SON DAKİKA

DEVLETLERİN SÖYLEMLERİ İLE GERÇEK POLİTİKALARI ARASINDAKİ ÇELİŞKİ

Yazının Giriş Tarihi: 12.05.2026 09:22
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.05.2026 09:26

Afganistan, son kırk yıldır yalnızca savaşların değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç mücadelelerinin de merkezinde yer alan bir ülke oldu. Bu süreçte Pakistan, Afganistan üzerindeki etkisi en çok tartışılan aktörlerden biri hâline geldi. Ancak ilginç olan şu ki, Pakistanlı yetkililer zaman zaman hiçbir ülke Afganistan’ın iç işlerine müdahale etmemelidir şeklinde açıklamalar yapıyor. Bu sözler ise birçok Afgan için ikna edici olmaktan çok uzak görünüyor. Çünkü Afganistan halkının hafızasında çok farklı bir tablo bulunuyor.

Pakistan ile Afganistan arasındaki ilişkiler, Pakistan’ın kuruluşundan bu yana hiçbir zaman tam anlamıyla güvene dayalı olmadı. Durand Hattı sorunu, Peştu nisan tartışmaları, sınır güvenliği ve bölgesel rekabetler iki ülke arasında sürekli bir gerilim oluşturdu. 1979’daki Sovyet işgalinden sonra Pakistan, Afganistan mücahitlerinin en önemli lojistik merkezi haline geldi. O dönemde Amerika Birleşik Devletleri ve bazı Körfez ülkeleri de Pakistan üzerinden Afganistan gruplarına destek verdi. Ancak bu süreç yalnızca Sovyet işgaliyle sınırlı kalmadı,1990’lı yıllarda Taliban’ın yükselişiyle yeni bir döneme girildi. Bugün hala Afganistan toplumunun büyük bir bölümü, Pakistan’ın Taliban üzerindeki etkisinin geçmişte olduğu gibi bugün de sürdüğüne inanıyor. İslamabad yönetimi bu suçlamaları reddetse de Afganistan halkındaki güvensizlik kolay kolay ortadan kalkmıyor.

Asıl mesele yalnızca siyasi açıklamalar değil, söylem ile sahadaki gerçeklik arasındaki farktır. Afganistan’da yıllardır savaş yaşayan insanlar, bazı silahlı grupların Pakistan topraklarında hareket alanı bulduğunu düşünüyor. Bu nedenle Pakistan’ın müdahale etmeyin çağrısı, birçok kişiye siyasi bir çelişki gibi geliyor. Çünkü devletler yalnızca söyledikleriyle değil, uyguladıkları politikalarla değerlendirilir. Elbette Pakistan’ın da kendine göre güvenlik gerekçeleri var. İslamabad yönetimi, Afganistan’daki istikrarsızlığın kendi ulusal güvenliğini doğrudan etkilediğini savunuyor. Terör tehdidi, sınır güvenliği, göç dalgaları ve Hindistan’ın Afganistan’daki etkisi Pakistan’ın temel kaygıları arasında gösteriliyor. Bu nedenle Pakistan, Afganistan’daki rolünü müdahale değil, ulusal güvenlik politikası olarak tanımlıyor. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Çünkü uluslararası siyasette birçok devlet, kendi çıkarlarını korumayı güvenlik olarak tanımlarken, başka ülkeler bunu müdahale olarak görüyor. Aslında bu durum yalnızca Pakistan’a özgü değil. Dünya siyasetinde büyük güçler de sık sık demokrasi, insan hakları ve egemenlik vurgusu yaparken, sahada çoğu zaman kendi stratejik çıkarlarına göre hareket ediyor.

Ne yazık ki Afganistan da yıllardır bu çelişkilerin en ağır sonuçlarını yaşayan ülkelerden biri oldu. İngilizler, Sovyetler, Amerika bölgesel güçlerden istihbarat savaşlarına kadar pek çok aktör Afganistan’ı bir rekabet alanına çevirdi. Bedelini ise her zaman Afganistan halkı ödedi savaş, göç, yoksulluk ve belirsizlik bir türlü çözüme kavuşmadı.

Bugün Afganistan halkının en büyük beklentisi, ülkelerinin artık dış güçlerin mücadele sahası olmaktan çıkmasıdır. Gerçek istikrar ancak şu koşullarla mümkün olabilir, devletlerin Afganistan’ın egemenliğine fiilen saygı göstermesi, vekalet savaşlarının sona ermesi, ekonomik iş birliğinin güvenlik rekabetinin önüne geçmesi ve bölge ülkelerinin samimi bir diyalog kurması ve bir an önce seçime gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü güven, yalnızca diplomatik açıklamalarla değil, somut ve tutarlı politikalarla inşa edilir.

Sonuç olarak Pakistan’ın Afganistan’ın iç işlerine müdahale edilmemeli yönündeki açıklamaları, Afganistan kamuoyunun önemli bir bölümü tarafından tarihsel tecrübeler nedeniyle inandırıcı bulunmuyor. Pakistan ise kendi politikasını güvenlik kaygılarıyla savunuyor. Fakat değişmeyen tek gerçek şu ki Afganistan halkı artık savaşlardan, dış müdahalelerden ve jeopolitik rekabetlerden yorulmuştur. Bölge ülkeleri Afganistan’ı bir nüfuz alanı değil, ortak bir istikrar zemini olarak görmedikçe kalıcı barışın sağlanması zor olacaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.