SON DAKİKA

#Emperyalizm

HABER DEĞER - Emperyalizm haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emperyalizm haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mehmet Uçum’dan FETÖ analizi: "Emperyalist bir konsorsiyumun parçası" Haber

Mehmet Uçum’dan FETÖ analizi: "Emperyalist bir konsorsiyumun parçası"

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, kaleme aldığı analizde FETÖ ile mücadelede gelinen noktayı ve örgütün güncel stratejilerini değerlendirdi. Uçum, yapının Türkiye’deki açık operasyonel kabiliyetinin çökertildiğini ancak hücresel ve uluslararası düzeyde tehdit unsuru olmaya devam ettiğini vurguladı. "İbadet ve ticaret dönemi kapandı, ihanet sürüyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "tabanı ibadet, ortası ticaret, üstü ihanet" tanımlamasını hatırlatan Uçum, örgütün dini duyguları istismar ederek devlet kurumlarına sızdığı dönemin geride kaldığını belirtti. Uçum’a göre, yapının ibadet ve ticaret ayakları büyük ölçüde tasfiye edilmiş olsa da, üst kademedeki "ihanet" odaklı casusluk ve terör faaliyetleri daha gizli yöntemlerle sürdürülüyor. Dış bağlantılar ve emperyalizm vurgusu Yazısında örgütün küresel güçlerle olan ilişkisine geniş yer ayıran Mehmet Uçum, FETÖ’nün emperyalist odakların oluşturduğu bir konsorsiyumun parçası haline geldiğini öne sürdü. Özellikle ABD ve Avrupa merkezli ağlar üzerinden Türkiye’ye yönelik faaliyetlerin koordine edildiğini savunan Uçum, yapının bağımsız bir hareket değil, dış destekli bir etki ajanı olarak hareket ettiğini ifade etti. Sosyal medya ve dezenformasyon uyarısı FETÖ’nün dijital mecralardaki etkinliğine dikkat çeken Uçum, yurt dışı kaynaklı medya organları ve sosyal medya platformları üzerinden Türkiye aleyhine sistematik bir dezenformasyon yürütüldüğünü belirtti. Siber güvenlik ve bilgi kirliliğiyle mücadelenin, terörle mücadelenin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini kaydeden Uçum, algı operasyonlarına karşı toplumsal direncin önemine değindi. "Af ve KHK tartışmaları tavizsiz yürütülmeli" KHK’lılara yönelik af veya infaz düzenlemesi tartışmalarına da değinen Uçum, bu tür taleplerin örgüt tarafından "duygu sömürüsü" aracı olarak kullanıldığını savundu. Devletin mücadele kararlılığından ödün vermemesi gerektiğini belirten Başdanışman, yargı süreçlerine yönelik eleştirilerin mücadelede bir zaafiyete yol açmaması gerektiğini ve tasfiye süreci tamamlanana kadar hukuki mekanizmaların kararlılıkla işletileceğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Levent Dölek: NATO işçi sınıfının kanlısıdır Haber

Levent Dölek: NATO işçi sınıfının kanlısıdır

Devrimci İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Dölek, Haber Değer Genel Yayın YÖnetmeni Ferhat Özmen’in sorularını yanıtladığı canlı yayınında Türkiye’nin NATO üyeliğinden emperyalizme, darbelerden işçi sınıfı mücadelesine kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalar yaptı. Dölek, NATO’nun yalnızca askeri bir ittifak olmadığını vurgulayarak, “Bu yapı siyasi, ekonomik ve sınıfsal bir organizasyondur” ifadelerini kullandı. “NATO askeri değil, emperyalist bir organizasyondur” Dölek, NATO’nun kuruluş amacının Sovyet tehdidi değil, kapitalist düzenin devamlılığını sağlamak olduğunu savundu. “NATO bir askeri pakt olmanın ötesinde, komünizme karşı kurulmuş emperyalist bir organizasyondur” diyen Dölek, ittifakın tarihsel rolünü sınıfsal bir perspektifle değerlendirdi. Türkiye’de yaşanan birçok karanlık olayın da bu yapıdan bağımsız düşünülemeyeceğini belirten Dölek, şu ifadeyi kullandı: “Maraş’tan 1 Mayıs katliamına kadar birçok olayın arkasında NATO’nun imzası vardır.” “Darbelerin arkasında NATO etkisi var” Dölek, Türkiye’deki askeri darbelerin de NATO’dan bağımsız ele alınamayacağını söyledi. “Bütün darbelerde NATO’nun yönlendirmesi vardır” diyen Dölek, 12 Mart ve 12 Eylül süreçlerine özellikle dikkat çekti. Ayrıca Türkiye’de iktidara gelen tüm siyasi yapıların NATO çizgisine bağlı kaldığını savunarak şu değerlendirmeyi yaptı: “İktidara gelen herkes programında NATO’ya bağlılık yemini eder.” “Emperyalizm artık tankla değil ekonomiyle geliyor” Dölek’e göre günümüzde emperyalist müdahale klasik askeri yöntemlerden ziyade ekonomik araçlarla gerçekleşiyor. “Türkiye’ye emperyalizm füzelerle değil, ekonomik bağımlılıkla hükmediyor” diyen Dölek, Rahip Brunson krizi üzerinden örnek verdi: “Bir tweetle Türk lirası çöktü. Bu, emperyalist tahakkümün en açık göstergesidir.” “Toplum antiemperyalist ama siyaset manipüle ediliyor” Dölek, Türkiye toplumunun genel olarak emperyalizme karşı olduğunu ancak siyasetin bu duyarlılığı yansıtmadığını ifade etti. “Bu ülkede kimse ‘Amerikancıyım’ diyemez ama siyaset emperyalizm tarafından manipüle edilir” diyen Dölek, farklı ideolojik kesimlerin de bu etki altında kaldığını savundu. “Emperyalizm tüm ideolojilere sızıyor” Dölek’e göre emperyalizm yalnızca sağ siyaseti değil, sol, milliyetçi ve İslamcı akımları da etkiliyor. “Emperyalizm yanlısı solculuk, İslamcılık ve milliyetçilik üretiliyor” diyen Dölek, özellikle uluslararası krizlerde bu etkinin daha görünür hale geldiğini belirtti. “Çözüm işçi sınıfının birleşik mücadelesi” Dölek, çözümün seçim ittifaklarında değil, emek mücadelesinde olduğunu vurguladı. “Gerçek birlik sandıkta değil, fabrikada kurulur” diyen Dölek, farklı siyasi görüşlerden işçilerin ortak mücadelede birleştiğini ifade etti. Ayrıca yaklaşan 1 Mayıs İşçi Bayramı için çağrı yapan Dölek, şu ifadeyi kullandı: “1 Mayıs’a antiemperyalizm ve NATO karşıtlığı damga vurmalı.” “Emperyalizme karşı mücadele sadece askeri değil” Dölek, emperyalizme karşı mücadelenin yalnızca askeri değil, ekonomik ve toplumsal boyutları olduğunu vurguladı: “Emperyalizmi yenmek için işçi sınıfının mücadelesi belirleyicidir.” Analiz: Sınıfsal perspektiften NATO ve siyaset eleştirisi Levent Dölek’in açıklamaları, Türkiye’de NATO ve emperyalizm tartışmalarını klasik güvenlik perspektifinin dışına taşıyarak sınıfsal bir çerçeveye oturtuyor. Dölek, hem sağ hem sol siyaseti kapsayan geniş bir eleştiri yönelterek, emperyalizmin yalnızca dış politika değil, iç siyaset ve ekonomi üzerinden de etkili olduğunu savunuyor. Özellikle “ekonomik bağımlılık” ve “siyasal manipülasyon” vurgusu, güncel tartışmalarda sıkça dile getirilen ancak farklı ideolojik çerçevelerde yorumlanan bir başlık olarak öne çıkıyor. Dölek’in çözüm önerisi ise net: seçim odaklı değil, sınıf temelli bir siyasal hat. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aydoğan Doğan : 100 yıllık emperyalist parantez kapanıyor! Haber

Aydoğan Doğan : 100 yıllık emperyalist parantez kapanıyor!

İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Ortadoğu’daki son gelişmeleri yalnızca güncel bir kriz olarak değil, tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Doğan’ın özellikle anti-emperyalist vurgular içeren açıklamaları, bölgedeki gelişmelere farklı bir perspektiften bakılması gerektiği yönünde tartışmaları yeniden alevlendirdi. Doğan’dan dikkat çeken paylaşım Doğan paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “1918’de emperyalizm zulmü karşısında halklar susturulmuştu. 2026’da İran o sessizliği parçaladı! Evet 100 yıllık reklam arası bitti. Şimdi hesaplaşma zamanı!!! Teşekkürler İran ” Bu sözler, özellikle tarihsel göndermeleri ve güçlü siyasi dili nedeniyle kısa sürede geniş bir etkileşim aldı. 1918’de emperyalizm zulmü karşısında halklar susturulmuştu. 2026’da İran o sessizliği parçaladı! Evet 100 yıllık reklam arası bitti. Şimdi hesaplaşma zamanı!!! Teşekkürler İran — Aydoğan Doğan (@Aydogan0658) April 8, 2026 “1918: Emperyalist düzenin kuruluş momenti” Doğan’a göre 1918 yılı, yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nın sonu değil, aynı zamanda yeni bir küresel düzenin başlangıcıydı. Bu dönemde Ortadoğu’nun yeniden şekillendirildiğini vurgulayan Doğan, Osmanlı coğrafyasının parçalanmasıyla birlikte bölgenin Batılı güçlerin nüfuz alanlarına ayrıldığını ifade etti. Ona göre bu süreçte yerel halkların iradesi büyük ölçüde bastırıldı ve bölge dış müdahalelere açık hale getirildi. “100 yıllık parantez: Bağımlılık ve sessizlik” Aydoğan Doğan, 1918 sonrasında oluşan düzenin yalnızca askeri değil, ekonomik ve kültürel boyutlarıyla da sürdürüldüğünü belirtti. Ekonomik bağımlılık ilişkileri, siyasal vesayet mekanizmaları ve kültürel hegemonya üzerinden bölgenin uzun süre kontrol altında tutulduğunu savunan Doğan, bu süreci “100 yıllık bir suskunluk ve bağımlılık dönemi” olarak tanımladı. “2026: Sessizliğin bozulduğu an” Doğan, günümüzde yaşanan gelişmeleri ise bu uzun döneme karşı bir kırılma olarak yorumladı. İran’ın son dönemdeki tutumunu daha geniş bir tarihsel bağlamda ele alan Doğan’a göre, bölgesel aktörler artık daha bağımsız hareket ediyor ve tek kutuplu dünya düzeni sorgulanıyor. Bu çerçevede 2026 yılını, “sessizliğin bozulduğu moment” olarak nitelendirdi. Anti-emperyalist perspektif: “Hesaplaşma zamanı” Doğan’ın açıklamalarında anti-emperyalist yaklaşım belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Ona göre mevcut süreçte halklar yeniden tarih sahnesine çıkarken, bölgesel güçler de daha bağımsız bir çizgi izliyor. Bu gelişmeleri “hesaplaşma zamanı” olarak tanımlayan Doğan, bunun yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve ekonomik bir mücadele olduğuna dikkat çekti. Tartışmalar sürüyor Aydoğan Doğan’ın açıklamaları kamuoyunda farklı tepkilere neden oldu. Bir kesim bu değerlendirmeleri güçlü bir anti-emperyalist duruş olarak desteklerken, bazı çevreler ise bölgedeki gelişmelerin çok daha karmaşık dinamikler içerdiğini ve farklı jeopolitik riskler barındırdığını savunuyor. Doğan’ın çıkışı, Ortadoğu’daki gelişmelerin yalnızca güncel bir kriz değil, aynı zamanda tarihsel bir dönüşüm olarak ele alınabileceği yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşımış durumda. Önümüzdeki süreçte bu değerlendirmelerin ne ölçüde karşılık bulacağı ise bölgedeki gelişmelerle birlikte daha net ortaya çıkacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Türkiye İran için tek yumruk oldu! Haber

Türkiye İran için tek yumruk oldu!

28 Şubat 2026 Cumartesi günü İsrail “önleyici saldırı” başlattığını duyururken, Reuters’ın aktardığı gelişmelerde emperyalist ABD’nin de operasyona eşlik ettiği, Tahran’da patlamalar duyulduğu ve bölgede gerilimin hızla tırmandığı bildirildi. Aynı gün içinde Türkiye’de farklı ideolojik çizgilerden siyasi partiler ile parti liderleri, saldırıları kınayan ve “İran’la dayanışma” çağrısı yapan açıklamalar yayımladı; bazı açıklamalar İncirlik ve Kürecik başta olmak üzere üsler ve Türkiye’nin hava/deniz/kara sahasına ilişkin somut politika talepleriyle dikkat çekti. İsrail “önleyici saldırı” dedi, Reuters ve AP “ABD-İsrail ortak saldırısı” vurgusunu aktardı. Reuters, İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a “pre-emptive” (önleyici) saldırı duyurduğunu, Tahran’da patlamalar duyulduğunu ve ABD’nin askeri eyleminin saldırılara eşlik ettiğinin bildirildiğini yazdı. AP ise Rusya Dışişleri’nin açıklamasını aktarırken, saldırıların “ABD-İsrail” ortaklığıyla yürütüldüğünü ve Moskova’nın bunu “kışkırtılmamış silahlı saldırganlık” olarak nitelediğini bildirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, saldırıları “kışkırtılmamış silahlı saldırganlık” diye niteledi. AP’nin aktardığına göre Rusya Dışişleri Bakanlığı, 28 Şubat tarihli açıklamasında ABD ve İsrail’i hedef alarak saldırıları “unprovoked act of armed aggression” (kışkırtılmamış silahlı saldırganlık) olarak tanımladı ve bölgesel sonuçlar ile “radyolojik felaket” riskine dikkat çekti. ICAN, nükleer tırmanma riskini öne çıkararak “tamamen sorumsuz” dedi. Nükleer silahsızlanma alanında çalışan Uluslararası Nükleer Silahların Kaldırılması Kampanyası (ICAN), 28 Şubat tarihli resmi açıklamasında saldırıları kınadı; İcra Direktörü Melissa Parke imzasıyla paylaşılan metinde, saldırıların “tamamen sorumsuz” olduğu, tırmanmayı ve nükleer tehlikeyi artırdığı, askeri eylemin durması gerektiği vurgulandı. Türkiye Komünist Partisi, “İran halkının yanındayız” diyerek üslerin kapatılmasını istedi. TKP, resmi sitesindeki “Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm” başlıklı açıklamada “TKP, bu emperyalist saldırıya karşı İran halkının yanındadır” ifadesini kullandı; metinde “ülkemizdeki ABD üsleri” için kapatma çağrısı yapıldı ve “istihbari desteğin sonlandırılması” talebi yer aldı. Türkiye İşçi Partisi, “hava–deniz–kara sahamız kapatılsın” diyerek NATO üslerinin statüsünü gündeme taşıdı. Cumhuriyet’in aktardığı Türkiye İşçi Partisi açıklamasında “Hava, deniz ve kara sahamız ABD ve İsrail’in doğrudan veya dolaylı kullanımına derhal kapatılmalıdır” denildi; Konya’daki 3. Ana Jet Üssü dahil İran’ı “takip ve tehdit” için kullanıldığı ifade edilen NATO üslerinin statüsünün değiştirilmesi gerektiği savunuldu. HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanı Hüseyin İmir, “dost ve kardeş İran” vurgusuyla bölge ülkelerine çağrı yaptı. HÜDA PAR’ın resmi sitesinde 28 Şubat 2026 12:00 tarih-saat damgasıyla yayımlanan açıklamada Hüseyin İmir imzası yer aldı; metinde saldırı kınanırken bölge ülkelerinin “zorbalığa karşı dayanışma” içinde hareket etmesi gerektiği belirtildi. Haber aktarımı yapan bazı kaynaklar, açıklamada “İran halkının ve devletinin muvaffak olmasını temenni ediyoruz” ifadesinin de yer aldığını aktardı. Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Kürecik ve İncirlik kapatılmalı” diyerek iktidara çağrı yaptı. TV5’te yer alan habere göre Mahmut Arıkan, ABD ve İsrail’i hedef alan sert ifadelerle saldırıları kınadı ve “Kürecik ve İncirlik” için kapatma çağrısı yaptı; haberde Arıkan’ın sosyal medya paylaşımına da yer verildi. Emek Partisi Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca, “İranlı kadınlarla dayanışma” diyerek özellikle Kürecik riskine işaret etti. EMEP’in resmi sitesinde yayımlanan metinde Sevda Karaca imzasıyla “İranlı kadınlara dayanışma duygularımızı iletiyor…” ifadesi yer aldı; açıklamada Türkiye’deki ABD üslerinin rolü tartışılırken “Kürecik Üssü”nün hedef haline gelmesi ihtimali üzerinden bölge halkının tehlike altında olduğu vurgulandı. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “İran’a saldırı Türkiye’ye saldırıdır” diyerek İncirlik-Kürecik için “kontrol altına alma” çağrısı yaptı. Doğu Perinçek’in açıklaması, farklı mecralarda alıntılanarak yayımlandı; “İran’a saldırı Türkiye’ye saldırıdır” cümlesinin yanı sıra (alıntı içinde) “Türk Milleti İran’ın yanındadır” ifadesi ve “İncirlik ve Kürecik” için “derhal kontrol altına alınmalı” çağrısı aktarıldı. KKTC’de Bağımsızlık Yolu, “İran halkıyla dayanışma” mesajı yayımladı. Kıbrıs Postası’nın haberine göre Bağımsızlık Yolu, 28/02/26 13:30 yayın saatli metinde ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonunu kınadı ve “İran halkıyla dayanışma” vurgusu yaptı; haberde ayrıca artan askeri yığınağın Kıbrıs’ı bölgesel savaşın parçası haline getirdiği savunuldu. İsrail içinden İsrail Komünist Partisi ve Hadaş, saldırıyı “İsrail–ABD saldırganlığı” diye niteleyip karşı çıkış çağrısı yaptı. Haber.sol’un 28 Şubat 2026 15:25 zaman damgalı aktarımında, İsrail Komünist Partisi ile Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe’nin (Hadaş) açıklamasında İsrail ve ABD ortaklığının kınandığı, saldırganlığa karşı ses yükseltme ve mücadeleyi büyütme çağrısı yapıldığı belirtildi. Pakistan’dan Bilawal Bhutto-Zardari, Maleeha Lodhi, Sirajul Haq, Raja Nasir Abbas ve Fatima Bhutto’dan “egemenlik” ve “meşru müdafaa” eksenli çıkışlar geldi. Dawn’ın 28 Şubat tarihli derlemesinde Pakistan’dan çok sayıda siyasi figür ve aktivistin tepkisi aktarıldı. Haberde Pakistan Peoples Party Başkanı ve eski dışişleri bakanı Bilawal Bhutto-Zardari’nin saldırıyı kınadığı ve İran’ın egemenliği/toprak bütünlüğü vurgusu yaptığı; eski büyükelçi Maleeha Lodhi’nin Pakistan’ın “gecikmeden” kınama ve dayanışma göstermesi gerektiğini belirttiği; Jamaat-e-Islami Pakistan eski emiri Sirajul Haq’un saldırıyı sert ifadelerle eleştirdiği; Majlis Wahdat-i-Muslimeen lideri ve Senato muhalefet lideri Raja Nasir Abbas’ın BM Şartı md. 51 çerçevesinde “meşru müdafaa” değerlendirmesi yaptığı; yazar/aktivist Fatima Bhutto’nun ise İran’ın kendini savunma hakkını öne çıkaran güçlü ifadeler paylaştığı yer aldı. Ortak çizgi, “dayanışma” ile “Türkiye’nin rolü” tartışmasını aynı cümlede buluşturdu. 28 Şubat günündeki Türkiye merkezli açıklamalarda en sık tekrar eden iki başlık öne çıktı: İran halkıyla dayanışma ve saldırıların Türkiye’yi de içine çekebileceği uyarısı. TKP’nin “ABD üsleri kapatılsın” çağrısı, TİP’in “hava–deniz–kara sahası kapatılsın” talebi, HÜDA PAR ve Saadet Partisi’nin “bölge ülkeleri ortak tutum alsın / Kürecik–İncirlik” vurguları, EMEP’in “Kürecik nedeniyle bölge halkı tehlikede” uyarısı ve Vatan Partisi’nin “kontrol altına alma” çıkışı, günün siyasal dilinde aynı eksende birleşti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD” Haber

“İran’da üçüncü yol yok: Ya mollalar ya ABD”

İran’da günlerdir süren halk eylemleri bölgesel ve küresel dengelerle birlikte yeniden tartışılırken, Teori ve Politika dergisinde yayımlanan Metin Kayaoğlu imzalı analiz dikkat çekti. Kayaoğlu, İran’daki öfkenin meşruiyetini teslim ederken, bu sürecin hangi güçlerin lehine sonuç doğurabileceği sorusunu merkezine aldı. Değerlendirmede, İran’ın Irak, Libya ve Suriye örneklerine benzer bir müdahale senaryosuyla karşı karşıya olduğu savunuldu. ABD-İsrail vurgusu Kayaoğlu, İran açısından bugün belirleyici tehdidin ABD ve İsrail olduğunu vurguladı. İran’a dair her politik tutumun bu gerçeği hesaba katmak zorunda olduğu belirtilirken, ABD-İsrail’e karşı açık bir konum almayan çağrıların fiilen emperyalist müdahaleye hizmet ettiği savunuldu. İran’ın dünya jeopolitiğinden koparılarak ele alınmasının, sahadaki güç ilişkilerini perdelediği ifade edildi. “Ne molla ne ABD” çıkışı Yazıda en sert eleştirilerden biri, iki tarafa da eşit mesafede durduğunu iddia eden yaklaşımlara yöneltildi. Kayaoğlu, İran’da böyle bir tutumun pratikte tarafsızlık anlamına gelmediğini, sahada ABD-İsrail çizgisine denk düştüğünü dile getirdi. Tahran merkezli, örgütlü bir devrimci gücün bulunmadığı koşullarda, bu söylemin gerçek bir üçüncü yol üretmediği savunuldu. Sokak var, iktidar alternatifi yok İran’da eylemlerin yaygın ve meşru olduğuna dikkat çekilirken, bu hareketliliğin kurucu bir iktidar yaratabilecek örgütsel kapasiteden yoksun olduğu belirtildi. Kayaoğlu, örgütsüz halk yığınlarının yıkıcı bir etki yaratabileceğini ancak yeni bir düzen kuramayacağını ifade etti. Bu boşluğun, hazır ve örgütlü güçler tarafından doldurulacağına işaret edildi. Irak ve Suriye hatırlatması Kayaoğlu’na göre İran rejiminin çökmesi halinde devreye girecek güç, halk değil ABD ve İsrail olacak. Irak ve Libya örnekleri üzerinden yapılan değerlendirmede, benzer bir sürecin İran’da da işletileceği savunuldu. Bu nedenle “rejim yıkılsın” çağrılarının, sonuçları itibarıyla yeni bir Suriye tablosunu kabullenmek anlamına geldiği ifade edildi. Demokratik İran uyarısı Değerlendirmede, mevcut koşullarda İran’da rejim sonrası demokratik bir düzen kurulmasının gerçekçi olmadığı görüşü öne çıktı. Demokratik İran hayali ile ABD-İsrail’in İran planının pratikte örtüştüğü vurgulanırken, örgütlü bir alternatif olmadan yürütülen rejim karşıtlığının emperyalist senaryonun parçası hâline geldiği belirtildi. Yatay solculuk eleştirisi Kayaoğlu, ademi merkeziyetçi ve “yatay” siyaset anlayışlarına da mesafeli yaklaştı. Tek ve büyük merkezi güçlerin belirleyici olduğu bir dünyada bu yaklaşımların ancak vesayet altında var olabileceği savunuldu. Bölgenin küçük, parçalı ve birbirleriyle çatışan yapılara bölünmesinin, ABD-İsrail stratejisinin temel hedeflerinden biri olduğu ifade edildi. Kürtler başlığı Yazıda Kürt yurttaşların bölgedeki konumuna da değinildi. Kürtlerin diğer halklardan farklı olarak örgütlü yapılara sahip olduğu, bu nedenle geleceklerini soyut temennilerle değil sahadaki güç dengeleri üzerinden kurmak zorunda kaldıkları belirtildi. İran’ın çökmesi halinde Rojhilat’ta da ABD-İsrail ile ilişkilerin derinleşeceği öngörüsü paylaşıldı. “Ya mollalar ya ABD” Kayaoğlu, mevcut tabloda İran’da üçüncü bir devrimci seçeneğin bulunmadığını savundu. Bu yaklaşımın mollacı bir çizgi anlamına gelmediği, daha güçlü ve saldırgan düşmanı işaret etmeyi amaçladığı belirtildi. Örgütlü bir alternatif yokken rejimin yıkılmasını istemenin, İran’da da Irak ve Suriye benzeri bir emperyalist düzenin kurulmasına kapı aralayacağı görüşüyle değerlendirme tamamlandı. Metin Kayaoğlu 1962 yılında Gaziantep’te doğan Metin Kayaoğlu, 1970’lerin ikinci yarısında sol hareket içinde yer aldı. Politik faaliyetleri nedeniyle tutuklandı ve çok sayıda gözaltı yaşadı. Zamanla Marksizmin teorik sorunlarına yoğunlaşan Kayaoğlu, 1995’te yayımlanan “Bütünsel Marksist Oluşum Yolunda Bir Girişim İçin Genel Çerçeve Taslağı” çalışmasının hazırlanmasında yer aldı. Bu çalışma, 1996’da yayın hayatına başlayan Teori ve Politika dergisinin çıkışında belirleyici oldu. Kayaoğlu, Marksizmin yeniden kuruluşu, materyalizm, din ve milliyetçilik gibi başlıklarda çalışmalarını sürdürmekte ve Teori ve Politika çizgisinde teorik-politik faaliyetlerine devam etmektedir. Teori ve Politika dergisi Teori ve Politika, 1996 yılından bu yana yayımlanan, Marksist teorik tartışmalara odaklanan mevsimlik bir dergidir. Dergi, Marksizmi bilim, felsefe ve politika arasında bütüncül bir çerçevede ele almayı hedeflemektedir. Yayın çizgisinde politik Marksizm, felsefi materyalizm, Marksizmin krizi, din, milliyetçilik ve emperyalizm gibi başlıklar öne çıkmaktadır. Türkiye’de Marksist düşünce içinde özgün bir konum edinen Teori ve Politika, farklı tartışmalara konu olan teorik değerlendirmeleriyle bilinmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.