ABD ile Kürtler arasındaki ilişki yeni değil. Özellikle Irak ve Suriye sahasında bu ortaklık, Washington’ın bölgesel stratejisinin kritik unsurlarından biri haline geldi.
Haber Giriş Tarihi: 15.04.2026 14:28
Haber Güncellenme Tarihi: 15.04.2026 14:50
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Ortadoğu’nun son yüzyıllık siyasi tarihi incelendiğinde, Kürtlerin büyük güçlerle kurduğu ilişkinin en belirgin özelliği süreklilik değil kırılganlıktır. Kriz anlarında sahada vazgeçilmez görülen Kürtler, güç dengeleri yeniden kurulduğunda çoğu kez bölgesel statükonun sınırları içine geri itilmiştir. Bu nedenle Amerika ile Kürtler arasındaki ilişkiyi askeri işbirliği ya da diplomatik temaslar üzerinden okumak eksik kalır. Burada aynı zamanda derin bir algı, beklenti ve tarihsel hayal kırıklığı meselesi vardır.
Son dönemde Reuters, Chatham House, Le Monde ve Washington merkezli düşünce kuruluşlarının analizleri, ABD’nin Kürtlerle ilişkisinin yapısal sınırlarını bir kez daha görünür kıldı: Washington, Kürtleri sahada etkili, disiplinli ve güvenilir ortaklar olarak görüyor; ancak onları bölgesel statükoyu değiştirecek bağımsız bir siyasal özne olarak tanımaya yanaşmıyor.
Bu tabloyu anlamak için Kürt siyasal hafızasında biriken tarihsel deneyime bakmak gerekiyor. Çünkü Kürt meselesinde dış destek çoğu zaman somut bir stratejik ortaklıktan çok, beklentilerle gerçeklik arasındaki gerilimli alanda şekillendi.
Bu gerilim, kimi düşünürlerin “simülasyon” dediği modern siyasal yanılsamaları hatırlatıyor: Güç merkezlerinin sunduğu imaj ile sahadaki çıplak gerçek arasındaki mesafe. Kürtler açısından zaman zaman ABD’nin sunduğu “koruyucu ortaklık” imgesi ile fiili çıkar siyaseti arasındaki fark, derin bir güven krizine yol açtı.
Kürtler: Washington için sahadaki en etkili ortaklardan biri
ABD ile Kürtler arasındaki ilişki yeni değil. Özellikle Irak ve Suriye sahasında bu ortaklık, Washington’ın bölgesel stratejisinin kritik unsurlarından biri haline geldi.
1991 Körfez Savaşı sonrası kuzey Irak’ta oluşturulan uçuşa yasak bölge, Irak Kürdistanı’nın özerk yapısının temelini attı. 2003 Irak işgali sonrasında Kürtler, Saddam sonrası düzenin en önemli siyasi aktörlerinden biri haline geldi. IŞİD’in yükselişiyle birlikte ise hem Peşmerge güçleri hem de Suriye’deki Kürt güçleri, ABD öncülüğündeki koalisyonun sahadaki en etkili kara unsuru oldu.
Kobani’den Rakka’ya uzanan savaş hattında Kürt güçleri, Washington’ın doğrudan sahaya inmeden sonuç almasını sağlayan temel aktörlerden biriydi.
Bu ortaklık, Batı medyasında sıklıkla “güvenilir yerel müttefik” başlığıyla sunuldu. Ancak bu tanımın kendisi, ilişkinin sınırını da gösteriyordu: “Müttefik”, ama karar verici değil; “ortak”, ama nihai siyasi özne değil.
2017 referandumu: Washington’ın kırmızı çizgisi
ABD’nin Kürtlerle ilişkisinin sınırlarını en açık gösteren anlardan biri, 2017’de Irak Kürdistan Bölgesi’nde yapılan bağımsızlık referandumuydu.
Referandumda halkın ezici çoğunluğu bağımsızlığa destek verdi. Bu, Kürtler açısından yüz yıllık tarihsel bir talebin demokratik ifadesiydi. Ancak Washington, bu sürece destek vermek yerine açık biçimde mesafe koydu. ABD Dışişleri Bakanlığı, referanduma karşı olduğunu ilan etti ve sürecin ertelenmesini istedi.
Washington’ın gerekçeleri açıktı:
Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak, İran’ın nüfuz alanını genişletmesini önlemek, Türkiye ile gerilimi büyütmemek, IŞİD sonrası yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratmamak.
Bu yaklaşım, Kürtler açısından önemli bir gerçeği görünür kıldı: ABD’nin desteği, statükoyu değiştirmeyen ölçüde geçerliydi.Başka bir ifadeyle, Washington Kürtleri sistem içinde güçlendirebilir ama sistemi Kürtler lehine yeniden kurmaya istekli değildir.
Suriye: Askeri ortaklık var, siyasi garanti yok
Bu sınır, Suriye’de daha sert biçimde hissedildi.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG), IŞİD’e karşı savaşta Washington’ın en önemli yerel ortağı oldu. Ancak bu askeri işbirliği hiçbir zaman siyasi güvenceye dönüşmedi. 2019’da Trump’ın ani çekilme kararı, Kürtlerde derin bir kırılma yarattı.
2026 itibarıyla tablo daha da netleşti. Kuzeydoğu Suriye’de Şam ile SDG arasında süren entegrasyon tartışmalarında Washington, Kürtlerin nihai siyasi statüsü konusunda net bir garanti vermedi. Batı medyası bile bunu kabullenemedi. Chatham House, bu durumu “askeri ortaklığın siyasi karşılığa dönüşmemesi” olarak yorumladı. Le Monde’un değerlendirmesi daha çarpıcıydı: Batı, IŞİD’e karşı en ağır bedeli ödeyen Kürtleri, bölgesel pazarlık masasında yalnız bıraktı.
İran krizi
2026 İran gerilimi, Washington’ın Kürt politikasındaki yapısal yaklaşımı bir kez daha ortaya koydu.
ABD ve İsrail çevrelerinde İranlı Kürt grupların Tahran’a karşı ikinci cephe açabileceği beklentisi oluştu. Trump da bu ihtimali olumlu karşılayan açıklamalar yaptı. Ancak sahadaki Kürt güçlerine ne uzun vadeli siyasi statü ne de güvenlik garantisi sunuldu. İran sert misilleme tehdidinde bulundu, Irak Kürdistanı savaşa girmeyi reddetti, Kürt gruplar belirsizlik içinde bırakıldı.
Neden böyle?
ABD’nin Kürt politikasındaki mesafenin temelinde dört ana neden var:
Washington, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki dengeleri altüst edecek bağımsız bir Kürt devletinin domino etkisinden çekiniyor.
ABD, Ortadoğu’da doğrudan askeri maliyeti azaltmak için yerel ortaklarla çalışıyor. Kürtler bu modelde etkili bir ortak fakat modelin doğası gereği destek koşullu.
Washington, ulusların kendi kaderini tayin hakkını çoğu zaman evrensel ilke olarak bakmaz aksine jeopolitik fayda üzerinden değerlendirir.
Kürt siyasal hafızasında “ihanet” kavramı güçlü bir yer tutuyor. Sevr’den Lozan’a, 1975 Cezayir Anlaşması’ndan 2017 referandumuna kadar uzanan örnekler, bu hafızayı besledi. Ancak bugün mesele yalnızca bir “ihanet” anlatısı değil; daha derin bir güç ilişkisi sorunu.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Kürtler Neden Amerika’ya Güvenmiyor?
ABD ile Kürtler arasındaki ilişki yeni değil. Özellikle Irak ve Suriye sahasında bu ortaklık, Washington’ın bölgesel stratejisinin kritik unsurlarından biri haline geldi.
Ortadoğu’nun son yüzyıllık siyasi tarihi incelendiğinde, Kürtlerin büyük güçlerle kurduğu ilişkinin en belirgin özelliği süreklilik değil kırılganlıktır. Kriz anlarında sahada vazgeçilmez görülen Kürtler, güç dengeleri yeniden kurulduğunda çoğu kez bölgesel statükonun sınırları içine geri itilmiştir. Bu nedenle Amerika ile Kürtler arasındaki ilişkiyi askeri işbirliği ya da diplomatik temaslar üzerinden okumak eksik kalır. Burada aynı zamanda derin bir algı, beklenti ve tarihsel hayal kırıklığı meselesi vardır.
Son dönemde Reuters, Chatham House, Le Monde ve Washington merkezli düşünce kuruluşlarının analizleri, ABD’nin Kürtlerle ilişkisinin yapısal sınırlarını bir kez daha görünür kıldı: Washington, Kürtleri sahada etkili, disiplinli ve güvenilir ortaklar olarak görüyor; ancak onları bölgesel statükoyu değiştirecek bağımsız bir siyasal özne olarak tanımaya yanaşmıyor.
Bu tabloyu anlamak için Kürt siyasal hafızasında biriken tarihsel deneyime bakmak gerekiyor. Çünkü Kürt meselesinde dış destek çoğu zaman somut bir stratejik ortaklıktan çok, beklentilerle gerçeklik arasındaki gerilimli alanda şekillendi.
Bu gerilim, kimi düşünürlerin “simülasyon” dediği modern siyasal yanılsamaları hatırlatıyor: Güç merkezlerinin sunduğu imaj ile sahadaki çıplak gerçek arasındaki mesafe. Kürtler açısından zaman zaman ABD’nin sunduğu “koruyucu ortaklık” imgesi ile fiili çıkar siyaseti arasındaki fark, derin bir güven krizine yol açtı.
Kürtler: Washington için sahadaki en etkili ortaklardan biri
ABD ile Kürtler arasındaki ilişki yeni değil. Özellikle Irak ve Suriye sahasında bu ortaklık, Washington’ın bölgesel stratejisinin kritik unsurlarından biri haline geldi.
1991 Körfez Savaşı sonrası kuzey Irak’ta oluşturulan uçuşa yasak bölge, Irak Kürdistanı’nın özerk yapısının temelini attı. 2003 Irak işgali sonrasında Kürtler, Saddam sonrası düzenin en önemli siyasi aktörlerinden biri haline geldi. IŞİD’in yükselişiyle birlikte ise hem Peşmerge güçleri hem de Suriye’deki Kürt güçleri, ABD öncülüğündeki koalisyonun sahadaki en etkili kara unsuru oldu.
Kobani’den Rakka’ya uzanan savaş hattında Kürt güçleri, Washington’ın doğrudan sahaya inmeden sonuç almasını sağlayan temel aktörlerden biriydi.
Bu ortaklık, Batı medyasında sıklıkla “güvenilir yerel müttefik” başlığıyla sunuldu. Ancak bu tanımın kendisi, ilişkinin sınırını da gösteriyordu: “Müttefik”, ama karar verici değil; “ortak”, ama nihai siyasi özne değil.
2017 referandumu: Washington’ın kırmızı çizgisi
ABD’nin Kürtlerle ilişkisinin sınırlarını en açık gösteren anlardan biri, 2017’de Irak Kürdistan Bölgesi’nde yapılan bağımsızlık referandumuydu.
Referandumda halkın ezici çoğunluğu bağımsızlığa destek verdi. Bu, Kürtler açısından yüz yıllık tarihsel bir talebin demokratik ifadesiydi. Ancak Washington, bu sürece destek vermek yerine açık biçimde mesafe koydu. ABD Dışişleri Bakanlığı, referanduma karşı olduğunu ilan etti ve sürecin ertelenmesini istedi.
Washington’ın gerekçeleri açıktı:
Irak’ın toprak bütünlüğünü korumak, İran’ın nüfuz alanını genişletmesini önlemek, Türkiye ile gerilimi büyütmemek, IŞİD sonrası yeni bir istikrarsızlık dalgası yaratmamak.
Bu yaklaşım, Kürtler açısından önemli bir gerçeği görünür kıldı: ABD’nin desteği, statükoyu değiştirmeyen ölçüde geçerliydi.Başka bir ifadeyle, Washington Kürtleri sistem içinde güçlendirebilir ama sistemi Kürtler lehine yeniden kurmaya istekli değildir.
Suriye: Askeri ortaklık var, siyasi garanti yok
Bu sınır, Suriye’de daha sert biçimde hissedildi.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG), IŞİD’e karşı savaşta Washington’ın en önemli yerel ortağı oldu. Ancak bu askeri işbirliği hiçbir zaman siyasi güvenceye dönüşmedi. 2019’da Trump’ın ani çekilme kararı, Kürtlerde derin bir kırılma yarattı.
2026 itibarıyla tablo daha da netleşti. Kuzeydoğu Suriye’de Şam ile SDG arasında süren entegrasyon tartışmalarında Washington, Kürtlerin nihai siyasi statüsü konusunda net bir garanti vermedi. Batı medyası bile bunu kabullenemedi. Chatham House, bu durumu “askeri ortaklığın siyasi karşılığa dönüşmemesi” olarak yorumladı. Le Monde’un değerlendirmesi daha çarpıcıydı: Batı, IŞİD’e karşı en ağır bedeli ödeyen Kürtleri, bölgesel pazarlık masasında yalnız bıraktı.
İran krizi
2026 İran gerilimi, Washington’ın Kürt politikasındaki yapısal yaklaşımı bir kez daha ortaya koydu.
ABD ve İsrail çevrelerinde İranlı Kürt grupların Tahran’a karşı ikinci cephe açabileceği beklentisi oluştu. Trump da bu ihtimali olumlu karşılayan açıklamalar yaptı. Ancak sahadaki Kürt güçlerine ne uzun vadeli siyasi statü ne de güvenlik garantisi sunuldu. İran sert misilleme tehdidinde bulundu, Irak Kürdistanı savaşa girmeyi reddetti, Kürt gruplar belirsizlik içinde bırakıldı.
Neden böyle?
ABD’nin Kürt politikasındaki mesafenin temelinde dört ana neden var:
Washington, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’daki dengeleri altüst edecek bağımsız bir Kürt devletinin domino etkisinden çekiniyor.
Türkiye, NATO’nun kritik üyelerinden biri. ABD, Kürtlerle ilişkisini Ankara’yı koparma noktasına taşımak istemiyor.
ABD, Ortadoğu’da doğrudan askeri maliyeti azaltmak için yerel ortaklarla çalışıyor. Kürtler bu modelde etkili bir ortak fakat modelin doğası gereği destek koşullu.
Washington, ulusların kendi kaderini tayin hakkını çoğu zaman evrensel ilke olarak bakmaz aksine jeopolitik fayda üzerinden değerlendirir.
Kürt siyasal hafızasında “ihanet” kavramı güçlü bir yer tutuyor. Sevr’den Lozan’a, 1975 Cezayir Anlaşması’ndan 2017 referandumuna kadar uzanan örnekler, bu hafızayı besledi. Ancak bugün mesele yalnızca bir “ihanet” anlatısı değil; daha derin bir güç ilişkisi sorunu.
En Çok Okunan Haberler