SON DAKİKA

#Insan Hakları

HABER DEĞER - Insan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen: "Demirtaş  AİHM’le tahliye olmak istiyor" Haber

Ayhan Bilgen: "Demirtaş AİHM’le tahliye olmak istiyor"

Röportaj sırasında Ankara Temsilcisi Cüneyt Alphan, kısa süre önce yayımlanan “Türk Tarihinin Kayıp Yılları ve Kürdistan” adlı kitabını da Ayhan Bilgen’e hediye etti. Bilgen; silah bırakma tartışmalarından Öcalan ve Demirtaş’ın rollerine, DEM Parti ve muhalefetin tutumundan anayasa ve referandum gündemine, geçmiş çözüm süreçlerinin neden başarısız olduğundan AİHM ve yüzleşme süreçlerine kadar birçok başlıkta dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Aktif siyaset ve sivil toplum katkısı Aktif siyasetin mevcut durumu hakkındaki soruya yanıt veren Ayhan Bilgen, genel başkanlık görevini devrettiğini ve parti yönetiminin yanı sıra teşkilat çalışmalarının başka bir arkadaş tarafından yürütüldüğünü belirtti. 53 ilde ve yaklaşık 170 ilçede kongre süreçlerinin tamamlandığını ifade eden Bilgen, kendisinin ise dışarıdan katkı sunmaya çalıştığını söyledi: "Ben genel başkanlık görevini bıraktım. Şimdi başka bir arkadaşımız parti yönetimini ve teşkilat çalışmalarını yürütüyor... Daha çok sivil toplum ve medya çalışmaları üzerinden katkı vermeye gayret ediyorum. Doğrudan parti siyaseti içerisinde aktif bir görev üstlenmiş değilim. Bundan sonraki süreçte ne yapacağım konusunda benim açımdan da kesinleşmiş bir tablo yok. Nerede katkı sunabileceğim ortaya çıktıkça elimden geleni yaparım." Kürt meselesinin bölgesel doyutu ve yeni dış dinamikler Kürt meselesinin sadece bir ülkenin iç meselesi olarak ele alınamayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığını vurgulayan Bilgen, Kürtlerin dört farklı ülkede yaşadığını, bu ülkelerin karşılıklı ilişkilerinin, bölgesel dengelerin ve uluslararası aktörlerin tutumunun doğrudan etkili olduğunu belirtti. Geçmişteki çözüm sürecinin uluslararası koşulların daha olumlu olduğu bir dönemde başladığını ancak Suriye’deki gelişmelerle birlikte bölgesel şartların değiştiğini hatırlattı. Bugünkü döneme ilişkin dış koşulların daha elverişli olduğunu düşündüğünü belirten Bilgen, sürecin dışarıdan dayatılmadığının altını çizdi: "Ama bugünkü sürecin dışarıdan organize edilmiş bir süreç olduğunu düşünmüyorum. Daha çok Türkiye’nin kendi iç ihtiyaçlarının, bölgesel gelişmelerle birlikte oluşturduğu bir arayış söz konusu. Özellikle güvenlik açısından Türkiye’nin önünde yeni bir tablo var. İsrail’in bölgedeki politikaları, bölgesel ittifaklar ve Türkiye’nin kendi güvenlik ihtiyaçları Kürt meselesini yeniden önemli bir başlık haline getiriyor. Daha çok Türkiye’nin kendi güvenlik ve siyasi ihtiyaçlarından kaynaklanan bir arayış olduğunu düşünüyorum." Devlet içerisindeki bütünlük ve önceki süreçlerden farklar Geçmişteki çözüm süreçlerinin başarısız olmasında devlet içindeki yapının önemli bir rol oynadığını belirten Bilgen, bu kez tablonun farklı olduğunu vurguladı: "Üstelik bu kez önceki süreçlerden farklı bir durum var. Devlet içerisinde daha fazla bütünlük görüyorum. Önceki süreçlerde devletin farklı kurumları arasında ciddi dirençler vardı. Güvenlik bürokrasisiyle siyasi irade arasında da farklı yaklaşımlar bulunabiliyordu. Bugün ise güvenlik bürokrasisinin sürece daha fazla destek verdiği veya en azından sürecin gerekliliği konusunda daha net bir pozisyonda olduğu görülüyor. Bu önemli bir fark. Çünkü geçmişte süreci sadece siyasi irade yürütmeye çalışıyordu ve devletin bazı kesimlerinde ciddi bir direnç vardı." TBMM Komisyon raporları ve eksik bırakılan temel haklar TBMM’deki komisyon raporları ve partilerin hazırladığı metinleri değerlendiren Bilgen, raporda Şeyh Sait’ten Cumhuriyet döneminin kırılmalarına kadar uzanan tarihi bir arka plan bulunduğunu, ancak asıl meselenin yeterince açık konulmadığını ifade etti: "Fakat bana göre asıl mesele yeterince açık biçimde ortaya konulmuyor. Kürt meselesinin temelinde bir halkın kimliğinin, dilinin ve kültürel haklarının tanınmasıyla ilgili sorunlar var. Bunların raporda yeterince kapsamlı şekilde ele alındığını düşünmüyorum. Örneğin anadilde eğitim meselesi, kültürel haklar, özgürlükler ve demokratikleşme boyutu daha kapsamlı tartışılmalıydı. Sadece günü kurtaracak bir çözümle yetinmemek gerekiyor. Kürt meselesini Türkiye’nin genel demokratikleşmesinden ayrı düşünmemek lazım." "Önce silah mı, önce demokrasi mi?" ikilemi Geçmişte yaşanan hataların tekrarlanmaması için iki farklı yaklaşımın çarpıştığını belirten Bilgen, bugünkü stratejinin izlediği yolu şu sözlerle değerlendirdi: "Bir kesim 'Önce demokrasi, sonra silah bırakma' diyor. Diğer yaklaşım ise 'Silah varken demokratikleşmeyi ve insan haklarını konuşmak zor' diyor. Bugünkü süreç daha çok ikinci yaklaşım üzerinden ilerliyor. Yani silahların devreden çıkarılması, silahlı çatışmanın sona erdirilmesi ve ondan sonra demokratikleşme, insan hakları ve özgürlüklerin daha kapsamlı biçimde konuşulması... Silahların tamamen devreden çıkması halinde artık Türkiye’nin demokratikleşmesi, anayasa, yönetim modeli, dil ve eğitim gibi bütün meselelerin demokratik zeminde konuşulmasının önünde daha az engel kalacaktır." Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş’ın rolleri Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin bir yöntem olarak sürdürülemeyeceği noktasında olduğunu belirten Bilgen, Öcalan ile Selahattin Demirtaş’ın rollerinin kesinlikle birbirinden ayrılması gerektiğini vurguladı: "Öcalan’ın konumu ile Demirtaş’ın konumunu birbirinden ayırmak gerekiyor. Öcalan’ın doğrudan muhataplığı silah bırakma ve silahlı yapının tasfiyesi meselesinde daha belirgin. Demirtaş’ın rolü ise daha çok toplumsal ikna, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve toplumun sürece katılması bakımından değerlendirilebilir. Demirtaş’ın katkısını sadece silah bırakma meselesine indirgememek gerekir. Çünkü Kürt toplumu bir siyasi partiye veya tek bir örgüte indirgenebilecek bir yapı değil." Alphan’ın gündeme getirdiği Demirtaş’ın hukuki süreçleri bağlamında Bilgen, Demirtaş’ın istinaf kararlarını beklemek yerine uluslararası mekanizmalarla, özellikle AİHM eksenli bir demokratik güvenceyle tahliye olmayı hedeflediğini vurguladı. "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde" Kürt toplumunun coğrafi ve sosyolojik olarak çok büyük bir dönüşüm geçirdiğine dikkat çeken Bilgen, mevcut siyasetin bu yapının gerisinde kaldığını belirtti: "Kürt sosyolojisi siyasetin çok ilerisinde. Siyaset onun gerisinde kalmış durumda. Kürtlerin toplumsal varlığı artık sadece Diyarbakır’la veya bölge illeriyle sınırlı değil. İstanbul’da, İzmir’de, Antalya’da, Ege’de ve Türkiye’nin çok farklı yerlerinde ciddi bir Kürt nüfusu ve toplumsal yapı var. Dolayısıyla Kürt toplumunu sadece silahlı örgüt üzerinden okumak artık mümkün değil. Parlamentoda, belediyelerde ve toplumun farklı alanlarında Kürtlerin siyasi ve sosyal temsili var. Silahların devreden çıkması halinde bu sosyolojinin kendisini daha rahat biçimde siyaset üzerinden ifade etmesinin önü açılabilir." Tarihsel yüzleşme ve travmaların aşılması Sürecin sadece idari ve hukuki adımlarla tamamlanamayacağını, toplumsal yüzleşmenin şart olduğunu belirten Ayhan Bilgen, sözlerini şu vurguyla tamamladı: "Bunu değerlendirirken o dönemin koşullarını göz ardı etmemek gerekir. Bir halkın kendisini yok sayılmış, tanınmamış veya haklarından mahrum bırakılmış hissettiği dönemleri anlamadan silahlı mücadelenin ortaya çıkışını da anlayamazsınız. Ama bugün geldiğimiz noktada silahla ilgili faslı yüzleşmeyle aşmanız gerekiyor. Hem devletin hem örgütün hem de siyasetin geçmişle yüzleşmesi lazım. Bu yüzleşme yeni bir çatışma üretmemeli. Geçmişte yaşanan acıları kabul ederken geleceği geçmişteki çatışmanın içine hapsetmemek gerekiyor. Bütün tarafların kendi sorumluluklarıyla yüzleşebilmesi önemli. Çünkü yeni bir dönem ancak geçmişle hesaplaşmayı yeni bir kavganın nedeni haline getirmeden mümkün olabilir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Esad döneminin firari Generali Ahmed Muhammed İsmail yakalandı Haber

Esad döneminin firari Generali Ahmed Muhammed İsmail yakalandı

Cumhuriyet Muhafızları'nda kritik görevlerde bulundu Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Suriye'de eski rejim dönemi askeri ve güvenlik yetkililerine yönelik operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Son olarak Suriye İç Güvenlik Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen operasyon sonucunda, eski Tümgeneral Ahmed Muhammed İsmail'in yakalandığı resmi olarak duyuruldu. Askeri kayıtlara göre kariyerine takım komutanı rütbesiyle adım atan İsmail, ilerleyen süreçte 101. Hava İndirme Alayı'nın 2. Taburu'nda bölük komutanlığı görevini üstlendi. 2016 yılının başlarında aynı alayın harekat başkanlığına getirilen İsmail, ardından Cumhuriyet Muhafızları'nın kurmay başkanlığı kademesine kadar yükseldi. Kariyer basamaklarını tırmanmaya devam eden isim, daha sonra 14. Hava İndirme Tümeni'nde önce komutan yardımcılığı, sonrasında ise tümen komutanlığı görevlerini yürüttü. Suriye kaynakları, İsmail'in bu kritik görevini rejimin çöküşüne kadar sürdürdüğünü aktarıyor. Kanlı operasyonların sevk ve idaresinde yer aldı Suriye İç Güvenlik Kuvvetleri tarafından paylaşılan bilgilere göre Ahmed Muhammed İsmail, 2016 yılından itibaren Halep, Dera ve Doğu Guta'ya yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonların yönetiminde ve sevkinde doğrudan rol oynadı. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi de eski generalin söz konusu bölgelerdeki operasyonlarda aktif görev almasının, kendisine yöneltilen suçlamaların temelini oluşturduğunu bildirdi. Hakkında çok yönlü soruşturma başlatılan İsmail'in, emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından adli makamlara sevk edilmesi bekleniyor. İsmail'in operasyon yürüttüğü bölgeler arasında yer alan Doğu Guta, iç savaş döneminde 2018 yılına kadar muhaliflerin en önemli kalelerinden biri olma özelliğini korumuştu. Bölge, Ağustos 2013'te tarihe kara bir leke olarak geçen büyük kimyasal saldırıyla tüm dünyanın odak noktası haline gelmişti. ABD istihbarat birimleri saldırıda sarin gazının kullanıldığını ve binden fazla sivilin hayatını kaybettiğini rapor ederken, olay doğrudan Esad rejimine atfedilmiş; dönemin Suriye hükümeti ise suçlamaları reddederek sorumluluğu muhalif gruplara yıkmaya çalışmıştı. Eski rejim yetkililerine yönelik hesap sorma süreci sürüyor Yeni Suriye yönetiminin iktidara gelmesinin ardından eski rejim mensuplarına yönelik başlatılan hukuki ve idari süreçler kararlılıkla sürdürülüyor. Bu kapsamda çok sayıda eski güvenlik görevlisi gözaltına alınırken, söz konusu kişilerin yargılanmasına yönelik davalar 2026 yılının nisan ayında start almıştı. Eylül ayının başlarında da Suriye makamları, Esad döneminde sivil yerleşim alanlarını hedef alan ölümcül hava bombardımanlarına katıldığı belirlenen 9 eski pilotun yakalandığını açıklamış, gözaltına alınanlar arasında 3 generalin bulunduğu kaydedilmişti. Öte yandan ağustos ayında mahkeme önüne çıkan devrik lider Beşar Esad, kardeşi Mahir Esad ve 5 eski güvenlik yetkilisi, iç savaş sürecinde işledikleri ağır suçlar nedeniyle gıyaben idama mahkum edilmişti. Hatırlanacağı üzere Beşar Esad, yönetiminin aralık ayında devrilmesinin ardından ülkeyi terk ederek Rusya'ya kaçmıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AİHM'in Osman Kavala kararı yarın açıklanıyor Haber

AİHM'in Osman Kavala kararı yarın açıklanıyor

Strazburg'dan beklenen kritikkKarar Uluslararası hukuk ve siyasetin en önemli dosyaları arasında gösterilen Osman Kavala davasında gözler yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) çevrildi. Gezi Parkı davası nedeniyle tutuklu bulunan Kavala'nın temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla yaptığı ikinci başvuru sonuçlandı. Heyetin tarafları dinlediği duruşmayı 25 Mart tarihinde Strazburg'da tamamlayan Büyük Daire, nihai kararını yarın saat 10.00'da Fransa'nın Strazburg kentindeki İnsan Hakları Binası'nda düzenlenecek halka açık oturumda ilan edecek. Açıklanacak bu karar, Türkiye ile Avrupa Konseyi ilişkilerinin geleceği bakımından büyük bir önem taşıyor. "Kavala v. Türkiye (no. 2)" dosyasında hangi ihlaller var? "Kavala v. Türkiye (no. 2)" adıyla ele alınan dava, mahkemenin 2019 yılındaki ilk kararından sonra süregelen tutukluluğu ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla neticelenen tüm yargılama aşamalarını inceliyor. Başvuru dilekçesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) özgürlük ve güvenlik hakkı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz ceza olmaz ilkesi, iade, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağı maddelerinin ihlal edildiği savunuluyor. Ayrıca başvuruda, hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların siyasi ya da öngörülen amaçlar haricinde kullanılmasını yasaklayan AİHS'nin 18'inci maddesinin de ihlal edildiği vurgulanıyor. Geçmişten bugüne yargılama süreci AİHM, 2019 yılında açıkladığı ilk kararında Osman Kavala'nın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğunu tespit ederek derhal serbest bırakılmasını istemişti. İç hukukta bu kararın karşılık bulmaması ve tahliyenin gerçekleşmemesi üzerine 2022'de AİHM Büyük Dairesi, Türkiye'nin mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine karar vermişti. Ulusal yargı sürecinde ise İstanbul'da görülen davada Kavala, 25 Nisan 2022 tarihinde Gezi Parkı eylemleri gerekçe gösterilerek "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza 2023 yılında Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Tunus siyasetinin tarihi figürü Raşid el-Gannouchi hayatını kaybetti Haber

Tunus siyasetinin tarihi figürü Raşid el-Gannouchi hayatını kaybetti

Tunus'ta 2011 devriminin ardından ülkesine dönerek demokrasi ve uzlaşı sürecinde başrol oynamış olan deneyimli siyasetçi, Kays Said yönetiminin tek adam rejimi inşa etme sürecinde hedef aldığı muhaliflerin başında geliyordu. 1941 yılında Tunus'un güneyindeki Gabes vilayetine bağlı El-Hamme kasabasında tarımcı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Gannuşi, Ez-Zeytune Medresesi'ndeki eğitiminin ardından Kahire, Şam ve Paris Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe doktorasını tamamlamıştı. Geçmişte Habib Burgiba ve Zeynel Abidin Bin Ali rejimleri döneminde de defalarca hapis ve sürgün yaşamış olan Gannuşi, 2011 sonrasında Tunus'un en büyük siyasi aktörlerinden birine dönüşerek 2019 yılında Meclis Başkanlığı görevine seçilmişti. Tek adam rejiminin hedefi oldu Ülkedeki siyasi kırılma noktası, 25 Temmuz 2021'de Cumhurbaşkanı Kays Said'in meclisi askıya alması ve yetkileri tekeline almasıyla derinleşti. Bu süreçte Said yönetimi tarafından "devlet güvenliğine karşı komplo", "terör örgütü üyeliği" ve yabancı fon iddiaları gibi birbiri ardına açılan davalarla hedef alınan Gannuşi, Nisan 2023'te evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı ve tutuklandı. Mahkemelerin "Said'in emirlerini yerine getiren" yapılar olduğunu belirterek duruşmalara katılmayı reddeden Gannuşi, ardı arkası kesilmeyen yargılamalar sonucunda toplamda uzun yıllara varan hapis cezalarına çarptırıldı. Tunus'ta muhalefet partileri ve insan hakları örgütleri bu yargılamaları siyasi rakipleri tasfiye etme hamlesi olarak nitelendirirken, Said ise adımlarının ülkeyi kaostan kurtarma amacı taşıdığını savunuyordu. Tecrit ve aşırı sıcaklar ölüme sürükledi İlerleyen yaşına, Parkinson gibi kronik rahatsızlıklarına ve cezaevindeki ağır tecrit koşullarına rağmen adil yargılama hakkından yoksun bırakılan Gannuşi'nin trajik sonu, son dönemde cezaevinde yaşadığı hak ihlalleriyle hızlandı. Uluslararası Sınır Tanımayan Kadın Gazeteciler (WJWC) örgütünün ve 2011 Nobel Barış Ödülü sahibi Tevekkül Karman'ın da defalarca dikkat çektiği üzere, Murnakiye Cezaevi'nde 50 dereceyi bulan aşırı sıcaklar, yetersiz havalandırma ve temel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakılma gibi zalimce uygulamalar Gannuşi'nin bedenini tüketti. Siyasi tutuklulara destek olmak amacıyla geçmişte açlık grevleri de yürüten, son bir ay içinde defalarca hastaneye kaldırılmasına rağmen hastanede bulunduğu süre boyunca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmeyerek dış dünyayla irtibatı tamamen kesilen Gannuşi, uluslararası toplumun tüm çağrılarına rağmen kritik eşiğe sürklendi. Tunus makamlarının hukuki ve ahlaki olarak sorumlu tutulduğu bu ölüm, Tunus'taki demokratik kazanımların tasfiye edilmesinin ve hukuki çöküşün en acı halkası olarak kayıtlara geçti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yılı: 10 kurban daha uğurlanıyor Haber

Srebrenitsa Soykırımı’nın 31. yılı: 10 kurban daha uğurlanıyor

Katledilen binlerce kurbandan kimlik tespiti yapılan 10’u daha, bugün Potoçari Anıt Mezarlığı’nda gerçekleştirilen cenaze töreniyle toprağa veriliyor. 31 yıldır dinmeyen acı 11 Temmuz 1995 tarihinde, Ratko Mladiç komutasındaki Sırp birlikleri tarafından gerçekleştirilen soykırımın acısı, aradan geçen 31 yıla rağmen tazeliğini koruyor. Potoçari Anıt Merkezi'nde düzenlenen anma törenine; Türkiye başta olmak üzere pek çok ülkeden devlet yetkilileri, büyükelçiler, soykırım kurbanlarının aileleri ve binlerce katılımcı akın etti. 10 yeni defin ile toplam sayı 6 Bin 782 oldu Kimlik tespiti tamamlanan ve ailelerinin onayı alınan 10 kurbanın defniyle birlikte Potoçari Anıt Mezarlığı'ndaki defin sayısı 6 bin 782’ye yükseldi. Hâlâ 1000'den fazla kurbanın cenazesine ise ulaşılamadığı belirtiliyor. Bugün toprağa verilen kurbanlar arasında en genç isim 20 yaşındaki Senad Jusic, en yaşlı isim ise 56 yaşındaki Ramo Dautovic oldu. Bugün defnedilen diğer isimler ise şöyle: Muriz Barakovic, Hamed Music, Ramo Alic, Muhidin Osmanovic, Huso Cerimovic, Nuko Nukic, Ahmet Guster ve Asım Kunic. 11 Temmuz 1995: Srebrenitsa'da ne olmuştu? Tarihe kara bir leke olarak geçen Srebrenitsa katliamı, bir dizi sistematik insan hakları ihlali ve uluslararası koruma zafiyetiyle gerçekleşmişti. 11 Temmuz 1995'te Srebrenitsa, Sırp güçlerinin eline geçmiş, Birleşmiş Milletler bünyesinde görev yapan Hollandalı barış gücü askerlerine sığınan sivil Boşnaklar, güvenli bölge vaadine rağmen Sırp askerlerine teslim edilmişti. Kadın ve çocukların ayrılmasının ardından, yaşları 12 ile 77 arasında değişen en az 8 bin 372 Boşnak erkek; ormanlık alanlarda, fabrikalarda ve depolarda sistematik bir şekilde katledildi. Failler, izlerini gizlemek amacıyla kurbanları toplu mezarlara gömdü. Savaş sonrasında başlatılan arama çalışmalarıyla, bu mezarların parçalanıp farklı yerlere taşındığı tespit edildi. Bugün gerçekleştirilen tören, bu acının unutulmaması ve adaletin tecellisi için küresel çapta verilen bir mesaj olma niteliğini taşıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi! Haber

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi!

Yeşil Yol (The Green Mile), 1935 yılında Louisiana’daki Cold Mountain Hapishanesi’nin idam koğuşunda geçiyor. Koğuşun sorumlusu Paul Edgecomb, mahkûmların infaz odasına giderken yürüdüğü yeşil renkli koridor nedeniyle “Yeşil Yol” olarak anılan bölümde görev yapıyor. Hikâye, iki küçük kızın öldürülmesi suçundan idama mahkûm edilen John Coffey’nin koğuşa getirilmesiyle başlıyor. Fiziksel görünümüyle ilk anda dikkat çeken Coffey, kısa süre içinde sakin tavrı ve hassas kişiliğiyle gardiyanların ilgisini çekiyor. Paul Edgecomb ve çalışma arkadaşları, Coffey’nin alışılmışın dışında özelliklere sahip olduğunu fark ediyor. Film, Coffey’nin geçmişine ilişkin soruların ortaya çıkmasıyla birlikte hapishanedeki karakterlerin kararlarına odaklanıyor. Hikâye boyunca mahkûmlar, gardiyanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiler üzerinden insan davranışları ve vicdani tercihler işleniyor. Yeşil Yol, adalet ve önyargı kavramlarını merkeze alıyor Film, idam cezası uygulamasını arka planına alırken adalet sisteminin işleyişine dair soruları da gündeme getiriyor. Bir kişinin suçlu kabul edilmesiyle gerçeğin ortaya çıkması arasındaki fark, hikâyenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. John Coffey’nin yaşadıkları, dış görünüş, toplumsal konum ve önyargıların insanlar hakkında verilen kararları nasıl etkileyebildiğini gösteriyor. Film, karakterlerin olaylara yaklaşımı üzerinden adaletin yalnızca kurallar ve kararlarla değil, insan davranışlarıyla da ilişkili olduğunu anlatıyor. Paul Edgecomb’un Coffey’ye yaklaşımı ise görev sorumluluğu ile kişisel vicdan arasındaki dengeyi yansıtıyor. Bu yönüyle Yeşil Yol, bir hapishane hikâyesinin ötesine geçerek merhamet, empati ve sorumluluk üzerine kurulu bir anlatı sunuyor. Yeşil Yol neden bugün de önemini koruyor? Yeşil Yol, gösterime girmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen adalet, insan hakları ve idam cezası tartışmalarıyla ilişkilendirilen filmler arasında yer alıyor. Film, yanlış ya da eksik kararların geri döndürülemez sonuçlar doğurabileceğini hatırlatıyor. Yapım, yargı süreçlerinde tanıklıkların, toplumsal önyargıların ve dönemin koşullarının etkisini hikâyesinin bir parçası hâline getiriyor. Bu nedenle film, adaletin yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda insan hayatını doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu vurguluyor. Filmde öne çıkan merhamet ve empati temaları da günümüzde karşılık buluyor. Karakterlerin zor koşullarda aldıkları kararlar, izleyiciye insan ilişkileri ve sorumluluk duygusu üzerine düşünme alanı açıyor. Yeşil Yol, Stephen King’in 1996 yılında yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı. King, kitabı ilk olarak altı ayrı kısa kitapçık hâlinde yayımladı; eser daha sonra tek ciltte bir araya getirildi. Yönetmen Frank Darabont kimdir? Frank Darabont, 1959 yılında Fransa’da doğdu. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte ABD’ye taşınan Darabont, sinema kariyerine senarist olarak başladı. Özellikle Stephen King eserlerinden yaptığı uyarlamalarla tanındı. Darabont, Yeşil Yoldan önce 1994 yapımı Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmini yönetti. Yine Stephen King’in eserinden uyarlanan film, zaman içinde sinema tarihinin öne çıkan yapımları arasında yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Pakistanlı insan hakları savunucusu Mahrang Baloch'a ömür boyu hapis Haber

Pakistanlı insan hakları savunucusu Mahrang Baloch'a ömür boyu hapis

Pakistan'ın Belucistan eyaletinde faaliyet gösteren insan hakları aktivisti Mahrang Baloch, bir paramiliter askerin öldürülmesine ilişkin davada ömür boyu hapis cezası aldı. Belucistan Birlik Komitesi (BYC) lideri olan Baloch ile birlikte aktivist Sibghatullah da aynı davada suçlu bulundu. Mahkeme, iki ismin 2024 yılında Gwadar kentinde düzenlenen bir protesto sırasında yaşanan olaylarda ortak sorumluluk taşıdığına hükmetti. Savcılık, Baloch ve Sibghatullah'ın protestocuları güvenlik güçlerine karşı kışkırttığını ve bunun sonucunda paramiliter asker Shabbir Ahmed'in hayatını kaybettiğini öne sürdü. Yetkililer, protesto sırasında kalabalığın bir güvenlik aracına taş ve sopalarla saldırdığını, Ahmed'in gruptan ayrıldıktan sonra darbedilerek öldürüldüğünü iddia etti. Ancak Mahrang Baloch ve avukatları suçlamaları reddetti. Aktivistler, davanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunarak yargılama sürecini boykot etti. Quetta'daki Terörle Mücadele Mahkemesi, sanıkların "yasadışı toplantının organizasyonunda yer aldıklarını ve askerin öldürülmesinde ortak amaç doğrultusunda hareket ettiklerini" belirterek ömür boyu hapis cezası verdi. Mahkeme ayrıca sanıkların, hayatını kaybeden askerin ailesine 200 bin Pakistan rupisi tazminat ödemesine hükmetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.