SON DAKİKA

DEVLET "GASLIGHTING" YAPAR MI?

Yazının Giriş Tarihi: 03.07.2026 13:36
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.07.2026 13:40

Gaslighting, sözcük olarak İngilizcedeki gaslightkelimesinden gelir. Gaslight, “gaz lambası / gaz ışığı” demektir.

Kavramın kökeni 1938 tarihli Gas Light adlı tiyatro oyununa, ardından 1944 yapımı Gaslight filmine dayanır. Hikâyede bir erkek, evdeki gaz lambalarının ışığını kısar; kadın bunu fark edince de ona “Hayır, öyle bir şey yok, sen hayal görüyorsun” der. Böylece kadının kendi algısından, hafızasından ve aklından şüphe etmesini sağlar.

Bugünkü anlamıyla gaslighting şudur: “Bir insanın kendi gerçeğine olan güvenini sistemli biçimde sabote etme tekniğidir.”

Evet, devlet gaslighting yapabilir. Hatta modern iktidarların en sinsi yönetim tekniklerinden biri budur. Fakat burada dikkatli olmak gerekir: Devlet, psikolojik anlamda bir “kişi” değildir; ama kurumları, dili, medyası, hukuk düzeni, eğitim sistemi, istatistikleri, güvenlik aygıtları ve resmî anlatıları üzerinden toplumun gerçeklik algısını bozabilir. Yani devlet gaslighting yaptığında yurttaşa şunu söyletmeye çalışır: “Acaba ben mi yanlış görüyorum?”

Gaslighting’in bireysel ilişkideki özü şudur: Bir kişi diğerinin yaşadığı hakikati sürekli inkâr eder, küçümser, tersyüz eder. “Öyle olmadı”, “Sen abartıyorsun”, “Sen çok hassassın”, “Sorun sende”, “Herkes memnun, bir tek sen şikâyetçisin.” Devlet bunu toplumsal ölçekte yaptığında aynı mantık çalışır. Yurttaş geçinemiyordur; devlet “ekonomi büyüyor” der. İnsanlar korkuyordur; devlet “özgürlükler en geniş döneminde” der. Hukuk siyasallaşmıştır; devlet “yargı bağımsızdır” der. Eğitim çökmüştür; devlet “çağ atladık” der. Kurumlar çürümüştür; devlet “dış güçlerin algı operasyonu” der.

Burada propaganda ile gaslighting arasındaki fark önemlidir. Propaganda, sana bir şeyi inandırmaya çalışır. Gaslighting ise yalnızca yalan söylemez; senin kendi gözlerine, aklına, hafızana ve deneyimine güvenini kırmaya çalışır. Propaganda “biz iyiyiz” der. Gaslighting “senin gördüğün kötülük aslında yok; sen bozulmuşsun” der. İşin zehri burada.

Devlet gaslighting’i birkaç yolla yapar. Birincisi inkârdır. Açık bir kriz vardır ama adı konmaz. Yoksulluk “geçici sıkıntı”, sansür “milli güvenlik”, liyakatsizlik “takdir yetkisi”, baskı “kamu düzeni”, israf “itibar” diye ambalajlanır. İkincisi hafıza tahrifatıdır. Dün söylenen bugün inkâr edilir; eski vaatler unutturulur; başarısızlıklar düşmana, başarılar iktidara yazılır. Üçüncüsü suçun mağdura yüklenmesidir. İşsiz genç tembel, geçinemeyen aile müsrif, itiraz eden yurttaş hain, soru soran gazeteci fitneci, hak arayan öğrenci marjinal ilan edilir. Dördüncüsü istatistik ve dil oyunlarıdır. Rakamlar, tanımlar, ölçüm biçimleri değiştirilir; gerçek acı, teknik tablo içinde buharlaştırılır.

Bu yüzden devlet gaslighting’i yalnızca siyasi bir sorun değildir; epistemolojik bir saldırıdır. Çünkü toplumun hakikatle kurduğu ilişkiye müdahale eder. İnsanlar bir süre sonra yalnızca devlete değil, kendi sezgilerine de şüpheyle bakmaya başlar. “Ben açım ama büyüme varmış.” “Ben özgür değilim ama dünya bizi kıskanıyormuş.” “Ben adalet bulamıyorum ama sistem kusursuzmuş.” İşte bu, yurttaşın zihinsel omurgasının eğilmesidir.

Türkiye bağlamında bu kavram çok verimli işlenebilir. Çünkü burada devlet dili çoğu zaman baba, öğretmen, imam, komutan, hâkim ve psikolog karışımı tuhaf bir üst sesle konuşur. Yurttaşa bilgi vermekten çok onu hizaya sokar. “Sen bilmezsin”, “devlet bilir”, “büyük resmi gör”, “zamanı değil”, “şimdi sırası mı?”, “ülkenin bekası var” gibi cümleler, sadece siyasi savunma cümleleri değildir; yurttaş aklını çocuklaştıran cümlelerdir. Devlet baba rolüne girince toplum da ergen muamelesi görür. Oysa yurttaş çocuk değildir; devlet de veli değildir.

Bunun en ağır sonucu şudur: Toplumda hakikat duygusu aşınır. İnsanlar aynı olaya bakıp bambaşka gerçekliklerde yaşamaya başlar. Bir kısmı yaşadığı acıyı inkâr eder, bir kısmı öfkesini büyütür, bir kısmı susar, bir kısmı da “zaten hiçbir şey değişmez” diyerek öğrenilmiş çaresizliğe gömülür. Gaslighting’in siyasal başarısı burada ortaya çıkar: Devlet herkesi ikna etmek zorunda değildir; yeter ki herkesi kendi gerçekliğinden şüphe eder hâle getirsin.

Modern devlet yalnızca bedeni disipline etmez; hafızayı, dili ve gerçeklik duygusunu da yönetmek ister. Gaslighting, iktidarın yurttaşı kendi aklından şüphe ettirme sanatıdır.

Filozof Kirpi: “Devlet hakikati inkâr ettiğinde yalnızca yalan söylemiş olmaz; yurttaşın gözlerine de kelepçe takar.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.