Ümit Özdağ’ın İsrail bağlantılarına ilişkin en dikkat çekici unsur, bu konuda kamuoyuna yansıyan beyanlarının bizzat kendisine ait olmasıdır.
Haber Giriş Tarihi: 13.04.2026 18:00
Haber Güncellenme Tarihi: 13.04.2026 18:13
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Türkiye’de son yıllarda sertleşen siyasal iklimin en dikkat çekici figürlerinden biri olan Ümit Özdağ, çoğu zaman yalnızca gündelik polemikler, sosyal medya çıkışları ya da göçmen karşıtı söylemleri üzerinden tartışılıyor. Özdağ’ın bugün temsil ettiği siyasal çizgiyi anlamak için, beslendiği tarihsel miras, akademik formasyonu, güvenlik devletiyle kurduğu düşünsel ilişki ve Türkiye’de milliyetçiliğin dönüşen dili içinde değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Özdağ’ın siyaseti, yüzeyde popülist görünse de derininde Türkiye’de bazı siyasal akılların sürekliliğini taşıyan daha geniş bir geleneğin güncel tezahürü olarak okunabilir.
Bu çizginin kökleri, aile geçmişinde belirgin biçimde görülüyor. Ümit Özdağ’ın babası Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi’nde yer alan isimlerden biriydi. 27 Mayıs, Türkiye’de seçilmiş bir hükümetin silah zoruyla tasfiye edildiği, siyasal hayatın askerî vesayet tarafından yeniden biçimlendirildiği bir dönüm noktasıydı. Muzaffer Özdağ, müdahale sonrası oluşan yönetim yapısının içindeydi; daha sonra komite içi tasfiyeler sonucu “14’ler” olarak anılan grup içinde yurt dışına gönderildi. Ümit Özdağ’ın Tokyo’da doğmuş olması da doğrudan bu sürgün sürecinin sonucuydu. Bu biyografik detay, sembolik açıdan önemlidir: Özdağ ailesinin siyasal görünürlüğü, sandıkla değil olağanüstü müdahale ile şekillenmiş bir tarihsel momentten doğdu. Bu durum, bugün Ümit Özdağ’ın devlet, güvenlik ve tehdit kavramlarını merkeze alan siyasetini anlamak bakımından önemli bir arka plan sunuyor.
Ancak mesele yalnızca aile geçmişiyle sınırlı değil. Ümit Özdağ’ın akademik kariyerinin ana ekseni de ordu-siyaset ilişkileri, istihbarat, güvenlik, düşük yoğunluklu çatışma ve devlet refleksi üzerine kuruldu. Gazi Üniversitesi’nde yaptığı doktora ve doçentlik çalışmalarının başlıkları bile bu yönelimi açık biçimde gösteriyor: “Atatürk ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri” ve “Menderes Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Mayıs Askeri Hareketi.” Bu başlıklar, Özdağ’ın zihinsel dünyasında siyasetin merkezine yurttaş iradesinden çok devlet kapasitesi, tehdit algısı ve güvenlik aygıtının yerleştirildiğini düşündürüyor. Türkiye’de uzun yıllar boyunca askerî-bürokratik vesayetin siyaset üzerindeki ağırlığı düşünüldüğünde, Özdağ’ın bu geleneğin teorisyeni olarak da öne çıktığı söylenebilir.
1999’da kurduğu Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM), bu düşünsel çizginin kurumsal ifadesi oldu. ASAM, Türkiye’de stratejik araştırma kültürünün sivil alandaki erken örneklerinden biri olarak sunuldu. Fakat bu merkez aynı zamanda, güvenlik eksenli devlet aklının sivil alandaki yeniden üretim mekanizmalarından biri haline geldi. Özdağ’ın kariyerinde dikkat çeken unsur, akademik üretimi doğrudan siyasal mücadele ve güvenlik söylemiyle birleştirmesidir. Bu yönelim, Türkiye’de düşünce kuruluşlarının çoğu zaman bilgi üretiminden çok siyasal pozisyon tahkim eden araçlara dönüşmesiyle de örtüşüyor. Özdağ’ın siyasetinde uzmanlık dili, çoğu zaman toplumsal korkuları büyüten bir meşrulaştırma aracına dönüşüyor: Göç, sınır, demografi, “iç tehdit”, “kuşatma” gibi başlıklar bu dilin omurgasını oluşturuyor.
Ümit Özdağ’ın İsrail bağlantılarına ilişkin en dikkat çekici unsur, bu konuda kamuoyuna yansıyan beyanlarının bizzat kendisine ait olmasıdır. 2020 yılında katıldığı bir televizyon programında, stratejik araştırmalar alanında çalıştığı dönemde birçok ülkenin askeri ve istihbarat çevreleriyle temas kurduğunu açık biçimde anlattı. Özdağ, “Ruslarla da, İran askeri istihbaratıyla da, Çinlilerle de, Amerikalılarla da, İsraillilerle de görüştüm” dedi. İsrail bağlamında ise, “MOSSAD’a gidip MOSSAD ile görüşmedim. Ama MOSSAD’cılarla görüşmüş olabilir miyim? Tabii görüşmüş olabilirim, toplantılara geliyorlar” ifadelerini kullandı.
İsrail’le temas başlığında asıl dikkat çeken nokta da burada ortaya çıkıyor: Özdağ, bu ilişkileri teknik bir uzmanlık alanı gibi sundu. Oysa İsrail gibi Ortadoğu’da işgal, abluka ve sistematik insan hakları ihlalleriyle anılan bir devlet söz konusu olduğunda, askeri-istihbari çevrelerle kurulan temasların yalnızca “stratejik bilgi alışverişi” olarak sunulması ciddi eleştirilere açıktır. Özellikle Gazze savaşı gibi süreçlerde Özdağ’ın Hamas’ı açık biçimde “terör örgütü” olarak nitelemesi, buna karşılık İsrail’in saldırgan politikalarına dair daha sınırlı ve güvenlik merkezli bir dil kullanması, onun bu meseleye ahlaki değil jeopolitik bir perspektiften yaklaştığı göstermektedir.
ASAM’ın ilk icraatı, İsrailli düşünce kuruluşu BESA Center ile ortaklık kurmak oldu. İsrail’in çıkarları için araştırmalar yaparak MOSSAD ve İsrail ordusuna raporlar hazırlayan kuruluşun bir diğer faaliyet alanı da Türkiye ve Hindistan gibi ülkelerde İsrail’in meşruiyetine destek aramak. İşte bu düşünce kuruluşunun düzenlediği programlara katılan Özdağ, BESA’dan da sık sık misafir kabul etti.
Özdağ, Mossad ile temaslarını Haber Global’de şu sözlerle itiraf etti:
İsrail’e gittiğimiz zaman hiçbirisine tek başıma gitmedim. Bir düşünce kuruluşu çevresinde kadro olarak gittim. Giderken yanımda eski komutanlar vardı. MOSSAD’a gidip MOSSAD’la görüşmedim. Ama MOSSAD’lılarla görüştüm mü, görüşmüş olabilirim. Toplantılara geliyorlar.
ABD’deki Yahudi lobisinin güçlü kuruluşlarından birisi olan JINSA da Ümit Özdağ’ın derin ilişkiler kurduğu kuruluşlardan birisi. CIA ajanlarının cirit attığı kuruluş, 28 Şubat postmodern darbesinin en güçlü dış ayağıydı. O dönemin kudretli generallerinden darbe öncesinde bizzat brifing alacak kadar sürecin içerisinde oldular. Darbe sonrasında ise bu generallere verdikleri ödüllerle gündeme geldiler. Hem BESA Center hem de JINSA’nın düzenlediği programlara katılan Özdağ, bu kuruluşlardan gelen misafirlerle de boy boy pozlar verdi. ASAM’ın bu kuruluşlara para karşılığı düşünce ürettiği de diğer iddialar arasında.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ümit Özdağ ve Mossad Meselesi
Ümit Özdağ’ın İsrail bağlantılarına ilişkin en dikkat çekici unsur, bu konuda kamuoyuna yansıyan beyanlarının bizzat kendisine ait olmasıdır.
Türkiye’de son yıllarda sertleşen siyasal iklimin en dikkat çekici figürlerinden biri olan Ümit Özdağ, çoğu zaman yalnızca gündelik polemikler, sosyal medya çıkışları ya da göçmen karşıtı söylemleri üzerinden tartışılıyor. Özdağ’ın bugün temsil ettiği siyasal çizgiyi anlamak için, beslendiği tarihsel miras, akademik formasyonu, güvenlik devletiyle kurduğu düşünsel ilişki ve Türkiye’de milliyetçiliğin dönüşen dili içinde değerlendirmek gerekiyor. Çünkü Özdağ’ın siyaseti, yüzeyde popülist görünse de derininde Türkiye’de bazı siyasal akılların sürekliliğini taşıyan daha geniş bir geleneğin güncel tezahürü olarak okunabilir.
Bu çizginin kökleri, aile geçmişinde belirgin biçimde görülüyor. Ümit Özdağ’ın babası Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesinin ardından kurulan Milli Birlik Komitesi’nde yer alan isimlerden biriydi. 27 Mayıs, Türkiye’de seçilmiş bir hükümetin silah zoruyla tasfiye edildiği, siyasal hayatın askerî vesayet tarafından yeniden biçimlendirildiği bir dönüm noktasıydı. Muzaffer Özdağ, müdahale sonrası oluşan yönetim yapısının içindeydi; daha sonra komite içi tasfiyeler sonucu “14’ler” olarak anılan grup içinde yurt dışına gönderildi. Ümit Özdağ’ın Tokyo’da doğmuş olması da doğrudan bu sürgün sürecinin sonucuydu. Bu biyografik detay, sembolik açıdan önemlidir: Özdağ ailesinin siyasal görünürlüğü, sandıkla değil olağanüstü müdahale ile şekillenmiş bir tarihsel momentten doğdu. Bu durum, bugün Ümit Özdağ’ın devlet, güvenlik ve tehdit kavramlarını merkeze alan siyasetini anlamak bakımından önemli bir arka plan sunuyor.
Ancak mesele yalnızca aile geçmişiyle sınırlı değil. Ümit Özdağ’ın akademik kariyerinin ana ekseni de ordu-siyaset ilişkileri, istihbarat, güvenlik, düşük yoğunluklu çatışma ve devlet refleksi üzerine kuruldu. Gazi Üniversitesi’nde yaptığı doktora ve doçentlik çalışmalarının başlıkları bile bu yönelimi açık biçimde gösteriyor: “Atatürk ve İnönü Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri” ve “Menderes Döneminde Ordu-Siyaset İlişkileri ve 27 Mayıs Askeri Hareketi.” Bu başlıklar, Özdağ’ın zihinsel dünyasında siyasetin merkezine yurttaş iradesinden çok devlet kapasitesi, tehdit algısı ve güvenlik aygıtının yerleştirildiğini düşündürüyor. Türkiye’de uzun yıllar boyunca askerî-bürokratik vesayetin siyaset üzerindeki ağırlığı düşünüldüğünde, Özdağ’ın bu geleneğin teorisyeni olarak da öne çıktığı söylenebilir.
1999’da kurduğu Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM), bu düşünsel çizginin kurumsal ifadesi oldu. ASAM, Türkiye’de stratejik araştırma kültürünün sivil alandaki erken örneklerinden biri olarak sunuldu. Fakat bu merkez aynı zamanda, güvenlik eksenli devlet aklının sivil alandaki yeniden üretim mekanizmalarından biri haline geldi. Özdağ’ın kariyerinde dikkat çeken unsur, akademik üretimi doğrudan siyasal mücadele ve güvenlik söylemiyle birleştirmesidir. Bu yönelim, Türkiye’de düşünce kuruluşlarının çoğu zaman bilgi üretiminden çok siyasal pozisyon tahkim eden araçlara dönüşmesiyle de örtüşüyor. Özdağ’ın siyasetinde uzmanlık dili, çoğu zaman toplumsal korkuları büyüten bir meşrulaştırma aracına dönüşüyor: Göç, sınır, demografi, “iç tehdit”, “kuşatma” gibi başlıklar bu dilin omurgasını oluşturuyor.
Ümit Özdağ’ın İsrail bağlantılarına ilişkin en dikkat çekici unsur, bu konuda kamuoyuna yansıyan beyanlarının bizzat kendisine ait olmasıdır. 2020 yılında katıldığı bir televizyon programında, stratejik araştırmalar alanında çalıştığı dönemde birçok ülkenin askeri ve istihbarat çevreleriyle temas kurduğunu açık biçimde anlattı. Özdağ, “Ruslarla da, İran askeri istihbaratıyla da, Çinlilerle de, Amerikalılarla da, İsraillilerle de görüştüm” dedi. İsrail bağlamında ise, “MOSSAD’a gidip MOSSAD ile görüşmedim. Ama MOSSAD’cılarla görüşmüş olabilir miyim? Tabii görüşmüş olabilirim, toplantılara geliyorlar” ifadelerini kullandı.
İsrail’le temas başlığında asıl dikkat çeken nokta da burada ortaya çıkıyor: Özdağ, bu ilişkileri teknik bir uzmanlık alanı gibi sundu. Oysa İsrail gibi Ortadoğu’da işgal, abluka ve sistematik insan hakları ihlalleriyle anılan bir devlet söz konusu olduğunda, askeri-istihbari çevrelerle kurulan temasların yalnızca “stratejik bilgi alışverişi” olarak sunulması ciddi eleştirilere açıktır. Özellikle Gazze savaşı gibi süreçlerde Özdağ’ın Hamas’ı açık biçimde “terör örgütü” olarak nitelemesi, buna karşılık İsrail’in saldırgan politikalarına dair daha sınırlı ve güvenlik merkezli bir dil kullanması, onun bu meseleye ahlaki değil jeopolitik bir perspektiften yaklaştığı göstermektedir.
ASAM’ın ilk icraatı, İsrailli düşünce kuruluşu BESA Center ile ortaklık kurmak oldu. İsrail’in çıkarları için araştırmalar yaparak MOSSAD ve İsrail ordusuna raporlar hazırlayan kuruluşun bir diğer faaliyet alanı da Türkiye ve Hindistan gibi ülkelerde İsrail’in meşruiyetine destek aramak. İşte bu düşünce kuruluşunun düzenlediği programlara katılan Özdağ, BESA’dan da sık sık misafir kabul etti.
Özdağ, Mossad ile temaslarını Haber Global’de şu sözlerle itiraf etti:
İsrail’e gittiğimiz zaman hiçbirisine tek başıma gitmedim. Bir düşünce kuruluşu çevresinde kadro olarak gittim. Giderken yanımda eski komutanlar vardı. MOSSAD’a gidip MOSSAD’la görüşmedim. Ama MOSSAD’lılarla görüştüm mü, görüşmüş olabilirim. Toplantılara geliyorlar.
ABD’deki Yahudi lobisinin güçlü kuruluşlarından birisi olan JINSA da Ümit Özdağ’ın derin ilişkiler kurduğu kuruluşlardan birisi. CIA ajanlarının cirit attığı kuruluş, 28 Şubat postmodern darbesinin en güçlü dış ayağıydı. O dönemin kudretli generallerinden darbe öncesinde bizzat brifing alacak kadar sürecin içerisinde oldular. Darbe sonrasında ise bu generallere verdikleri ödüllerle gündeme geldiler. Hem BESA Center hem de JINSA’nın düzenlediği programlara katılan Özdağ, bu kuruluşlardan gelen misafirlerle de boy boy pozlar verdi. ASAM’ın bu kuruluşlara para karşılığı düşünce ürettiği de diğer iddialar arasında.
En Çok Okunan Haberler