ABD, beklendiği gibi rotasyonlu bir kadroyla sahadaydı.
Bizde de önemli değişiklikler vardı. Merih Demiral, Ferdi Kadıoğlu ve Mert Müldür yoktu. Kaptan Hakan Çalhanoğlu ve İsmail Yüksek’te ilk 11’de yer almamıştı. Kerem Aktürkoğlu da...
Orta sahaya Orkun Kökçü ve Salih Özcan girmişti. Merih Demiral’ın yerinde Ozan Kabak vardı. Sol bekte Eren Elmalı, sağ açıkta Oğuz Aydın görev almıştı. Can Uzun yine yoktu.
Montella, 83’te Can Uzun ve Çağlar Söyüncü’yü ve 87’de Kaan Ayhan’ı sahaya attı. 90’dan sonra Mert Müldür ve İrfan Can Kahveci oyuna girdi.
Bu değişiklikler muhtemelen oyunculara süre vermek ve/veya maçı berabere bitirmek amacıyla yapılmış olmalıydı.
ABD, 3. dakikada Trusty ile öne geçince sabahın köründe hüzünlendik yine. Ancak çabuk cevap verdik, Barış Alper Yılmaz’ın asistinde Arda Güler tabelayı değiştirdi; 1-1
Dakika 31... Barış Alper kısmetine tanıklık ettik. Orkun Kökçü’nün vuruşunda Barış Alper’e çarpan top filelerle buluştu; 2-1.
Rotasyonlu kadrosuna rağmen ABD oldukça iyi oynadı. Bu oyun onlara 49’da Berhalter ile beraberliği getirdi.
Kalan dakikalarda iki takımın da bu sonuca itirazı yok gibiydi. Beraberlik, zaten gruptan çıkmış olan ABD’yi hiç üzmezdi. Biz de ilk puanımızı almış olurduk.
Maçın artık ilave edilen sürelerle birlikte son saniyeleriydi, ABD ceza sahası karıştı. Can Uzun’un kaleye gönderdiği top kaleciden ve savunma oyuncusundan sekti, Kaan Ayhan’ın önünde kaldı. Bu kadroda ne işi var denilen birkaç futbolcumuzdan biriydi Kaan Ayhan. Ben, elbette öyle demeyeceğim ama Kaan Ayhan’ın, o dakika da altı pasta ne işi vardı diyeceğim. Kısmet, golünü attı Kaan Ayhan, 3-2 kazandık.
Şimdi grup lideri ABD’yi yendiğimiz için mutlu ve gururlu mı olacaktık?
Uzun bir turnuva geçirme olasılığına karşın en erken eve dönen takımlardan biri olmanın kahrını yaşayıp birbirimizi mi yiyecektik?
Hayat gibiydi futbol, tek seçenekten ibaret değildi. Hem üzgün hem de mutlu olabilirdik.
NE, NEDEN?
Çünkü bilmiyoruz...
Kaan Ayhan’ın, galibiyet golünden sonra yaşadığı hırslı sevinç ve mutluluk birçok kişiye gereksiz ve abartılı gelmiştir. Zira bu golün ve kazanmanın turnuva seyrine -bizim için- hiçbir etkisi yoktu, biz valizimizi toplamıştık.
Evet, bilmiyoruz...
Burası Dünya Kupası’ydı. Futbolun şöleni, eğlencesi, karnavalı ve bayramıydı.
Burada şampiyonlar, son şampiyonlar inanılmaz bir şekilde gruplarda elenip gidebilirlerdi.
Kendilerinden çok şey beklenen yıldızlar milyonlara hayal kırıklığı yaşatabilirdi.
Yeni yıldızlar çıkabilirdi.
Daha önce başarılı olamamış ve/veya yeni katılımcılar büyük hikâyeler yazabilirdi.
Burada, skordan bağımsız olarak atılan her bir gol, her bir puan, alınan her galibiyet kayda girerdi. Güzel ve değerli olurdu.
Biz, bütün bunları bilmediğimizden ya da göz ardı ettiğimizden başarımız gerçekten şans ve kısmete bağlı oluyordu. Kısmetin de bir bildiği olmalıydı.
Sonuç olarak başka milletleri bilmem ancak biz kazanmayı da kaybetmeyi de bilmiyoruz.
NE OLMALI? NE YAPMALI?
İstikrar, dünyanın her yerinde yöneticilerin uydurma ve sihirli kelimesidir. Futbolda ve hele de turnuvalarda böyle bir şey mümkün değil ve örneği yoktur.
Formül gayet basittir; başarılı olan kalır, başarısız olan gider.
Güzel ülkemiz bu turnuvada başarısız olmuş ve elenmiştir. O zaman;
Bu işin patronu ve baş sorumlusu federasyon ve onun başkanı değişmelidir.
Hacıosmanoğlu federasyonu olmadı. Sonuçtan bağımsız olarak iyi bir yönetim süreci gösterilemedi. Kazandığımızda da kaybettiğimizde de Hacıosmanoğlu sertti. Kavgacı ve ayrımcıydı. Fazlasıyla polemikçiydi. Her söylenene cevap vermek gibi bir hataya düşüldü. “İcra makamı” ben ve ötekilere dönüştü. Son tahlilde karizma da çizildi.
Sinyor Montella... Bize büyük heyecanlar yaşattı. Bu nedenle teşekkürü hak etti ki ettik. Lakin Romanya maçıyla başlayan süreci iyi yönetemedi. Taktik-plan, kadro seçimi ve oyuncu değişimlerinde başarısız oldu.
İstikrar gerekçesiyle devam etsin denilemez. Dünyanın her yerinde millî takımlar başarısız olduğunda ve ortaya bir karakter, mücadeleci bir oyun konulamadığında teknik direktörler gider. Millî Takım’ımızda hangi teknik direktörlerin gittiğinin çetelesini çıkarsak yeniden şaşarız. Montella bu çetelede ilk üçe bile giremez.
Ayrıca o da bir Akdenizli olmanın güdüsüyle fazlasıyla hamasete kapılmış, popülist söylemlere sarılmıştır.
Montella gidince daha iyisi mi gelecek? Onu bilemeyiz. Montella geldiğinde bir Avrupa Kupası ve bir Dünya Kupası oynayacağımızı bilmiyorduk.
Yıldızlarımız... Bizim çocuklarımız... Takke düştü kel göründü.
Sizin durumunuzu “baskı” falan açıklayamaz. O zaman insana ilk olarak hemen İran derler. Curaçao, Yeşil Burun derler.
Elbette medyayı ve sosyal medyayı takip edeceksiniz. Ama işinize odaklanıp eleştirilere sahada cevap vereceksiniz. Oyun karakteri ve mücadelenizle... Oyununuz, golleriniz ve başarılarınızla.
Bu milletin büyük çoğunluğunun (medyacıları, sosyal medyacıları, trolleri, fanatik taraftarları ayırarak) size öfkesi salt başarısız olmanız değil, o karakter ve mücadeleyi görememektendi.
Cevap vermek derken yanlış anlaşılmasın. Atılan bir golden, kazanılan bir maçtan sonra kim olursa olsun birilerine laf sokmak, hâl ve hareket çekmek asla cevap değildir. Bu tarz söylem ve hareketler hiç fayda vermez. Geçmiş örnekleriyle doludur.
Şimdi oturun, maçları yeniden seyredin. Turnuvayı seyretmeye devam edin, gerekli dersleri çıkarın. Hem bireysel hem de takım olarak. Önünüzde daha çok maçlar ve turnuvalar var.
Medya, sosyal medya ve fanatik -tüketici- taraftardan umudum yok. Dün, göklerin zirvesinde yer bulamayıp bugün aynı insanları yerin yedi kat dibine gömenlerden hiç umudum yok.
Kurumsal yapı... Hah! İşte istikrar burada gerek. Ehliyetli ve liyakatli kadroların oluşturduğu bir federasyon tesis etmek zorundayız. Bu federasyon, akıl, bilim, plan ve programla hep bir sonraki turnuvanın hazırlığını yapmalı. Bu turnuvanın hazırlığı çoktan yapılmış olmalıydı.
Biz... Öncelikle dünyada hangi alanda, hangi başarılarımız var ona bakacağız. Küresel başarılarımız yokken bu çocuklardan üstün başarılar beklemenin çok da doğru olmadığını göreceğiz.
Bu bir oyun... Oyun karakterine, mücadeleye ve hakkıyla temsile bakacağız. Bunlar yerine getirildiğinde kaybettiysek üzüleceğiz, kazandıysak sevineceğiz. Ama asla abartmadan.
Tam da voleybol federasyonunun yaptığı ve bizim çocukların başardığı gibi.
Haydi! Çaylar içilsin, yeni turnuvanın hazırlıkları başlasın.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksel Durak
NİHAYET KAZANDIK
“Bir teselli...”
Türkiye-ABD: 3-2
ABD, beklendiği gibi rotasyonlu bir kadroyla sahadaydı.
Bizde de önemli değişiklikler vardı. Merih Demiral, Ferdi Kadıoğlu ve Mert Müldür yoktu. Kaptan Hakan Çalhanoğlu ve İsmail Yüksek’te ilk 11’de yer almamıştı. Kerem Aktürkoğlu da...
Orta sahaya Orkun Kökçü ve Salih Özcan girmişti. Merih Demiral’ın yerinde Ozan Kabak vardı. Sol bekte Eren Elmalı, sağ açıkta Oğuz Aydın görev almıştı. Can Uzun yine yoktu.
Montella, 83’te Can Uzun ve Çağlar Söyüncü’yü ve 87’de Kaan Ayhan’ı sahaya attı. 90’dan sonra Mert Müldür ve İrfan Can Kahveci oyuna girdi.
Bu değişiklikler muhtemelen oyunculara süre vermek ve/veya maçı berabere bitirmek amacıyla yapılmış olmalıydı.
ABD, 3. dakikada Trusty ile öne geçince sabahın köründe hüzünlendik yine. Ancak çabuk cevap verdik, Barış Alper Yılmaz’ın asistinde Arda Güler tabelayı değiştirdi; 1-1
Dakika 31... Barış Alper kısmetine tanıklık ettik. Orkun Kökçü’nün vuruşunda Barış Alper’e çarpan top filelerle buluştu; 2-1.
Rotasyonlu kadrosuna rağmen ABD oldukça iyi oynadı. Bu oyun onlara 49’da Berhalter ile beraberliği getirdi.
Kalan dakikalarda iki takımın da bu sonuca itirazı yok gibiydi. Beraberlik, zaten gruptan çıkmış olan ABD’yi hiç üzmezdi. Biz de ilk puanımızı almış olurduk.
Maçın artık ilave edilen sürelerle birlikte son saniyeleriydi, ABD ceza sahası karıştı. Can Uzun’un kaleye gönderdiği top kaleciden ve savunma oyuncusundan sekti, Kaan Ayhan’ın önünde kaldı. Bu kadroda ne işi var denilen birkaç futbolcumuzdan biriydi Kaan Ayhan. Ben, elbette öyle demeyeceğim ama Kaan Ayhan’ın, o dakika da altı pasta ne işi vardı diyeceğim. Kısmet, golünü attı Kaan Ayhan, 3-2 kazandık.
Şimdi grup lideri ABD’yi yendiğimiz için mutlu ve gururlu mı olacaktık?
Uzun bir turnuva geçirme olasılığına karşın en erken eve dönen takımlardan biri olmanın kahrını yaşayıp birbirimizi mi yiyecektik?
Hayat gibiydi futbol, tek seçenekten ibaret değildi. Hem üzgün hem de mutlu olabilirdik.
NE, NEDEN?
Çünkü bilmiyoruz...
Kaan Ayhan’ın, galibiyet golünden sonra yaşadığı hırslı sevinç ve mutluluk birçok kişiye gereksiz ve abartılı gelmiştir. Zira bu golün ve kazanmanın turnuva seyrine -bizim için- hiçbir etkisi yoktu, biz valizimizi toplamıştık.
Evet, bilmiyoruz...
Burası Dünya Kupası’ydı. Futbolun şöleni, eğlencesi, karnavalı ve bayramıydı.
Burada şampiyonlar, son şampiyonlar inanılmaz bir şekilde gruplarda elenip gidebilirlerdi.
Kendilerinden çok şey beklenen yıldızlar milyonlara hayal kırıklığı yaşatabilirdi.
Yeni yıldızlar çıkabilirdi.
Daha önce başarılı olamamış ve/veya yeni katılımcılar büyük hikâyeler yazabilirdi.
Burada, skordan bağımsız olarak atılan her bir gol, her bir puan, alınan her galibiyet kayda girerdi. Güzel ve değerli olurdu.
Biz, bütün bunları bilmediğimizden ya da göz ardı ettiğimizden başarımız gerçekten şans ve kısmete bağlı oluyordu. Kısmetin de bir bildiği olmalıydı.
Sonuç olarak başka milletleri bilmem ancak biz kazanmayı da kaybetmeyi de bilmiyoruz.
NE OLMALI? NE YAPMALI?
İstikrar, dünyanın her yerinde yöneticilerin uydurma ve sihirli kelimesidir. Futbolda ve hele de turnuvalarda böyle bir şey mümkün değil ve örneği yoktur.
Formül gayet basittir; başarılı olan kalır, başarısız olan gider.
Güzel ülkemiz bu turnuvada başarısız olmuş ve elenmiştir. O zaman;
Bu işin patronu ve baş sorumlusu federasyon ve onun başkanı değişmelidir.
Hacıosmanoğlu federasyonu olmadı. Sonuçtan bağımsız olarak iyi bir yönetim süreci gösterilemedi. Kazandığımızda da kaybettiğimizde de Hacıosmanoğlu sertti. Kavgacı ve ayrımcıydı. Fazlasıyla polemikçiydi. Her söylenene cevap vermek gibi bir hataya düşüldü. “İcra makamı” ben ve ötekilere dönüştü. Son tahlilde karizma da çizildi.
Sinyor Montella... Bize büyük heyecanlar yaşattı. Bu nedenle teşekkürü hak etti ki ettik. Lakin Romanya maçıyla başlayan süreci iyi yönetemedi. Taktik-plan, kadro seçimi ve oyuncu değişimlerinde başarısız oldu.
İstikrar gerekçesiyle devam etsin denilemez. Dünyanın her yerinde millî takımlar başarısız olduğunda ve ortaya bir karakter, mücadeleci bir oyun konulamadığında teknik direktörler gider. Millî Takım’ımızda hangi teknik direktörlerin gittiğinin çetelesini çıkarsak yeniden şaşarız. Montella bu çetelede ilk üçe bile giremez.
Ayrıca o da bir Akdenizli olmanın güdüsüyle fazlasıyla hamasete kapılmış, popülist söylemlere sarılmıştır.
Montella gidince daha iyisi mi gelecek? Onu bilemeyiz. Montella geldiğinde bir Avrupa Kupası ve bir Dünya Kupası oynayacağımızı bilmiyorduk.
Yıldızlarımız... Bizim çocuklarımız... Takke düştü kel göründü.
Sizin durumunuzu “baskı” falan açıklayamaz. O zaman insana ilk olarak hemen İran derler. Curaçao, Yeşil Burun derler.
Elbette medyayı ve sosyal medyayı takip edeceksiniz. Ama işinize odaklanıp eleştirilere sahada cevap vereceksiniz. Oyun karakteri ve mücadelenizle... Oyununuz, golleriniz ve başarılarınızla.
Bu milletin büyük çoğunluğunun (medyacıları, sosyal medyacıları, trolleri, fanatik taraftarları ayırarak) size öfkesi salt başarısız olmanız değil, o karakter ve mücadeleyi görememektendi.
Cevap vermek derken yanlış anlaşılmasın. Atılan bir golden, kazanılan bir maçtan sonra kim olursa olsun birilerine laf sokmak, hâl ve hareket çekmek asla cevap değildir. Bu tarz söylem ve hareketler hiç fayda vermez. Geçmiş örnekleriyle doludur.
Şimdi oturun, maçları yeniden seyredin. Turnuvayı seyretmeye devam edin, gerekli dersleri çıkarın. Hem bireysel hem de takım olarak. Önünüzde daha çok maçlar ve turnuvalar var.
Medya, sosyal medya ve fanatik -tüketici- taraftardan umudum yok. Dün, göklerin zirvesinde yer bulamayıp bugün aynı insanları yerin yedi kat dibine gömenlerden hiç umudum yok.
Kurumsal yapı... Hah! İşte istikrar burada gerek. Ehliyetli ve liyakatli kadroların oluşturduğu bir federasyon tesis etmek zorundayız. Bu federasyon, akıl, bilim, plan ve programla hep bir sonraki turnuvanın hazırlığını yapmalı. Bu turnuvanın hazırlığı çoktan yapılmış olmalıydı.
Biz... Öncelikle dünyada hangi alanda, hangi başarılarımız var ona bakacağız. Küresel başarılarımız yokken bu çocuklardan üstün başarılar beklemenin çok da doğru olmadığını göreceğiz.
Bu bir oyun... Oyun karakterine, mücadeleye ve hakkıyla temsile bakacağız. Bunlar yerine getirildiğinde kaybettiysek üzüleceğiz, kazandıysak sevineceğiz. Ama asla abartmadan.
Tam da voleybol federasyonunun yaptığı ve bizim çocukların başardığı gibi.
Haydi! Çaylar içilsin, yeni turnuvanın hazırlıkları başlasın.