelerin ekonomik baskı, işsizlik, güvencesizlik ve bozulmuş ilişkiler içinde yaşamaya çalıştığını belirten Bürtek, “Duygusal olarak çökmüş ebeveynler çocuk yetiştirmeye çalışıyor. Çocuklar da bunu görüyor. Bu yüzden çocukların yaşadığı kriz, yetişkinlerin krizinden bağımsız değil” dedi. Özellikle son dönemde çocuklar için “suça meyilli” gibi kavramların kullanılmasını eleştiren Bürtek, asıl sorulması gereken sorunun çocukların nasıl bu noktaya geldiği olduğunu ifade etti. “Okula polis koymak çözüm değil” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in okullarda yeni güvenlik tedbirleri alınacağı yönündeki açıklamalarının ardından okullara polis ve güvenlik görevlisi yerleştirilmesinin tartışıldığını hatırlatan Bürtek, bunun gerçek çözüm olmadığını söyledi. “Devlet sürekli kontrol aktörlerini artırıyor. Okula polis, jandarma, güvenlik görevlisi koyuyor. Ama çocuğun yetişmesi için gereken öğretmen, aile, güven ve kültür ortamı yok. Sahte bir güven yaratılıyor” diyen Bürtek, eğitimin ve toplumsal güvenin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. “Toparlanmanın ilk adımı eğitim” Doç. Dr. Zeliha Bürtek’e göre toplumsal toparlanmanın ilk adımı eğitim sisteminin yeniden kurulması. Bürtek, sürekli değiştirilen eğitim sisteminin hem çocukları hem de aileleri büyük bir belirsizliğe sürüklediğini söyledi. “Çocuklar daha anaokulundan itibaren karmaşık bir sistemin içine giriyor. Üniversiteler de bitmiş durumda. Sayıyı artırdılar ama niteliği düşürdüler. Eğer bu toplumun yeniden toparlanması isteniyorsa, önce eğitimden başlanmalı” ifadelerini kullandı. Bürtek, yalnızca eğitimin değil, kültürün de çöktüğünü savunarak, toplumun geçmişle bağını kaybettiğini söyledi. Türkçe’nin, edebiyatın, mahalle kültürünün ve ortak yaşam pratiklerinin yok olduğunu belirten Bürtek, “Bugün insanların birbirine bağı var ama ilişkisi yok. Birbirlerini görüyorlar ama tanımıyorlar” dedi. “Ankara kaygı taşımıyor” Canlı yayının sonunda Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in “Devlet kurumlarında ve siyasi partilerde büyük bir yorgunluk görüyorum” sözleri üzerine konuşan Bürtek, asıl sorunun yorgunluk değil, kayıtsızlık olduğunu söyledi. “Kaygılanmayan bir Ankara var. Bu kadar kadın cinayeti, çocukların yaşadığı şiddet, sokak hayvanlarının öldürülmesi karşısında ortak bir dil kurmayan bir devlet var. Eğer gerçekten kaygıları olsaydı, farklı siyasi görüşlerden herkes aynı meselelerde ortak bir ses çıkarırdı” diyen Bürtek, Türkiye’de asıl tartışılması gereken meselenin devletin toplum için nasıl bir gelecek tasarladığı olduğunu söyledi. Doç. Dr. Zeliha Bürtek, “Biz neden sürekli birbirimize soru soruyoruz? Asıl soruyu devlete sormamız gerekiyor. Böyle bir toplumla nasıl bir gelecek kurulmak isteniyor?” diyerek sözlerini tamamladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Levent Dölek: NATO işçi sınıfının kanlısıdır Haber

Levent Dölek: NATO işçi sınıfının kanlısıdır

Devrimci İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Dölek, Haber Değer Genel Yayın YÖnetmeni Ferhat Özmen’in sorularını yanıtladığı canlı yayınında Türkiye’nin NATO üyeliğinden emperyalizme, darbelerden işçi sınıfı mücadelesine kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalar yaptı. Dölek, NATO’nun yalnızca askeri bir ittifak olmadığını vurgulayarak, “Bu yapı siyasi, ekonomik ve sınıfsal bir organizasyondur” ifadelerini kullandı. “NATO askeri değil, emperyalist bir organizasyondur” Dölek, NATO’nun kuruluş amacının Sovyet tehdidi değil, kapitalist düzenin devamlılığını sağlamak olduğunu savundu. “NATO bir askeri pakt olmanın ötesinde, komünizme karşı kurulmuş emperyalist bir organizasyondur” diyen Dölek, ittifakın tarihsel rolünü sınıfsal bir perspektifle değerlendirdi. Türkiye’de yaşanan birçok karanlık olayın da bu yapıdan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Dölek, şu ifadeyi kullandı: “Maraş’tan 1 Mayıs katliamına kadar birçok olayın arkasında NATO’nun imzası vardır.” “Darbelerin arkasında NATO etkisi var” Dölek, Türkiye’deki askeri darbelerin de NATO’dan bağımsız ele alınamayacağını söyledi. “Bütün darbelerde NATO’nun yönlendirmesi vardır” diyen Dölek, 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerine özellikle dikkat çekti. Ayrıca Türkiye’de iktidara gelen tüm siyasi yapıların NATO çizgisine bağlı kaldığını savunarak şu değerlendirmeyi yaptı: “İktidara gelen herkes programında NATO’ya bağlılık yemini eder.” “Emperyalizm artık tankla değil ekonomiyle geliyor” Dölek’e göre günümüzde emperyalist müdahale klasik askeri yöntemlerden ziyade ekonomik araçlarla gerçekleşiyor. “Türkiye’ye emperyalizm füzelerle değil, ekonomik bağımlılıkla hükmediyor” diyen Dölek, Rahip Brunson krizi üzerinden örnek verdi: “Bir tweetle Türk lirası çöktü. Bu, emperyalist tahakkümün en açık göstergesidir.” “Toplum antiemperyalist ama siyaset manipüle ediliyor” Dölek, Türkiye toplumunun genel olarak emperyalizme karşı olduğunu ancak siyasetin bu duyarlılığı yansıtmadığını ifade etti. “Bu ülkede kimse ‘Amerikancıyım’ diyemez ama siyaset emperyalizm tarafından manipüle edilir” diyen Dölek, farklı ideolojik kesimlerin de bu etki altında kaldığını savundu. “Emperyalizm tüm ideolojilere sızıyor” Dölek’e göre emperyalizm yalnızca sağ siyaseti değil, sol, milliyetçi ve İslamcı akımları da etkiliyor. “Emperyalizm yanlısı solculuk, İslamcılık ve milliyetçilik üretiliyor” diyen Dölek, özellikle uluslararası krizlerde bu etkinin daha görünür hale geldiğini belirtti. “Çözüm işçi sınıfının birleşik mücadelesi” Dölek, çözümün seçim ittifaklarında değil, emek mücadelesinde olduğunu vurguladı. “Gerçek birlik sandıkta değil, fabrikada kurulur” diyen Dölek, farklı siyasi görüşlerden işçilerin ortak mücadelede birleştiğini ifade etti. Ayrıca yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı için çağrı yapan Dölek, şu ifadeyi kullandı: “1 Mayıs’a antiemperyalizm ve NATO karşıtlığı damga vurmalı.” “Emperyalizme karşı mücadele sadece askeri değil” Dölek, emperyalizme karşı mücadelenin yalnızca askeri değil, ekonomik ve toplumsal boyutları olduğunu vurguladı: “Emperyalizmi yenmek için işçi sınıfının mücadelesi belirleyicidir.” Analiz: Sınıfsal perspektiften NATO ve siyaset eleştirisi Levent Dölek’in açıklamaları, Türkiye’de NATO ve emperyalizm tartışmalarını klasik güvenlik perspektifinin dışına taşıyarak sınıfsal bir çerçeveye oturtuyor. Dölek, hem sağ hem sol siyaseti kapsayan geniş bir eleştiri yönelterek, emperyalizmin yalnızca dış politika değil, iç siyaset ve ekonomi üzerinden de etkili olduğunu savunuyor. Özellikle “ekonomik bağımlılık” ve “siyasal manipülasyon” vurgusu, güncel tartışmalarda sıkça dile getirilen ancak farklı ideolojik çerçevelerde yorumlanan bir başlık olarak öne çıkıyor. Dölek’in çözüm önerisi ise net: seçim odaklı değil, sınıf temelli bir siyasal hat. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ÖCALAN: Tek çözüm demokratik entegrasyondur! Haber

ÖCALAN: Tek çözüm demokratik entegrasyondur!

“Süreç tarihsel bir eşiğe ulaştı” Heyetin açıklamasında, yürütülen sürecin yalnızca siyasi değil, tarihsel bir sorumluluk taşıdığı ifade edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu noktada üstlendiği rolün hayati olduğu belirtilirken, hazırlanacak yasal çerçevenin gecikmeden ve kapsayıcı şekilde hayata geçirilmesi gerektiği vurgulandı. Demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve diyalog kanallarının açık tutulmasının çözüm için temel olduğu ifade edildi. “Ortadoğu’da üç farklı hat oluştu” Öcalan’ın değerlendirmelerinde Ortadoğu’daki gelişmelere geniş yer verildi. Özellikle İran merkezli gelişmeler üzerinden üç farklı siyasi çizginin ortaya çıktığını belirten Öcalan, ABD-İsrail hattı, İngiltere merkezli statüko hattı ve kendi savundukları demokrasi ve ortak yaşam çizgisini karşılaştırdı. Bu gelişmelerin Türkiye’de yürütülen sürecin önemini daha da artırdığı ifade edildi. “Silahlı mücadele dönemi sona erdi” Öcalan’ın açıklamalarında en dikkat çeken vurgulardan biri, silahlı mücadeleye ilişkin oldu. Sürecin geri dönülemez bir noktaya ulaştığını belirten Öcalan, “Silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir” ifadelerini kullandı. Bu sürecin “Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş” olarak tanımlandığı aktarıldı. “Demokrasi Cumhuriyeti iki kat güçlendirir” Cumhuriyet ile bir sorunlarının olmadığını ifade eden Öcalan, esas meselenin demokratikleşme olduğunu belirtti. Demokrasi ile güçlenen bir Cumhuriyetin mümkün olduğunu vurgulayan Öcalan, sürecin başarıya ulaşması halinde Cumhuriyetin daha güçlü hale geleceğini söyledi. Açıklamada, kimlik, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve kadın özgürlüğünün tüm yurttaşlar için güvence altına alınması gerektiği belirtildi. “Toplum temelli çözüm vurgusu” Öcalan, çözümün yalnızca devlet düzeyinde değil, toplum temelli bir dönüşümle mümkün olacağını ifade etti. Demokratik entegrasyon modelinin, Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için ortak bir gelecek sunduğu belirtildi. Sürecin doğru anlaşılması için kamuoyuna daha geniş şekilde anlatılması gerektiği de vurgulandı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Şiyar Kaymaz: Diyarbakır Devlet Bahçeli’yi bekliyor Haber

Şiyar Kaymaz: Diyarbakır Devlet Bahçeli’yi bekliyor

“Diyarbakır’da Bahçeli’ye karşı ciddi bir karşılık oluştu” Şiyar Kaymaz, son dönemde yapılan açıklamaların bölgede dikkatle takip edildiğini belirterek Diyarbakır’da farklı bir atmosfer oluştuğunu ifade etti. Kaymaz, “Bugün Diyarbakır’da Bahçeli’nin gelmesi halinde toplum tarafından olumlu karşılanabilecek bir zemin var” diyerek, geçmişe kıyasla önemli bir kırılmaya işaret etti. “Toplum artık doğrudan temas istiyor” Kaymaz’a göre süreç yalnızca siyasi söylemlerle ilerleyemez. Diyarbakır’daki yurttaşların beklentisinin doğrudan temas ve diyalog olduğunu vurguladı. “İnsanlar artık uzaktan yapılan açıklamalarla yetinmiyor. Siyasetçilerin sahaya inmesini, doğrudan temas kurmasını istiyor” dedi. “Tabanda gerçek bir yakınlaşma henüz yok” Siyasi düzeyde başlayan temasların henüz toplumsal düzeye tam yansımadığını belirten Kaymaz, tabanda hâlâ mesafe olduğunu ifade etti. “Liderler konuşuyor ama halklar arasında gerçek bir yakınlaşma henüz oluşmuş değil. Bu eksiklik giderilmeden süreç tamamlanamaz” değerlendirmesinde bulundu. Barış beklentisi yüksek, temkinli iyimserlik sürüyor Nevroz meydanlarındaki atmosferi değerlendiren Kaymaz, toplumun barış sürecine güçlü bir destek verdiğini ancak sürecin nasıl ilerleyeceğine dair soru işaretlerinin sürdüğünü söyledi. Kaymaz, “Yurttaşlar barış istiyor ama sürecin nasıl işleyeceğini de bilmek istiyor. Şeffaflık talebi çok yüksek” ifadelerini kullandı. “Süreç sahada kazanılır” Kaymaz, sürecin başarıya ulaşması için sahada kurulacak diyalogun belirleyici olacağını vurguladı. “Bu süreç Ankara’da değil, Diyarbakır’da, sokakta kazanılır. Temas olmadan güven oluşmaz” dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Geçim sıkıntısı bayramı gölgeledi: Emekliler için bayram artık hesap günü Haber

Geçim sıkıntısı bayramı gölgeledi: Emekliler için bayram artık hesap günü

Bayram geliyor ama emekliler için sevinç değil, geçim sıkıntısı büyüyor Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala Türkiye’de emekli yurttaşlar için bayram hazırlığı artık heyecan değil, ağır bir yük haline geldi. Bir zamanlar “torunlarım gelecek” diye gün sayan, evini hazırlayan, mutfağını dolduran yaşlılarımız bugün aynı bayramı tedirginlikle karşılıyor. Çünkü artık mesele bayramı karşılamak değil, bayramı çıkarabilmek. Eskiden bayram, emekliler için evin en hareketli zamanıydı. Şimdi ise birçok hane için sessizlik ve eksiklik duygusu büyüyor. İnsanlar artık misafir ağırlamaktan bile çekiniyor. Sofralar küçüldü, bayram hazırlığı hesap listesine dönüştü Emekliler için pazar ve market artık alışveriş yapılan yerler değil, vazgeçişlerin yaşandığı alanlara dönüşmüş durumda. Fiyat soruluyor, ürünler tek tek inceleniyor, sonra yerine bırakılıyor. Bayram şekeri, tatlı, kolonya, kahve… Bir zamanlar “olmazsa olmaz” olan her şey şimdi “alınmasa da olur” listesine yazılıyor. Çünkü temel gıda bile zor karşılanırken, bayram hazırlığı lüks haline geliyor. Sofralar daralıyor, çeşit azalıyor. Bayramın o tanıdık bereket görüntüsü yerini eksik tabaklara bırakıyor. Emekliler için bayram mahcubiyete dönüştü Emeklilerin en ağır yükü yalnızca kendi geçimleri değil; torunlarına karşı hissettikleri sorumluluk. Birçok emekli artık bayram harçlığı verememenin mahcubiyetini yaşıyor. Çocukların uzattığı eller boş kalıyor, gözler kaçırılıyor. Bu durum sadece ekonomik değil, derin bir duygusal kırılma yaratıyor. Çünkü bayram, en çok çocukların sevindiği bir gün olmalıydı. Ama bugün çocuklar umutla değil, eksiklikle karşılaşıyor. Bayramlık, şeker, kolonya… Hepsi ateş pahası Emekliler için bayramın simgeleri artık erişilemez hale gelmiş durumda. Bayram şekeri, kolonya, tatlı, yeni kıyafet… Hepsi “ateş pahası” olarak tanımlanıyor. Birçok emekli bu yıl bayram alışverişini tamamen iptal etmiş durumda. Bazıları ise sadece sembolik birkaç ürünle yetinmeye çalışıyor. Bayram hazırlığı, gelenek olmaktan çıkıp “en azla idare etme” çabasına dönüşmüş durumda. Emekliler geçim derdiyle evine çekiliyor Eskiden bayram, kapıların sonuna kadar açıldığı, sofraların kurulduğu, misafirlerin ağırlandığı bir gündü. Bugün ise birçok emekli, misafir ağırlamaktan çekiniyor. “İkram edemezsem ayıp olur” düşüncesi, insanları evine kapanmaya itiyor. Bayramın o sıcaklığı, yerini sessiz bir geri çekilişe bırakıyor. Bu tablo yalnızca bayrama özgü değil. Bu, emeklilerin uzun süredir yaşadığı geçim sıkıntısının en görünür hali. Emekli maaşlarıyla yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca yurttaş, her geçen gün daha derin bir darboğaza itiliyor. Gıda, kira, fatura derken bayram gibi özel günler bile yük haline geliyor. Bayram, toplum için hâlâ çok değerli. Türkiye halkı için bayram; birlik, paylaşma ve dayanışma demek. Ama bugün bu değer, ekonomik gerçeklerle çatışıyor. Bayram yaklaşırken emeklilerin gündemi tek bir başlıkta toplanıyor: GEÇİM Torunlarına harçlık veremeyen, bayram şekeri alamayan, misafir ağırlamaktan çekinen emekliler için bu bayram, sevinçten çok eksiklik duygusuyla karşılanıyor. Bir zamanlar bayramın en güçlü taşıyıcısı olan emekliler, bugün ekonomik dar boğazın en ağır yükünü omuzluyor. Türkiye’de milyonlarca emekli yurttaş için bayram artık bir gelenek değil, geçim sıkıntısının en görünür olduğu günlerden biri haline gelmiş durumda. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

MEB’den açıklama: Hayatını kaybeden öğretmenin adı görev yaptığı okula verilecek Haber

MEB’den açıklama: Hayatını kaybeden öğretmenin adı görev yaptığı okula verilecek

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde görev yaptığı okulda uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybeden biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik hakkında bir basın açıklaması yayımladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, 2 Mart 2026 tarihinde Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde görev başında saldırıya uğrayarak yaşamını yitiren öğretmenin acı kaybının eğitim camiasını derinden yaraladığı ifade edildi. Açıklamada öğretmenlik mesleğinin toplum için taşıdığı öneme dikkat çekilerek Fatma Nur Çelik’in yalnızca bir kayıp değil, aynı zamanda hafızalarda yaşayacak bir değer olduğu vurgulandı. Okulun adı değiştirilecek Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenin adının yaşatılması amacıyla önemli bir karar aldı. Buna göre, Fatma Nur Çelik’in görev yaptığı okulun adı “Fatma Nur Çelik Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi” olarak değiştirilecek. Bakanlık açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Bir toplum mimarlığı ve insanlık rehberliği olan kutsal öğretmenlik mesleğinin adanmış neferlerinden Fatma Nur Çelik öğretmenimizin adı, görev yaptığı okulda yaşatılacaktır.” Okulun yapımını bağış yoluyla üstlenen Borsa İstanbul yönetiminin de bu kararı desteklediği belirtildi. “Eğitim ortamlarının güvenliği için gerekli adımlar atılacak” Milli Eğitim Bakanlığı açıklamasında ayrıca eğitim ortamlarının güvenliği konusunda kararlı olduklarını vurguladı. Açıklamada, öğretmenlerin huzur ve güven içinde görev yapabilmesi için gerekli tüm tedbirlerin alınmaya devam edileceği ifade edildi. Bakanlık, açıklamanın sonunda hayatını kaybeden öğretmen için rahmet, ailesi ve eğitim camiası için başsağlığı dileklerini iletti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Siyasette yeni sayfa mı açılıyor: Öcalan’dan dikkat çeken mesaj Haber

Siyasette yeni sayfa mı açılıyor: Öcalan’dan dikkat çeken mesaj

PKK lideri olarak bilinen Abdullah Öcalan tarafından paylaşıldığı belirtilen yeni mesajda silahlı mücadelenin anlamını yitirdiği, demokratik siyaset ve entegrasyon vurgusunun öne çıktığı ifadeler yer aldı. 27 Şubat 2025 çağrısına atıf yapılan metin, Türkiye toplumunda çözüm, barış ve yeni siyaset tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Silah yerine siyaset vurgusu öne çıktı Mesajda, demokratik siyasetin hayata geçtiği yerde silahın anlamsızlaşacağı görüşü dile getirilirken, örgütsel düzeyde fesih ve silahlı mücadele stratejisinin sona erdirilmesinin zihinsel dönüşümü de içerdiği ifade edildi. Şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişin mümkün olduğu savunularak yeni dönemin müzakere kapasitesini güçlendirdiği öne sürüldü. Metinde, sürece katkı sunduğu belirtilen siyasi aktörlere atıf yapılarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel dahil olmak üzere farklı kesimlerin rolünün önemli olduğu ifade edildi. Ayrıca yaşamını yitiren siyasetçi Sırrı Süreyya Önder anıldı. Birlik ve birlikte yaşam söylemi öne çıkarıldı Mesajda Türkiye toplumunun farklı kimliklerinin tarihsel olarak iç içe olduğu vurgulanarak birlikte yaşamın yeniden tartışılması gerektiği ifade edildi. Cumhuriyetin kuruluş sürecindeki metinlerde yer alan birlik vurgusuna atıf yapılırken demokratik cumhuriyet talebinin bu ruhun canlandırılması olarak tanımlandığı aktarıldı. Şiddet ve çatışma döngüsünün kırılmasının hedeflendiği belirtilen metinde, kısa vadeli siyasi hesapların sorunun çözümünü zorlaştırabileceği değerlendirmesi yer aldı. Negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçiş çağrısı yapılarak yeni bir siyaset döneminin kapısının aralandığı savunuldu. Demokratik entegrasyon ve hukuk tartışması Metinde demokratik toplum, uzlaşı ve entegrasyon kavramlarının yeni dönemin temel yapı taşları olduğu ifade edildi. Pozitif inşa sürecinin herhangi bir kurumu ele geçirmekten ziyade toplumun tüm kesimlerinin sorumluluk almasını hedeflediği belirtilirken, devletin demokratik dönüşüme duyarlı olması gerektiği vurgulandı. Demokratik entegrasyonun barış yasalarını gerektireceği ve siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları olan bir hukuk mimarisini zorunlu kılacağı ifade edildi. Güncel krizlerin önemli nedenlerinden birinin demokratik hukuk eksikliği olduğu savunularak hukuksal güvencelerin güçlendirilmesi çağrısı yapıldı. Vatandaşlık ve özgür yurttaşlık tartışması Mesajda vatandaşlık ilişkisinin etnik kimlik yerine devletle kurulan bağ üzerinden tanımlanması gerektiği görüşü dile getirildi. Din, dil ve düşünce özgürlüğünü temel alan özgür yurttaşlık anlayışının savunulduğu metinde anayasal vatandaşlık kavramının kimliklerin özgürce ifade edilmesini kapsaması gerektiği belirtildi. Ayrıca kadınların demokratik entegrasyonun önemli bir itici gücü olduğu vurgulanarak aile içi şiddet, kadın cinayetleri ve ataerkil yapıya karşı mücadele başlıklarının demokratik dönüşüm sürecinin parçası olduğu ifade edildi. Mesajın, Türkiye toplumunda çözüm, demokrasi ve birlikte yaşam tartışmalarını yeniden hızlandırması beklenirken, siyasi aktörlerden gelecek olası değerlendirmeler merakla takip ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.