SON DAKİKA

TÜRKİYE İÇİN YENİ EKONOMİ MODELİ

Yazının Giriş Tarihi: 06.06.2026 20:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.06.2026 20:15

Sosyal Piyasa Ekonomisi Sistemi

Sosyal piyasa ekonomisi, rekabet ekonomisi temeline dayalı olan; özgür girişimi, piyasa ekonomisi içinde genellikle bir sosyal devlet hedefleyen, sosyal politikaların yanı sıra regülasyoncu (düzenleme ve ayarlama ) serbest piyasa kapitalist ekonomik sistemini birleştiren bir sosyoekonomik modeldir. Temsil sistemi açısından kapitalist demokrasiyi benimsemiş ülkelerin, homojen olduğunu söylemek zordur. Bu duruma kapitalist demokrasiyi uygulayan ABD ve Norveç ekonomileri iyi birer örnektir. İşçilerin gelir dağılımındaki sıralamasına bakıldığında Norveç’li işçilerin gelir dağılımında üst sıralarda, ABD’li işçilerin oldukça alt sıralarda yer aldığı belirtilmektedir.

Norveç ve ABD arasında kapitalist üretim tarzının benimsenmesi ve piyasa ekonomisinin kurallarının uygulanması arasında farklılık olmamasına rağmen gelir dağılımı konusundaki farklılığın nedeni olarak Norveç’in sosyal piyasa ekonomisini, ABD’nin ise liberal piyasa ekonomisini uygulaması gösterilmektedir. Sosyal piyasa ekonomisini benimseyen Norveç hükümeti, kamu kaynaklarının büyük bir kısmını geniş kitlelerin lehine olacak biçimde gelirin yeniden dağılımına, muhtaç kimselerin korunmasına, sağlık ve eğitim yatırımlarına, emeklilik ve işsizlik ödemelerine ayırmaktadır. Liberal piyasa ekonomisini benimseyen ABD ise, kamu kaynaklarını çoğunlukla altyapı ve üstyapı harcamalarına, yatırım teşviklerine, bütçe açıklarının finansmanına ve askeri harcamalara ayırmaktadır. Bu durum ise Norveç’de çalışan sınıfın refah düzeyinin, ABD çalışan kesimlere göre daha yüksek olmasına yol açmaktadır. Buna göre, transfer harcamalarının yoksulluk oranını azaltmaya katkısı liberal ekonomik sistemi uygulayan ABD’de yalnızca % 13 iken, sosyal piyasa ekonomisini ve sosyal demokrasiyi benimsemiş olan İsveç’de aynı oran % 82’dir. Transfer harcamalarının yoksulluk oranlarını azaltmada göstermiş olduğu yüksek oranlı başarı, İsveç’in sosyal piyasa ekonomisine, katılımcı demokrasiye, yoksullukla mücadeleye, sosyal refahın artırılmasına, gelir dağılımında adalete ve toplumun tüm kesimleri arasındaki ekonomik eşitsizliklerin azaltılmasına verdiği önemi göstermektedir.

Bireysel özgürlükleri çatışan farklı aile üyelerinin birlikte daha güvenli ve adalet içinde yaşama gereksinimlerinin doğal bir sonucu olarak günlük yaşamımıza katılan devlet müessesesi, bireylerin kendi aralarındaki ortak bir sözleşmenin ürünüdür. Ancak, bireyler devlet müessesesinin varlığını kabul ederken bireysel özgürlüklerinden vazgeçmemişler, buna karşın bireysel özgürlüklerinin garanti edilmesi için devleti tanımışlardır. Tarihsel açıdan bakıldığında devlet, bireylerin varlığını ve haklarını değil, bireyler devletin varlığını ve sınırlarını tanımışlar ve belirlemişlerdir. Ancak devlet müessesesi içindeki farklı yönetim biçimleri zamanla devlet örgütünün işleyişini değiştirmiş ve toplumun devlete bakış açısını tersine çevirmiştir. Bireysel hak ve özgürlükler için devlet müessesesine gereksinim duyulurken, “devlet için birey” felsefesi ön plana çıkmıştır. Bireysel özgürlüklerin teminatı olması gereken devlet, insanlık tarihinin ilerleyen aşamalarında bireysel özgürlükleri kısıtlayan hatta ortadan kaldıran bir yapıya dönüşmüştür. Ancak bu dönüşümü devleti oluşturan bireylerden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Devlete belli toplumsal işlevleri yükleyenler yine bireylerdir. Bireysel haklarını, diğer bireylerinin haklarını hiçe sayarak kendi faydalarının maksimize edilmesine yönelik olarak kullanmak isteyenler, devlet örgütüne talip olmuşlar ve devletin içinde güçlenerek kendi çıkarlarını artırmanın yollarını kamu hukukuna dayandırmışlardır. Dolayısıyla “devlet” değil ama “devlet yönetimi” zamanla yozlaşmıştır. Kralın yetkilerini sınırlamak ve ihlal edilen haklarını korumak için parlamentoları kuranlar, daha sonra bu parlamentolara kralın sahip olduğu yetkileri de yüklemişlerdir. Krallıkların ortadan kalkması ya da işlevini yitirmesi ile birlikte parlamentolar yavaş yavaş mutlak otoritenin merkezi olma mücadelesine girişmişlerdir. Kralın sahip olduğu mutlak otoriteye karşı, bu gücü denetleyen karşı bir güç olan parlamentolar, krallıkların sona ermesi ile birlikte alternatifsiz birer güç haline dönüşmüşlerdir.

Zalim bir kralın 30 yıllık zulmü ile, belli sayıdaki parlamenterin birkaç yıllık zulmü arasında tercih yapma zorunda bırakılan bireyler ise her halükârda kaybeden taraf olmaktadırlar. Üstelik bu parlamenterlerin birkaç yılda bir top yekûn değişme riski de bulunmaktadır. Parlamenterler sadece 5 yıllık görev süreleri içinde, toplumun orta ve alt sınıflarına mensup olan parlamenterlerin kendi ve yakın çevrelerinin rantlarını arttırabilme peşinde koşarak, toplumun genel çıkarları açısından yol açabilecekleri tahribat; uzun yıllardan beri iktidarda bulunan ve belli bir refah seviyesine erişmiş bir saltanat ailesi mensubunun aynı sürede yol açabileceği tahribattan ne derece azdır? Bu hususun üzerinde çok ciddi olarak durulmalı ve parlamenter demokrasinin bugün içinde bulunduğu durum gözden geçirilmelidir.

Tüm bu olumsuzlukları bir ekonomik anayasa çözebilir.

EKONOMİ ANAYASASI SİSTEMİ ÇÖZÜMÜ VE İÇERİĞİ

Öncelikle hangi sistem olursa olsun sistemin, bağımsız ve güçlü bir yargının olduğu hukuk sisteminin denetiminde olması hayati önem taşır.

Alman Ekonomist Eucken, Ekonomik Anayasa ilkeleri çalışmasında düzen, ekonomik düzen ve oluşturulmuş düzen kavramlarına yer vermiştir. Bu anayasada olması gereken maddelerden bazıları;

Sorumluluk ilkesi: Sorumluluk ilkesi, sorumluluk ve kontrolün uyumlu olması gerektiğini söyler, dolayısıyla bu ilkeye göre belirli bir eylemden kâr elde etmek isteyenler, potansiyel maliyet ve riskleri de üstlenmelidir. Eucken’e göre kazanca sahip olanlar zararı üstlenmelidir. Dolayısıyla yatırımları sebebiyle sorumluluk alanlar bu yatırımları daha itinayla gerçekleştirecektir. Kişilik, sosyal ekonomik pazarın temel fikridir; insan burada salt ekonomik bir aktör olarak değil, aynı zamanda sosyal bir aktör olarak kabul edilir. Böylece herkesin kendinin ve diğerlerinin sorumluluğunu üstlenmesi gerekmektedir. Sorumluluk ilkesi bir yandan da kötü yönetilen işletmelerin sonuçlarına katlanmak zorunda olduğu anlamına gelmektedir. Bunun bir sonucu olarak piyasayı terk etmeleri ve daha verimli işletmelere yer açmaları da söz konusu olabilir.

Tekel Sorunu: Kartel benzeri yapıların devlet ve yasalar tarafından tolere edilmesini gözlemleyen Sosyal piyasa uzmanları kartellerin yasal düzenleme ve siyaset üzerinde yozlaşmacı etkisi ile ekonomik verimlilik, gelir dağılımı ve istikrar üzerindeki olumsuz etkilerini gözlemlemiştir. Burada yapılması gereken; tekelleşmenin ve tüketicilerin ve işçilerin pazara hâkim işletmeler tarafından sömürülmesinin önlenmesi ve bunun için sıkı bir rekabet yasası, kartelleri ve gizli anlaşmaları yasaklayan, tekellerin veya pazara hâkim işletmelerin düzenleyici denetimi ve birleşme kontrolünü içeren bir piyasa ekonomik düzendir. Düzenleyici ilkelerle piyasanın gücünü dizginlemek hedeflenmelidir. Piyasanın gücünün sınırlı tutulmasının iki nedeni bulunmaktadır. Bunlar; tekelleşmenin kötü bir mal veya hizmete neden olabilmesi, diğer nedeni ise gücü dizginlenmemiş şirketlerin piyasa ekonomisini şekillendireceği gibi siyasi baskı unsuru haline gelmeleridir. Devlet sadece tröst oluşumları (aynı malları üreten işletmelerin birleşerek ortak kararlar alması ve tekelleşmesi) yasaklamakla kalmamalı ayrıca güçlü rekabet için kurucu ilkelerin uygulanmasıyla sonuçlanacak ekonomik ve yasal bir politika izleyerek, tekelci güç yapılarının ortaya çıkışını önlemelidir. Tekel denetimi devlete bağlı tekel denetim otoritesine devredilmelidir. Şahsi kanaatim ekonomik anayasa ile güvencesi verilmiş bağımsız ekonomik bir üst mahkemedir. Örneğin ‘’Ekotay’’ isimli bağımsız üst mahkeme örneklendirilebilir.

Gelir Politikası: Bütün insanlara asgari bir yaşam standardı garantisi veren bir gelir politikası izlenmelidir. Gelir politikasının temelinde piyasanın zayıfların ve kaybedenlerin gelirin yeniden dağıtımı ile korunmasına yöneliktir. Hem dağıtım hem de verimliliğe etkisi nedeniyle gelir politikası esas olarak artan oranlı bir gelir vergisi ile ilişkilidir. Ayrıca, lüks malların üretimini yavaşlatmakta ve dolayısıyla daha fazla yatırım için yer açılmasını sağlamaktadır. Kanaatimce lüks mallar ve temel mallar arasında vergilendirme insan haklarına uygun bir şekilde fiyat seviyesine göre yapılmalıdır.

Açık Pazarlar İlkesi: Tekellerin oluşmasını engelleyecek ve rekabet sisteminde istikrarı sağlayacak hem içe hem dışa açık pazarların varlığı sağlanmalıdır. Yurtiçi piyasaların anti rekabetçi engellerden korunması ve dışarıdan gelen avcı fiyatlandırma saldırıların engellenmesi gereklidir. Burada Eucken tam bir pür liberal politika izlerken şahsi kanaatim devletin vergiler ve yasalarla pazarları bir seviye de kontrollü tutmasıdır.

Özel Mülkiyet: Bu ilke, piyasa aktörlerinin ekonomik bağımsızlığını garanti eden özel mülkiyet hakkının olmasını ifade etmektedir. İyi tanımlanmış ve güvence altına alınmış olması gerekmektedir. Özel mülkiyet esas olarak rekabet tarafından güçlendirilmesi gereken bir güç dağıtım aracıdır. Burada Eucken’le ayrıştığım nokta özel mülkiyet hakkına da sınırlandırmalar getirilmesi gerektiğidir.

Sözleşme Özgürlüğü: Kartelleri veya başka bir kötüye kullanım uygulamasını desteklemediği sürece, yalnızca mükemmel rekabet ile uyumlu olduğu ölçüde önerilmektedir. Kanaatimce bu madde kartel ve oligarşiyi azaltıp monopolcübir yapıyı engeller.

Anormal Arz Durumlarının Düzenlenmesi: “Anormal arz” durumlarıyla ilgili düzenleyici ilke, piyasa düzeninin, işgücü piyasası üzerindeki insanlık dışı etkileri ile ilgilidir. İşgücü arzının artması halinde mevcut ücretler düşme eğilimi gösterdiğinden, mevcut gelirini korumak isteyen bir aile daha fazla süre ile çalışmak zorunda kalacaktır. Bu durum emek arzının tersine dönmesi ile sonuçlanacaktır. Bu durumda devletin asgari ücret uygulaması ile ücretin düşebileceği en alt seviyeyi belirlemesi bu ilke ile ifade edilmek istenmektedir. Kanaatimce gelirin büyük kısmı düşük seviye grubu insanlara aktarılmalı ve negatif etki ekonomik anayasayla engellenmelidir. Ayrıca;

Tavan Fiyat Sistemi; Tavan fiyat uygulaması, hükümetlerin veya sektörel düzenleyici kurumların, bir mal veya hizmet için maksimum alım satım fiyatı belirlemesini ifade eder. Tavan fiyatı, serbest piyasada oluşan denge fiyatlarının çok yüksek bulunması durumunda tüketiciyi korumak amacıyla uygulanır. Esas olarak zorunlu tüketim maddelerine konulmalıdır. Mal veya hizmet en çok o fiyattan satılabilir. Bu belirlenen fiyat üzerinde alım-satım yapılması yasaktır.

Koşullu Bireysellik: Ekonomik bir anayasaya bağlı ve devletin kontrolünde bireysel pazara izin verilmesi de önemlidir. Ancak Özgürce işleyen serbest piyasa sisteminin aşırılıklarının önlenmesi gerekir. Çünkü zaman içerisinde piyasa rekabetine dayanamayan üreticilerin piyasayı terk etmesi ile birlikte, rekabet yapısı bozulur ve bazı firmalar tekel durumuna gelebilir. Bu durumda devletin piyasa sisteminde oluşan aşırılıkları kaldırmak ve rekabeti yeniden tesis etmek için piyasa sistemine müdahale etmesi gerekir.

Para Arzının Sıkı Denetimi ve Sosyal Pazara Bağlılık: Sağlıklı yatırım kararları etkin bir fiyat mekanizmasının olmasına bağlıdır. Fiyat istikrarı ise, ancak para arzının sıkılaştırılması ile mümkün olabilir. Tüm toplumsal kesimlerin pazardan hak ettikleri payı alabilmeleri için, devlet sıkı para politikası izlemek suretiyle enflasyonist eğilimleri önlemelidir.

Yüksek Enflasyon ve Yüksek Faiz Sorunu Çözümü: Yüksek enflasyonun yaptığı sonuç yüksek faizdir. Dolaşımdaki paranın değerinin korunması ve buna yönelik politikalar belirlenmesi ekonomik anayasada yer almalıdır. Çünkü değer kaybı üretim maliyetlerini yükseltir.

Açık Vermeden Büyüme: Bütçe ve cari açık vermeden ekonominin büyümesi planlanmalıdır. Ekonomik anayasa ile hukuk ekonomik olarak üstün olup demokratikleşme gerçekleşecek ve açık vermeler bitecektir.

Ayrıca sosyal adalet ve adil gelir dağılımı, sosyal güvenlik, sosyal sigorta, sosyal refah, sosyal katılım, sosyal barış, sosyal dayanışma ve yardımlaşma, ortak yardımlaşma mekanizması, az maliyetli pragmatik çözümler, sosyal mobilite, gönüllü bağışçılık, başarıya bağlı dikey geçişler , iş ahlakı, işsizlik sorunu çözümü ve teknolojik İlerlemeler vb… Ekonomik anayasa’da olmalıdır.

KAYNAKÇA:

Hamitoğulları, B. (1978). Çağdaş iktisadi sistemler. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yay.

Sauerland, D. (2015). Germany’s social market economy: A blueprint for latin American Countries?

Siems, M., ve Schnyder, G. (2014). Ordoliberal lessons foreconomic stability: Different kinds of regulation, not moreregulation. Governance,

İltaş, T. (2019). Ekonomik krizlerin politik sonuçları: Aşırı sağın yükselişi.

KÜRESEL KRİZ, SOSYAL PİYASA EKONOMİSİNE GEÇİŞ İÇİN BİR FIRSAT OLABİLİR Mİ? Cemil ERARSLAN ve Yüksel BAYRAKTAR

ORDO LİBERALİZM VE SOSYAL PİYASA EKONOMİSİ Neşe Önder Yaşar ,Muhammed Karataş

Neo-Liberalizmin Teorik Açmazları ve Pratik Sonuçları: Bir Paradigma Krizi Bülent Evre

YENİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI İÇİN BİR EKONOMİK ANAYASA ÖNERİSİ Prof.Dr. Ahmet Burçin YERELİ

Kamu finansmanında Demokratikleşme ve Ekonomik Anayasa Önerisi Arş. Gör. Ramazan Gökbunar

Uçkaç, A. (2019). Neoliberalizm ve küreselleşmenin eğitim üzerindeki etkisi. Mülkiye Dergisi, 43

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.