SON DAKİKA

İmam Humeyni’nin Gorbaçov’a Yazdığı Mektubu Biliyor musunuz?

Mektubun asıl devrimci karakteri, Sovyet liderliğini bekleyen ikinci ve çok daha sinsi bir tuzağı açıkça ifşa etmesinde yatar. Humeyni, Gorbaçov’u komünizmin zindanından çıkıp Batı kapitalizminin ve liberal maddeciliğin pençesine düşmemesi hususunda şiddetle uyarır.

Haber Giriş Tarihi: 17.08.2026 20:24
Haber Güncellenme Tarihi: 17.08.2026 20:31
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
İmam Humeyni’nin Gorbaçov’a Yazdığı Mektubu Biliyor musunuz?

Tarih 1989 yılının ilk gününü gösterdiğinde, Soğuk Savaş’ın kutuplaşmış dünyası görünüşte ideolojik bir çözülmenin arifesindeydi. Berlin Duvarı henüz yıkılmamış, Sovyetler Birliği resmi olarak dağılmamıştı; ancak Doğu Bloku’nun devasa gövdesi içten içe çatırdıyordu. Tam da bu kırılma eşiğinde, Tahran’dan Moskova’ya, Kremlin Sarayı’nın kapılarına alışılagelmiş diplomatik teamüllerin fersah fersah ötesinde bir heyet ulaştı. Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği lideri Mihail Gorbaçov’a hitaben kaleme aldığı mektup, modern düşüncenin ontolojik ve epistemolojik temellerine yöneltilmiş sarsıcı bir meydan okumaydı.

Bu tarihi vesika incelendiğinde ilk göze çarpan husus, mektubun yazarının Sovyet sisteminin iç dinamiklerine, Marksist-Leninist doktrinin çıkmazlarına ve Doğu Bloku’nun psikolojik yorgunluğuna yönelik sergilediği şaşırtıcı aşinalıktır. İmam Humeyni, Gorbaçov’un başlattığı Glasnost (açıklık) ve Perestroyka (yeniden yapılanma) hamlelerini yetmiş yıllık bir yanılgının iflası olarak teşhis etmiştir. Mektupta yer alan, komünizmin ses getiren kemik çatırdayışlarının duyulduğu ve bu ideolojinin artık dünya siyasi tarihinin müzelerine kaldırılacağı tespiti, kehanetvari bir siyasal analizden öte, maddeci bir dünya görüşünün kaçınılmaz ontolojik çöküşünün ilanıdır.

Fakat mektubun asıl devrimci karakteri, Sovyet liderliğini bekleyen ikinci ve çok daha sinsi bir tuzağı açıkça ifşa etmesinde yatar. Humeyni, Gorbaçov’u komünizmin zindanından çıkıp Batı kapitalizminin ve liberal maddeciliğin pençesine düşmemesi hususunda şiddetle uyarır. Bir kutuptan kaçarken diğer kutbun cennet gibi algılanmasının büyük bir serap olduğunu vurgulayan mektup, sorunun mülkiyet rejiminden veya piyasa mekanizmasından ibaret olmadığını hatırlatır. Batı kapitalizmine kucak açmanın bir çare olamayacağını, çünkü Batı dünyasının da özünde maddeci, seküler ve metafizikten yoksun yapısıyla derin bir ahlaki, toplumsal ve varoluşsal krizin içinde kıvrandığını belirtir. Marksizm ile liberal kapitalizm arasındaki kavga, mektubun perspektifinde temelde aynı kökten —yani Tanrı’yı ve aşkın olanı hayatın merkezinden kovan saf maddecilikten— beslenen iki farklı tezahürün mücadelesidir. İmam Humeyni, İslam’ın devrimci ve uzlaşmaz tevhid anlayışıyla bu iki kutbu da reddeden "Ne Doğu ne Batı" şiarını, küresel bir varoluş manifestosu olarak Gorbaçov’un masasına bırakmıştır.

Mektubu diplomatik bir metinden evrensel bir felsefi risaleye dönüştüren en çarpıcı boyut ise sunulan reçetenin niteliğidir. Karşısındaki bir devlet başkanı olmasına rağmen Humeyni, ona askeri paktlar, ticari anlaşmalar veya yüzeysel siyasi reçeteler yerine İslam düşünce atlasının en zirve isimlerini birer kurtuluş anahtarı olarak sunar. İnsanın sadece maddeye, duyulara ve ekonomik üretim ilişkilerine hapsedilemeyeceğini kanıtlamak adına; Meşşai felsefenin kurucu zihinleri Fârâbî ve İbn Sînâ’ya atıfta bulunur. Onların nedensellik ve akledilir ilkeler (makulat) üzerindeki tahlillerinin, kaba ampirizmin ve duyuculuğun sığlığını nasıl aştığını hatırlatır. Maddi dünyanın ötesindeki hakikati kavramak için Sühreverdî’nin Hikmetü’l-İşrâk’ına (İşrakilik felsefesine), varlığın mertebelerini ve nefsin mahiyetini anlamak için Molla Sadrâ’nın Hikmet-i Müteâliye’sine yönlendirir. Nihayetinde varlığın birliğini ve insanın mutlak hakikatle rabıtasını tahlil etmek üzere Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin irfani mirasını adres gösterir; hatta Sovyet akademisyenlerinin bu derin meseleleri tahsil etmek üzere Kum medreselerine gönderilmesini teklif eder.

Bir devlet başkanına felsefi ve irfani metinler üzerinden hitap etmek, modern seküler aklın algılamakta zorlanacağı bir yaklaşımdır. Ancak mektubun mantığı kusursuzdur: İnsanı tanımlayan temel parametre onun ontolojik aidiyetidir. Eğer insanı sadece biyolojik bir makine veya ekonomik bir tüketim/üretim birimi olarak kodlarsanız, inşa ettiğiniz her sistem eninde sonunda insan fıtratının duvarına çarpıp çökecektir.

İşte tam bu noktada İmam Humeyni’nin Sovyet liderine yazdığı mektup, salt geçmişte kalmış tarihi bir hadise olmaktan çıkıp doğrudan 21. yüzyılın dünyasına ve bugünün insanına hitap eden hayati bir projeksiyona dönüşür. Bugünün dünyası, Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik bloklaşmaların çok ötesinde, topyekün bir mana yitiminin, derin bir boşluğun ve nihilizmin pençesinde kıvranmaktadır. Komünizm çökmüş, ancak onun yerine ikame edilen küresel neoliberal nizam da insanlığa vadedilen huzuru ve anlamı getirememiştir. Aksine, her şeyi metalaştıran, maneviyatı tüketen, insanı algoritmalara ve anlık hazlara hapseden modernite; kitleleri derin bir anlamsızlık çukuruna sürüklemiştir.

Günümüz insanı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar konfora, enformasyona ve maddi güce sahip olmasına rağmen, kendi varoluşunun gayesinden kopmuş durumdadır. Nihilizmin karanlık labirentlerinde rotasızca savrulan, manevi bağlarını yitirmiş, ruhsal bir boşluk içinde debelenen yığınlar için bu mektup, sarsıcı bir uyanış çağrısıdır. Zira mektubun ana omurgası, insanın içinde taşıdığı mutlak bilgiye, mutlak güce ve mutlak mükemmelliğe olan fıtri özleminin ancak Yaratıcı ile kurulacak sahici bir bağla doyurulabileceğini ilan eder. Fârâbî’nin aklı, Sühreverdî’nin nuru, Sadra’nın varlık anlayışı ve İbn Arabî’nin aşkın vahdeti; modern dünyanın ruhsuz pozitivizmine ve nihilist çürümesine karşı sunulmuş kadim ve dinamik bir kalkandır.

İmam Humeyni’nin Gorbaçov’a mektubu, siyasetin metafizikten, insanın da Yaratıcısından koparılamayacağını haykıran emsalsiz bir metindir. Bir kutbun yıkılışını diğer kutbun sahte zafer sarhoşluğuyla kutladığı bir çağda, her iki tarafın da temelsizliğine ayna tutmuştur. Bugün nihilizmin ve maddeciliğin tahrip ettiği insanlık vicdanı için bu mektup; devrimci bir dirilişin, akıl ile kalbi, madde ile manayı, adalet ile tevhid inancını buluşturan aşkın bir pusula olma vasfını tüm tazeliğiyle korumaktadır.

Nitekim mektubun kalbinde parıldayan ve modern güç tapınçlarının yüzüne bir tokat gibi inen mealen o sarsıcı cümle, çağlar ötesine verilmiş en tavizsiz manifestodur: "İslam’ın ve Müslümanların size ihtiyacı yoktur; aksine sizin ilahi bir perspektife ihtiyacınız vardır." Dünyevi ihtişamın, nükleer cephaneliklerin ve süper güç hezeyanlarının zirvesinde oturan bir imparatorluğun karşısında hiçbir eziklik duymadan dile getirilen bu eşsiz cesaret, küresel efendilerin kurguladığı sahte muhtaçlık hiyerarşisini kökünden yerle bir eder. İslam’ın varoluşsal izzetini ve hakikatin bağımsızlığını tek bir hamlede tescilleyen bu çıkış; bugün de kapitalizmin tüketim çarklarında öğütülen, nihilizmin karanlık labirentlerinde rotasını yitiren ve maddeye hapsolarak kendi kurduğu putların altında ezilen modern insanlığa, asıl muhtaç olduğu şeyin askeri ya da teknolojik üstünlükten ziyade varlığı anlamlandıran ilahi ve aşkın bir hakikat nizamı olduğunu tüm çıplaklığıyla haykırmaktadır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.