SON DAKİKA

#Ekonomi

HABER DEĞER - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Karl Marx bugünü görmüş müydü? Haber

Karl Marx bugünü görmüş müydü?

Bugün, modern dünyanın en etkili düşünürlerinden biri olan Karl Marx’ın ölüm yıldönümü. 14 Mart 1883’te Londra’da hayatını kaybeden Marx, yalnızca bir filozof değil; aynı zamanda ekonomist, gazeteci ve devrimci bir düşünürdü. Ölümünden sonra fikirleri dünya siyasetini, işçi hareketlerini ve sosyal bilimleri derinden etkilemeye devam etti. Kimdi Karl Marx? 1818 yılında Almanya’nın Trier kentinde doğan Karl Marx, özellikle kapitalist sistem üzerine yaptığı analizlerle tanındı. En yakın çalışma arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte yazdığı “Komünist Manifesto” (1848), tarihin en etkili politik metinlerinden biri kabul edilir. Marx’ın en kapsamlı eseri ise kapitalist üretim ilişkilerini inceleyen “Kapital” adlı çalışmasıdır. Marx’a göre tarih, sınıflar arasındaki mücadelelerin tarihidir. Ona göre toplumlar; üretim araçlarını elinde bulunduran sınıflar ile emek gücüyle yaşayan sınıflar arasındaki gerilim üzerinden şekillenmektedir. Marx Nasıl Öldü? Karl Marx, hayatının son yıllarını Londra’da yoksulluk ve sağlık sorunları içinde geçirdi. Eşi Jenny’nin ve kızının ölümünden sonra sağlığı daha da bozuldu. 14 Mart 1883’te Londra’daki evinde koltuğunda otururken hayatını kaybetti. Cenazesine çok az kişi katıldı; fakat bugün Highgate Mezarlığı’ndaki mezarı dünya çapında ziyaret edilen sembolik bir yer haline gelmiş durumda. Bugünü Açıklayan Öngörüleri Marx’ın en çarpıcı yönlerinden biri, kapitalizmin geleceğine ilişkin yaptığı öngörülerdi. 19. yüzyılda yazdığı metinler, bugün hâlâ tartışılan birçok sorunu açıklayan analizler içeriyor. 1. Servetin giderek az sayıda elde toplanması Marx, kapitalizmin zamanla serveti büyük sermaye gruplarında yoğunlaştıracağını savunmuştu. Günümüzde dünyanın en zengin birkaç yüz insanının, milyarlarca insanın toplam servetine yaklaşan bir ekonomik güce sahip olması bu tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. 2. Orta sınıfın daralması Marx, kapitalizmin uzun vadede toplumun geniş kesimlerini güvencesiz çalışma koşullarına iteceğini öngörüyordu. Bugün esnek çalışma, platform ekonomisi ve güvencesiz istihdam tartışmaları bu analizlerle sık sık ilişkilendiriliyor. 3. Küreselleşme Marx, kapitalizmin sınır tanımayan bir sistem olduğunu ve dünya pazarını genişleteceğini yazmıştı. Bugün küresel üretim zincirleri ve uluslararası şirketler bu öngörünün önemli örnekleri olarak görülüyor. 4. Teknoloji ve emek ilişkisi Marx’a göre makineleşme üretimi artırırken emek üzerindeki baskıyı da artırabilirdi. Günümüzde yapay zekâ ve otomasyon tartışmaları, Marx’ın teknoloji ile emek arasındaki gerilime dair analizlerini yeniden gündeme getiriyor. Günümüz Tartışmalarında Marx Bugün Marx’ın fikirleri farklı ideolojik çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanıyor. Kimi çevreler onu kapitalizmin en güçlü eleştirmeni olarak görürken, kimileri ise analizlerinin modern ekonomi için hâlâ önemli bir teorik çerçeve sunduğunu savunuyor. Ancak şu konuda geniş bir fikir birliği var: Karl Marx, modern dünyayı anlamak isteyen herkesin karşısına çıkan en güçlü düşünürlerden biri olmaya devam ediyor. Ölümünün üzerinden 143 yıl geçmesine rağmen Marx’ın sorduğu sorular hâlâ güncelliğini koruyor: Servet nasıl dağıtılıyor? Emek kimin için üretiyor? Ve daha adil bir dünya mümkün mü?

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü Haber

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı dördüncü çeyrek ve yıllık büyüme verilerini açıkladı. Buna göre Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH), 2025 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksiyle yüzde 3,6 arttı. Türkiye ekonomisi böylece 22 çeyrektir büyüme performansını sürdürmüş oldu. GSYH 63 trilyon TL’yi aştı Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025 yılında yüzde 41,3 artarak 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak gerçekleşti. 2025’in dördüncü çeyreğinde ise GSYH, cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 41,4 artışla 18 trilyon 467 milyar 295 milyon TL oldu. Dördüncü çeyrek GSYH’si dolar bazında 438 milyar 605 milyon dolar olarak hesaplandı. Kişi başına gelir 18 bin dolar seviyesinde Kişi başına düşen GSYH, 2025 yılında: 712 bin 200 TL 18 bin 40 dolar olarak kaydedildi. En hızlı büyüyen sektör: İnşaat Sektörel bazda 2025 yılı performansı incelendiğinde: İnşaat: %10,8 Bilgi ve iletişim: %8,0 Vergiler eksi sübvansiyonlar: %6,9 Ticaret, ulaştırma, konaklama: %4,6 Finans ve sigorta: %3,8 Sanayi: %2,9 Gayrimenkul: %2,7 Kamu, eğitim, sağlık: %1,0 Tarım sektörü ise %8,8 daraldı. Son çeyrek büyümesi yüzde 3,4 2025 yılının dördüncü çeyreğinde: Yıllık bazda büyüme: %3,4 Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çeyreklik artış: %0,4 Tüketim büyümeyi destekledi Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılında yüzde 4,1 arttı. Hanehalkı tüketiminin GSYH içindeki payı yüzde 54,4 olarak gerçekleşti. Dördüncü çeyrekte: Hanehalkı tüketimi: %5,2 artış Devlet harcamaları: %0,9 azalış Sabit sermaye oluşumu: %5,4 artış Dış ticarette zayıf görünüm 2025 genelinde: İhracat: %0,3 azaldı İthalat: %4,9 arttı Dördüncü çeyrekte ise ihracat %2,3 azalırken ithalat %3,8 arttı. Gelir dağılımında dikkat çeken tablo İşgücü ödemeleri 2025 yılında yüzde 40,4 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 44,2 yükseldi. Ancak işgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içindeki payı: 2024’te %37,0 2025’te %36,9 Net işletme artığının payı ise: %43,1’den %44,1’e çıktı. Bu tablo, işletme gelirlerinin payındaki artışın sürdüğüne işaret etti. Genel tablo Ekonomi 2025 yılında büyümesini sürdürürken; inşaat ve bilgi-iletişim sektörleri öne çıktı. Tarımda daralma, ihracatta gerileme ve gelir dağılımındaki pay değişimi ise dikkat çeken başlıklar oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ramazan sofrası ekonominin aynası oldu Haber

Ramazan sofrası ekonominin aynası oldu

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Türkiye’de iftar sofralarının maliyeti yeniden ekonomi gündeminin başına oturdu. Hem evde kurulan sofraların hem de dışarıdaki iftar menülerinin ciddi biçimde zamlanması, yurttaşların tüketim alışkanlıklarını değiştirirken sosyal dayanışma, sosyal devlet ve piyasa tartışmalarını da görünür hale getirdi. İftar sofraları hayat pahalılığının sembolü haline geliyor Evde dört kişilik mütevazı bir iftar sofrasının maliyetinin belirgin biçimde yükselmesi, gıda enflasyonunun en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Temel gıda ürünlerindeki artış, özellikle sabit gelirli yurttaşların davet kültürünü sınırlarken, daha sade sofralara yönelim dikkat çekiyor. Ekonomik iftar menülerinin dahi yüksek seviyelere çıkması, Ramazan’ın paylaşım kültürü ile piyasa fiyatları arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Lüks iftarlar ile mütevazı sofralar arasındaki makas büyüyor Mahalle lokantalarında başlayan iftar menüleri ile otel ve lüks restoranlardaki fiyatlar arasındaki fark, gelir dağılımı tartışmasını derinleştiriyor. Orta segment bir iftarın bile aile bütçesinde ciddi bir kalem haline gelmesi, Ramazan sofralarının yalnızca dini değil sınıfsal bir tartışma başlığına dönüşmesine neden oluyor. Aynı akşam farklı ekonomik gerçekliklerin yaşanması, “sofra eşitsizliği” kavramını gündeme taşıyor. Denetimler ve piyasa müdahalesi tartışması öne çıkıyor Fiyat artışları sonrası gıda piyasasına yönelik denetimlerin artırılması, stokçuluk ve fahiş fiyat tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Bir kesim piyasa müdahalesinin zorunlu olduğunu savunurken, diğer kesim maliyet baskısının fiyatları kaçınılmaz biçimde yukarı çektiğini ifade ediyor. Bu tartışma, Ramazan döneminde gıdaya erişimin sosyal politika başlığı olarak ele alınmasına yol açıyor. Dayanışma ağları ve “yurttaş sofrası” kavramı güçleniyor Belediyelerin kurduğu halk iftarları, dayanışma mutfakları ve gıda kolisi uygulamaları sosyal ekonomi modellerinin sahadaki en görünür örnekleri arasında yer alıyor. Yardım taleplerindeki artış, gelir baskısının gündelik hayata yansımasını ortaya koyarken, paylaşım kültürünün kurumsal biçimlerde yeniden üretildiği görülüyor. Bu tablo, Ramazan’ın toplumsal dayanışma kapasitesini test eden bir dönem olduğunu gösteriyor. Tüketim alışkanlıkları değişiyor Yurttaşların daha planlı alışverişe yöneldiği, toplu davetlerin azaldığı ve ev içi tüketimin arttığı gözlemleniyor. İndirim takipleri, kooperatif alışverişi ve alternatif gıda ağlarına yönelim artarken, Ramazan’ın ekonomik davranışları yeniden şekillendirdiği ifade ediliyor. Ramazan ekonomisi ne söylüyor? Ortaya çıkan tablo üç temel eğilime işaret ediyor. İlk olarak gıda enflasyonu Ramazan’da görünür hale geliyor ve sofra maliyeti yurttaşın en somut enflasyon göstergesine dönüşüyor. İkinci olarak sınıfsal farklar sembolikleşiyor; farklı gelir gruplarının aynı dönemi bambaşka ekonomik deneyimlerle yaşadığı görülüyor. Üçüncü olarak sosyal dayanışma mekanizmaları yeniden önem kazanıyor ve piyasa fiyatlarının yarattığı boşluğu kolektif çözümler doldurmaya çalışıyor. Bu nedenle Ramazan sofraları artık yalnızca yemek değil; ekonomi politikalarının, sosyal devlet anlayışının ve toplumsal eşitlik tartışmasının aynası olarak okunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kredi kartı limitleri değişiyor: Kimler risk altında? Haber

Kredi kartı limitleri değişiyor: Kimler risk altında?

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) tarafından hazırlanan yeni düzenleme, 16 Şubat 2026 itibarıyla resmen devreye alındı. Bankalara tanınan sürenin sona ermesiyle birlikte, kredi kartı limitleri yeniden hesaplanmaya başlandı. Yeni sistemin temel amacı, kart limitlerinin kullanıcıların belgelenmiş gelirleriyle uyumlu hale getirilmesi. Yeni dönemde bankalar: Gelir belgesiyle doğrulanmayan yüksek limitleri düşürebilecek Toplam kart limiti–gelir dengesini yeniden hesaplayacak Müşterilerle doğrudan temasa geçerek gelir teyidi isteyecek Mobil bankacılık ve internet şubesi üzerinden belge yükleme imkânı sunacak Limit belirleme süreci, otomatik değil; gelir teyidine dayalı olarak ilerleyecek. Aşağıdaki gruplarda yer alan kullanıcıların limit düşüşüyle karşılaşma ihtimali yüksek: Geliriyle orantısız yüksek kart limiti bulunanlar Gelir belgesi güncel olmayanlar Birden fazla bankada yüksek toplam karta sahip olanlar Uzun süredir gelir bilgisi paylaşmamış olanlar Özellikle toplam kredi kartı limiti, aylık gelirin katlarını aşan kullanıcılar öncelikli olarak değerlendirilecek. BDDK’nın talimatına göre bazı harcamalar limit hesabının dışında tutulacak: Eğitim harcamaları Sağlık harcamaları Bu kalemler, toplam kredi kartı limiti hesaplamasından düşülmeyecek ve kullanıcı aleyhine değerlendirilmeden muaf tutulacak. BDDK, bankalardan: Müşteriyle iletişim süreçlerinin oluşturulmasını Dijital gelir doğrulama altyapısının kurulmasını Eğitim ve sağlık harcamalarını ayıracak sistemlerin tamamlanmasını istemişti. Bu teknik ve operasyonel çalışmaların en geç 3 ay içinde tamamlanması gerekiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Beyaz Saray’dan “Yapay Zekâ ve Büyük Ayrışma” Raporu: Dr. Hüseyin Korkmaz değerlendirdi Haber

Beyaz Saray’dan “Yapay Zekâ ve Büyük Ayrışma” Raporu: Dr. Hüseyin Korkmaz değerlendirdi

Uluslararası güvenlik ve ABD-Çin ilişkileri alanında çalışmalar yürüten Dr. Hüseyin Korkmaz (Ph.D.), Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi tarafından yayımlanan “Yapay Zekâ ve Büyük Ayrışma” başlıklı raporu resmi X hesabından değerlendirdi. Korkmaz, raporun yapay zekâyı 21. yüzyılın yeni Sanayi Devrimi olarak konumlandırdığını ve küresel ölçekte yeni bir “Büyük Ayrışma” sürecinin başladığını iddia ettiğini aktardı. Raporun girişinde, tarihçi Kenneth Pomeranz’ın “The Great Divergence” adlı eserine atıf yapıldığına dikkat çekildi. Sanayi Devrimi’nin ardından sanayileşen ülkeler ile geri kalan dünya arasındaki ekonomik makasın açıldığı hatırlatılarak, benzer bir sürecin bu kez yapay zekâ üzerinden yaşanabileceği savunuldu. ABD’nin yatırım üstünlüğü vurgusu Raporda yer verilen verilere göre ABD’de kümülatif özel sektör yapay zekâ yatırımları 470 milyar doları aşarken, Avrupa Birliği ülkelerinin toplam yatırımı yaklaşık 50 milyar dolar seviyesinde kaldı. Ayrıca ABD’nin küresel hesaplama kapasitesinin yüzde 74’ünü elinde bulundurduğu belirtildi. Raporda, OpenAI ve Anthropic gibi şirketlerin gelir artış hızlarının geçmişteki büyük teknoloji firmalarının büyüme dönemlerini geride bıraktığı ifade edildi. Sektörde maliyetlerin her yıl katlanarak arttığı, buna karşın model yeteneklerinin hızla geliştiği kaydedildi. Çin’in konumu ve donanım bağımlılığı tartışması Raporun dikkat çeken başlıklarından biri de Çin’in yapay zekâ modellerinin büyük ölçüde Amerikan donanımı üzerinden eğitildiği iddiası oldu. Çin’in bu alanda önemli bir aktör olmakla birlikte ileri düzey hesaplama altyapısında ABD’ye bağımlı olduğu öne sürüldü. Dr. Korkmaz ise bu değerlendirmeye temkinli yaklaştı. Çin’in yüksek kamu yatırımları ve asimetrik kapasitesinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Korkmaz, rapordaki bazı çıkarımların politik bir çerçeve taşıdığı izlenimi verdiğini ifade etti. Enerji arzı kritik eşik olarak gösterildi Raporda, yapay zekâ veri merkezlerinin 2028 yılına kadar ABD’de toplam elektrik tüketiminin yüzde 12’sine ulaşabileceği öngörüldü. Bu durumun enerji arzını yapay zekâ rekabetinin en önemli belirleyicilerinden biri haline getirdiği vurgulandı. Nükleer enerji ve doğal gaz erişiminin stratejik önem kazandığı belirtilirken, enerji hâkimiyeti ile yapay zekâ hâkimiyeti arasında doğrudan bir ilişki kuruldu. “Pax Silica” ve yeni bloklaşma Raporda ABD’nin Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi müttefikleriyle birlikte tedarik zincirlerini kontrol etmeye yönelik bir blok oluşturduğu ve bunun “Pax Silica” olarak adlandırıldığı ifade edildi. Bu yapının, teknoloji alanında yeni bir bloklaşmayı beraberinde getirebileceği değerlendirildi. Dr. Korkmaz, bu kavramın özellikle Çin’e yönelik teknolojik bir tecrit anlamı taşıyabileceğini belirterek, sürecin yeni ve hibrit bir soğuk savaş dinamiğine evrilebileceğini dile getirdi. Türkiye açısından değerlendirme Korkmaz, Türkiye açısından en büyük riskin teknolojiyi üreten değil tüketen bir ekonomi konumunda kalmak olduğunu ifade etti. Yapay zekânın üretim ve enerji altyapısıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Korkmaz, ulusal stratejinin üretken yapay zekâ ve enerji yatırımları üzerine inşa edilmesinin önemine işaret etti. Beyaz Saray’ın raporu, yapay zekâyı yalnızca ekonomik bir büyüme aracı değil, küresel güç dengelerini yeniden şekillendirecek stratejik bir unsur olarak konumlandırırken; Dr. Hüseyin Korkmaz’ın değerlendirmeleri, bu sürecin ekonomik olduğu kadar jeopolitik boyutlar taşıdığına dikkat çekti. ????Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi tarafından "Yapay Zeka ve Büyük Ayrışma" başlıklı bir rapor yayınlandı. ????Rapora göre yapay zeka; 21. yüzyılın yeni Sanayi Devrimi ve “İkinci Büyük Ayrışma"nın tetikleyicisi olabilir. ????Bahse konu rapora yakından bakalım.⤵️ pic.twitter.com/xZJUlpjzGa — Hüseyin Korkmaz (@drhkorkmaz) February 13, 2026

10 milyonu aşarsa kapılar kapanabilir mi İsviçre kritik karara gidiyor Haber

10 milyonu aşarsa kapılar kapanabilir mi İsviçre kritik karara gidiyor

İsviçre’de seçmenler, 14 Haziran 2026’da yapılacak referandumda ülke nüfusunun 2050’ye kadar 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören öneriyi oylayacak. Sağ görüşlü İsviçre Halk Partisi’nin desteklediği girişim, nüfusun 9,5 milyonu aşması halinde göç ve ikamet politikalarının sıkılaştırılmasını zorunlu kılmayı hedeflerken hükümet ve pek çok siyasi aktör öneriye karşı çıkıyor. Nüfus artışı alarmı tartışmayı tetikledi Girişimin arkasındaki siyasi hareket, hızlı nüfus artışının konut, altyapı ve çevre üzerinde baskı yarattığını savunuyor. Ülke nüfusunun 1990’larda yaklaşık 7 milyon seviyesinden bugün 9 milyonu aşmasına dikkat çekilirken, artışın büyük ölçüde göç kaynaklı olduğu belirtiliyor. 9,5 milyon eşiği aşılırsa sert önlemler gündeme gelebilir Plan kabul edilirse nüfus 9,5 milyona ulaştığında iltica kuralları, aile birleşimi ve oturum izinleri gibi alanlarda kısıtlamalar devreye girecek; ayrıca bazı uluslararası anlaşmaların yeniden müzakere edilmesi gerekecek. Gerekirse Avrupa Birliği ile serbest dolaşım anlaşmasının sonlandırılması bile tartışmaya açılabilecek. Ekonomi ve iş gücü kaygısı muhalefeti güçlendiriyor Federal Konsey, iş dünyası temsilcileri ve birçok siyasi parti ise önerinin iş gücü açığı yaratabileceği ve ekonomik refaha zarar verebileceği uyarısında bulunuyor. Sağlık, inşaat ve hizmet gibi sektörlerin yabancı çalışanlara bağımlı olduğu vurgulanırken, planın uluslararası ilişkileri de zorlayabileceği ifade ediliyor. Toplum ikiye bölünmüş durumda Son anketler seçmenlerin yaklaşık yüzde 48’inin öneriye sıcak baktığını gösteriyor; bu da referandumun sonucunun oldukça çekişmeli geçebileceğine işaret ediyor. İsviçre’nin doğrudan demokrasi sistemi gereği yeterli imza toplayan girişimler halk oylamasına sunulabiliyor ve kabul edilirse doğrudan yürürlüğe girebiliyor. Bugün 9,1 milyonluk ülke yarının sınırını mı tartışıyor 2025 verilerine göre yaklaşık 9,1 milyon nüfusa sahip ülkede yabancı doğumluların oranı son yıllarda yüzde 30 civarında seyrediyor. Bu tablo, referandumu yalnızca demografik değil aynı zamanda göç politikaları açısından da Avrupa’nın yakından izlediği bir oylama haline getiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.