SON DAKİKA

Orta Doğu’nun Sessiz Liberal Devrimi

Sosyolog Mansoor Moaddel tarafından kaleme alınan ve dünyaca ünlü siyaset bilimi dergisi Foreign Affairs bünyesinde yayımlanan “Orta Doğu’nin Sessiz Liberal Devrimi” başlıklı kapsamlı analiz, bölgeye dair onlarca yıldır kabul gören anlatıları temelden sarsmaktadır.

Haber Giriş Tarihi: 16.10.2026 09:42
Haber Güncellenme Tarihi: 16.10.2026 10:26
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Orta Doğu’nun Sessiz Liberal Devrimi

Moaddel'in iddiasına göre yaklaşık yarım asır önce İran’da gerçekleşen İslam Devrimi ile seküler düzenin yıkılması ve Şii köktenciliğine dayalı otoriter bir rejimin kurulması, Batı kamuoyunda Orta Doğu toplumlarının doğuştan liberal değerlere yabancı olduğu yönünde derin bir kanaat oluşturmuştu. Yıllar boyunca bölgeden yükselen terör eylemleri, kadınları baskı altına alan yasalar ve özgürlükleri kısıtlayan baskıcı yönetimler, Michel Foucault gibi düşünürlerin iddiasını doğrular nitelikte görülmüştü: Orta Doğu halklarının Batı’dan tamamen farklı ve dini odaklı bir hakikat rejimine ait olduğu fikri kabul görmüştü. Oysa Moaddel’in sunduğu zengin veriler, otoriter baskının bir sonucu olduğunu ve yüzeyin altında tamamen farklı bir tarihin aktığını göstermektedir.

Moaddel, 2000 ile 2020 yılları arasında Orta Doğu’nun en kritik beş ülkesi olan Mısır, İran, Irak, Suudi Arabistan ve Türkiye’de yüz yüze görüşmelere dayanan geniş çaplı saha araştırmaları gerçekleştirmiştir. Araştırmacılar; bireysel ifade özgürlüğü, cinsiyet eşitliği ve seküler siyaset olmak üzere üç temel boyutu kapsayan 15 soru üzerinden bir liberalizm endeksi oluşturmuştur. Aile onayından ziyade sevgiye dayalı evlilik tercihi, çocuklarda dindarlık yerine bağımsızlık ve hayal gücünün teşviki, kadınların dilediği gibi giyinme hakkı, çok eşliliğe karşı tutum, iş hayatı ve siyasette fırsat eşitliği ile şeriat ve dini yönetimlerin reddi gibi konuları ölçen bu endeks, bölgede ezber bozan bir tabloyu gözler önüne sermiştir. Siyasi liderler otoriter yapıları pekiştirmeye çalışırken, halk tabanında liberal değerlere verilen destek istikrarlı ve güçlü bir şekilde yükselmiştir.

Siyasal İslam’ın Çöküşü ve Seküler Siyasete Yönelim

Araştırmanın ortaya koyduğu en çarpıcı bulgulardan biri, bölge genelinde İslamcı yönetim biçimlerine ve şeriat hukukuna olan desteğin dramatik biçimde gerilemesidir. Mısır’da İslamcı bir yönetimi çok iyi bulanların oranı 2011 yılında yüzde 25 iken, 2020 yılında yüzde 16’ya düşmüş; şeriatın uygulanmasını çok önemli görenlerin oranı ise yüzde 28’den yüzde 18’e gerilemiştir. Mısır’da din ve siyasetin ayrılmasını destekleyenlerin oranı 2007’de yüzde 44 seviyesindeyken, 2020 yılında yüzde 81 gibi ezici bir çoğunluğa ulaşmıştır. Aynı dönemde Batı tarzı yönetim modellerine duyulan sempati de yüzde 30’dan yüzde 82’ye fırlamıştır. Mısırlılar ile yapılan derinlemesine görüşmeler, bu radikal tutum değişikliğinin arkasında 2012 seçimleriyle iktidara gelen Müslüman Kardeşler yönetiminin yarattığı derin hayal kırıklığı ve Batı modellerinin getireceği ekonomik refah arayışının yattığını doğrulamaktadır.

Benzer bir kırılma Irak ve Suudi Arabistan’da da gözlemlenmiştir. Irak’ta dini yönetim ve şeriat desteği 2000’lerin başında yüzde 30’ların üzerindeyken 2011 sonrasında yüzde 15’ler seviyesine kadar inmiştir. Suudi Arabistan’da ise şeriat kanunlarının uygulanmasını hayati görenlerin oranı 2003’te yüzde 73 gibi yüksek bir seviyedeyken, 2011 yılında yüzde 35’e kadar gerilemiştir. Eğitimde erkek çocuklarına öncelik verilmesi gerektiği fikri Mısır ve Irak’ta radikal bir düşüş göstererek tek haneli rakamlara gerilemiştir. Dini baskı ve diktelerin bizzat kendisi, halkların yanıtı olarak seküler siyasete ve bireysel özerkliğe olan arzuyu körükleyen temel faktör haline gelmiştir.

Dini Baskının Ters Tepmesi

Türkiye ve İran deneyimleri, devlet eliyle uygulanan dini ve muhafazakar projelerin toplum nezdinde nasıl ters teptiğini gösteren en net örneklerdir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarı boyunca otoriter ve İslamcı bir hat izlemesine, Osmanlı mirasını canlandırma söylemlerine rağmen, Türk toplumunun değerleri hızla liberalleşmiştir. 2013-2020 yılları arasında Türkiye’nin liberalizm endeksi hem kadınlarda hem erkeklerde artış göstermiştir. En belirgin değişim ise toplumsal kimlik tanımında yaşanmıştır: 2001 yılında kendisini öncelikli olarak Müslüman olarak tanımlayanların oranı yüzde 64 iken, bu oran 2020’de yüzde 24’e düşmüş; buna karşılık kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tanımlayanların oranı yüzde 34’ten yüzde 63’e yükselmiştir. Haftada bir kereden fazla camiye gitme oranı da aynı süreçte yüzde 19’dan yüzde 11’e gerilemiştir.

İran’da ise kırk yılı aşkın süredir devam eden dini otoriter rejim, toplumda adeta militan bir liberalizmin doğmasına yol açmıştır. Zorunlu başörtüsü uygulamaları ve dini polisin baskıları, toplumu reform taleplerinden rejimin meşruiyetini doğrudan sorgulayan radikal bir direnç noktasına taşımıştır. 2022’deki Mahsa Amini gösterileri ve ardından gelen toplumsal patlamalar bu dönüşümün somut dışa vurumudur. İranlıların çocuklarında dindarlık arama oranı ve dini kurumlara olan güveni son yirmi yılda dibe vurmuştur. GAMAAN araştırma vakfının 2022 verilerine göre, İran halkının yüzde 88’i demokrasiyi desteklerken, şeriat düzenine olumlu bakanların oranı sadece yüzde 22’de kalmıştır.

Bölgenin Geleceği

Sosyolog Mansoor Moaddel’e göre sosyolojik açıdan bakıldığında, liberal fikirlerin Orta Doğu’da yükselişi sadece Batı özentisi veya ekonomik gelişmişlik ile açıklanamaz. Fikirler, toplumda egemen olan baskıcı yapılara bir tepki ve antitez olarak anlam kazanır. Nasıl ki 20. yüzyılın başlarında liberal milliyetçilik monarşilere karşı, 1970’lerde ise siyasal İslam başarısız olan laik diktatörlüklere karşı yükseldiyse; günümüzde de liberalizm, dini köktenciliğin ve otokrasinin yarattığı tahribata karşı bir sığınak haline gelmiştir. Mezhep çatışmaları Irak’ta kapsayıcı bir ulusal kimliği öne çıkarırken, kadına yönelik ataerkil baskılar cinsiyet eşitliği talebini patlatmıştır.

Orta Doğu halkları geçmişte Arap milliyetçiliği, devlet sosyalizmi, askeri vesayet, monarşi ve siyasal İslam gibi tüm alternatif yönetim modellerini tecrübe etmiş ve hiçbirinden siyasi hesap verebilirlik veya ekonomik refah elde edememiştir. Denenen tüm yolların tükenmiş olması, liberalizmin yeni bir toplumsal sözleşme olarak öne çıkmasını sağlamıştır. Bugün asıl soru Orta Doğu toplumlarının bölgedeki katı siyasi kurumların halkın bu durdurulamaz özgürlük taleplerine ne kadar süre direnebileceği ve Batılı demokrasilerin bu toplumsal dip dalgasını samimiyetle destekleyip desteklemeyeceğidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.