SON DAKİKA

Foreign Policy: Trump Ortadoğu'da Mezhep Kırılma Hatlarını Yeniden Açıyor

Foreign Policy analizine göre Washington, Ortadoğu’da kontrol edemeyeceği ve doğasını anlamadığı dinamiklerle sorumsuzca oynamaktadır. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal ederken ülkenin mezhepsel dokusu hakkında son derece yetersiz bilgiye sahip olması gibi, günümüzde de benzer bir stratejik körlük yaşanmaktadır.

Haber Giriş Tarihi: 15.10.2026 11:46
Haber Güncellenme Tarihi: 15.10.2026 12:06
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Foreign Policy: Trump Ortadoğu'da Mezhep Kırılma Hatlarını Yeniden Açıyor

ABD merkezli prestijli yayın organı Foreign Policy dergisinde Hekmat Aboukhater imzasıyla yayımlanan kapsamlı bir analiz, Washington’ın son dönemde uyguladığı Ortadoğu politikalarının bölge genelinde tarihsel ve ölümcül mezhep çatışmalarını yeniden körüklediğini gözler önüne seriyor. “Trump, Ortadoğu'nun En Ölümcül Mezhep Kırılma Hatlarını Yeniden Açıyor” başlıklı makalede, ABD yönetiminin Şii grupları silahsızlandırmaya zorlarken, bu yapıların neden silahlanma ihtiyacı duyduğunu ve bölgedeki varlıksal korkularını tamamen göz ardı ettiği vurgulanıyor. Yale Jackson Küresel İlişkiler Okulu araştırmacısı ve Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü analisti Aboukhater, Beyaz Saray'ın bölgedeki hassas dengeleri kavramaktan uzak hamleler yaptığını belirtiyor.

Unutulan Yaralar ve Kanlı Geçmişin Gölgesi

ABD yönetimi için Irak’ın işgali ve sonrasında IŞİD’in yükselişiyle zirveye ulaşan mezhepsel şiddet dönemi çok geride kalmış bir tarih gibi algılansa da Ortadoğu halkları için bu yaralar tazeliğini korumaya devam ediyor. Yakın zamanda Musul yakınlarında bir IŞİD toplu mezarından çıkarılan kalıntılar ve Suriye’nin Deyrizor bölgesinde tespit edilen onlarca toplu mezar, bölgedeki mezhepçi felaketin boyutlarını hatırlatıyor. Suriye uzmanı Joshua Landis’in "Büyük Ayıklanma" şeklinde tanımladığı süreç, Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Sykes-Picot düzeninin çöküşüyle toplulukların katı etnik ve mezhepsel kantonlara çekilmesine yol açmıştı. Bu tarihi çözülmenin en ağır bedelini ise Irak, Suriye ve Lübnan ödedi.

Foreign Policy analizine göre Washington, Ortadoğu’da kontrol edemeyeceği ve doğasını anlamadığı dinamiklerle sorumsuzca oynamaktadır. ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal ederken ülkenin mezhepsel dokusu hakkında son derece yetersiz bilgiye sahip olması gibi, günümüzde de benzer bir stratejik körlük yaşanmaktadır. Beyaz Saray, Şam’daki yeni yönetim unsurlarını Lübnan’da Hizbullah’ın üzerine sürmeyi hedeflerken, eş zamanlı olarak Irak’ta IŞİD’e karşı çetin mücadeleler vermiş Şii milis grupları silahsızlandırmaya çalışıyor. Bu yaklaşım, bölgeyi felaketle sonuçlanabilecek yeni bir çatışma sarmalına doğru sürüklüyor.

Bağdat’ta Silahsızlanma Baskısı ve Güven Bunalımı

Washington yönetimi, Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak Şii grupların ellerindeki silahları teslim etmesini şart koşuyor. Ancak silahsızlanma talepleri Bağdat sokaklarında Washington’ın düşündüğünden çok farklı bir yankı buluyor. Bedir Teşkilatı, Ketaib Hizbullah ve Harakat el-Nüceba gibi yapılardan oluşan Haşdi Şabi unsurları, Büyük Ayetullah Ali es-Sistani’nin 2014’teki fetvasıyla kurulmuş ve resmi güvenlik yapısına entegre edilmiş durumda. Sistani’nin ilerleyen yaşı ve bu fetvayı geri çekmemiş olması, silahsızlanma tartışmalarının geleceğini daha da karmaşık hale getiriyor.

Irak’taki Şii grupların silahsızlanmaya direnmesinin arkasında sadece siyasi nüfuz veya ekonomik ağları koruma arzusu değil, aynı zamanda köklü bir güvenlik endişesi ve "mazlumiyet" bilinci yatıyor. Türkiye’nin ülkenin kuzeyindeki askeri varlığı, Suriye’deki iktidar değişimi ve IŞİD tehdidinin tamamen silinmemiş olması, bu gruplar için silah bırakmayı varlıksal bir tehdit olarak algılatıyor. Washington’ın baskılarına karşı milislerin sergilediği tutum, askeri ve siyasi krizlerin komşu ülkelere sıçrama riskini artırıyor.

Lübnan, Körfez ve Bölgesel Çöküş Riski

Benzer bir gerilim Lübnan cephesinde de tırmanıyor. Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, organizasyonun silahlarının geleceğinin İsrail veya ABD müdahaleleriyle belirlenemeyeceğini, bunun tamamen bir ulusal savunma meselesi olduğunu savunuyor. Washington’ın Lübnan hükümeti üzerinden yürüttüğü silahsızlanma diplomasisi, dirençle karşılaşıyor. Bu esnada Körfez ülkelerinde de Şii nüfusa yönelik artan kısıtlamalar ve dini faaliyetlere getirilen engeller bölgesel fay hatlarını daha da germektedir.

Yemen’de bozulan ateşkes ve Husilerin yeniden tırmandırdığı askeri adımlar, mezhepsel kutuplaşmanın Ortadoğu'nun her köşesine yayıldığını gösteriyor. Foreign Policy makalesi, olası bir genel mezhep savaşında en büyük zararı yine sivillerin göreceği uyarısında bulunuyor. Çatışmaların derinleşmesi durumunda kitlesel göç dalgalarının Avrupa’ya uzanacağı, IŞİD gibi radikal terör örgütlerinin kendilerine yeniden zemin bulacağı belirtiliyor. Analiz, ABD yönetimine dikte edici takvimlerden ve bölgesel aktörleri birbirine karşı kışkırtmaktan vazgeçerek, toplumların kendi iç dengelerini kurmalarına izin verecek ölçülü bir diplomasiye dönme çağrısıyla son buluyor.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.