SON DAKİKA

#Insan Hakları

HABER DEĞER - Insan Hakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Insan Hakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Taliban’dan karanlık düzenleme: Kölelik geri geldi Haber

Taliban’dan karanlık düzenleme: Kölelik geri geldi

Taliban yeni ceza yasasını resmen uygulamaya aldı Afganistan’da iktidarı elinde bulunduran Taliban, ülkede uygulanacak yeni ceza usullerini kamuoyuna duyurdu. Açıklanan düzenlemelerde ceza hukukunun dini kimlik, mezhep, cinsiyet ve toplumsal statüye göre farklı işletileceği belirtildi. Yeni yasalar, Afganistan toplumunun tamamını kapsayan köklü ve sert değişiklikler içeriyor. Ceza hukukunda kölelik açık biçimde tanımlandı Afganistanlı insan hakları örgütü Rawadari’nin raporuna göre, yeni ceza usullerinde “efendi” ve “köle” kavramları açık şekilde yer aldı. Kölelerin cezalandırılması yetkisi doğrudan efendilere bırakılırken, bu durum modern ceza hukukunda köleliğin fiilen meşrulaştırılması olarak değerlendirildi. Toplum dört sınıfa ayrıldı, cezalar statüye bağlandı Taliban düzenlemeleriyle toplum; din alimleri, seçkinler, orta sınıf ve alt sınıf olmak üzere dört ayrı sosyal sınıfa ayrıldı. Yasaya göre bir suç din alimi tarafından işlendiğinde yalnızca uyarı yeterli görülürken, seçkinler için mahkemeye çağrı ve uyarı öngörülüyor. Orta sınıf için hapis cezası uygulanırken, alt sınıfa mensup kişiler için hapisle birlikte bedensel cezalar gündeme geliyor. Muhalifler için ölüm cezası yetkisi tanındı Yeni ceza usulleri, Taliban mahkemelerine muhalifler ve eleştirmenler hakkında ölüm cezası kararı verme yetkisi tanıyor. “İsyancı” olarak tanımlanan kişilerin kamuya zarar verdiği ve bu zararın ancak öldürülmeleriyle ortadan kaldırılabileceği savunuluyor. İhbar zorunlu hale getirildi, bireylere cezalandırma yetkisi verildi Taliban karşıtı faaliyetleri yetkililere bildirmeyen yurttaşlar için hapis cezası öngörülüyor. Ayrıca bireylerin, “günah” işlendiğine tanık olmaları halinde kişileri doğrudan cezalandırabilmesine izin veriliyor. Bu düzenleme, keyfi şiddetin yasal zemin kazanması olarak yorumlanıyor. Kız çocuklarının eğitimi tamamen yasaklandı Yeni yasalarla birlikte kız çocuklarının eğitimi mutlak biçimde yasaklanıyor. Bunun yanı sıra dans etmek, dans edenleri izlemek ve “ahlaksızlık” olarak tanımlanan mekânlarda bulunmak da suç kapsamına alındı. Ancak bu mekânların ne olduğu net biçimde tanımlanmadı. Şiddet ve çocuklara yönelik ağır ihlaller meşrulaştırıldı Ceza yasalarında, kemik kırığına ya da derinin yırtılmasına yol açmadığı sürece şiddetin serbest bırakıldığı belirtiliyor. Çocuk istismarı ve çocuklara yönelik şiddet için açık bir ceza öngörülmezken, bir babanın 10 yaşındaki çocuğunu dini gerekçelerle cezalandırmasına izin veriliyor. Mezhep değiştirenler için hapis cezası getirildi Taliban’ın esas aldığı Hanefi mezhebi dışında bir mezhebe geçenler “kafir” olarak tanımlanıyor. Bu kişilerin hapis cezasıyla karşı karşıya kalacağı düzenlemelerde açıkça ifade ediliyor. Akrabalık bağı olmayan kadın ve erkeğin bir arada bulunması da suç sayılıyor. Uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri yok sayılıyor Yeni ceza usulleri, adil yargılanma hakkı, temel özgürlükler ve insan haklarına ilişkin uluslararası standartların açık ihlali olarak değerlendiriliyor. Taliban, 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından kontrolü ele geçirdiği ülkede, bu tür uygulamaları sürdürmekte kararlı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aydoğan Doğan: Kobanê’de çocuklar ölürken siyaset susamaz! Haber

Aydoğan Doğan: Kobanê’de çocuklar ölürken siyaset susamaz!

İnsan hakları savunucusu ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya platformu X üzerinden art arda yaptığı açıklamalarda, komşu ülkede yaşanan sivil katliamlara karşı Ankara’nın izlediği politikayı eleştirdi. Doğan, “denge politikası” söylemiyle sürdürülen sessizliğin ahlaki bir çöküşe işaret ettiğini belirterek, güvenlik merkezli yaklaşımın adalet üretmediğini ifade etti. "Ankara’nın sessizliği tarafsızlık değil, suç ortaklığı" Doğan, “Türkiye bugün susarak tarafsız kalmıyor, susarak suça ortak oluyor” sözleriyle iktidarın tutumunu hedef aldı. Komşu ülkede sivillerin yaşamını yitirdiği bir tabloda seyirci kalmanın ahlaki olarak savunulamayacağını belirten Doğan, adalet üretmeyen güvenlik politikalarının yalnızca daha fazla şiddet yarattığını dile getirdi. "Kürt halkı her kriz anında yalnız bırakılıyor" “Kürtler yine yalnız, yine terk edilmiş” ifadelerini kullanan Doğan, bölgede yaşanan her pazarlık ve kriz sürecinde ilk feda edilenin Kürt halkı olduğunu savundu. Geçmişte IŞİD’e karşı verilen mücadelede yalnız bırakıldıklarını hatırlatan Doğan, bugün ise Şam’a bağlı silahlı yapıların insafına terk edildiklerini ifade etti. "Dış güçlere yaslanan politikaların bedelini halklar ödüyor" Rojava yönetiminin yıllarca ABD’ye bel bağladığını söyleyen Doğan, “Kendi halkına değil, Pentagon’a güvendi” sözleriyle eleştirisini sürdürdü. Washington’un bölgeden çekildiğini, geride ise yıkım ve kan kaldığını dile getiren Doğan, bu coğrafyada gerçek kurtuluşun dış güçlerde değil, halkların dayanışmasında olduğunu kaydetti. "Kobanê’de yaşananlar bütün bölgenin utancı" Doğan, Kobanê’de akan kanın yalnızca Kürt halkının değil, tüm bölgenin utancı olduğunu belirterek, sessiz kalanların tarihe not düştüğünü söyledi. “Susmak, zulmün yanında durmaktır” diyen Doğan, “bize ne” diyenlerin de bu sorumluluktan kaçamayacağını vurguladı. "Vicdan sesini yükseltmeli" Kürt halkının sahipsiz olmadığını ifade eden Doğan, bu ülkede hâlâ vicdan ve adalet talebinin bulunduğunu söyledi. Doğan, “Kobanê yalnız değildir, yalnız bırakılmamalıdır” sözleriyle siyaset kurumunu ve toplumu sessizliği bozarak insani ve ahlaki sorumluluk almaya çağırdı. Kobanê’de Katliam Var, Ankara Seyrediyor!Bugün Kobanê kuşatma altındadır.Bugün Rojava’da siviller hedef alınmaktadır.Bugün Kürt halkı, Şam’ın himayesindeki HTŞ artığı çetelerin insafına terk edilmiştir.Bu yaşananlar “çatışma” değildir.Bu, açık bir insanlık suçudur.Ve bu…— Aydoğan Doğan (@Aydogan0658) January 27, 2026

Venezuela’da su balonu oynayan çocuklara ‘vatana ihanet’ suçlaması: 25 kişi gözaltına alındı Haber

Venezuela’da su balonu oynayan çocuklara ‘vatana ihanet’ suçlaması: 25 kişi gözaltına alındı

Venezuela’nın doğusundaki işçi sınıfı kenti Barcelona’da, Karnaval kutlamalarının parçası olarak düzenlenen su balonu oyunu, güvenlik güçlerinin sert müdahalesiyle sonuçlandı. Yaşları 13 ile 25 arasında değişen çocuklar ve gençler, “vatana ihanet” suçlamasıyla gözaltına alındı. Olay, Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun yakalanmasından iki gün sonra, 5 Ocak’ta meydana geldi. Görgü tanıklarının ve ailelerin aktardığına göre, Neverí Nehri kıyısında toplanan çocuklar ve gençler su balonlarıyla oyun oynarken polis ve Ulusal Muhafız birlikleri bölgeye geldi. Müdahale sırasında ateş açıldığı, kalabalığın panik içinde dağıldığı belirtildi. Toplam 25 kişi gözaltına alındı. “Donald Trump’ı destekliyorsunuz” suçlaması Gözaltına alınan 17 yaşındaki bir çocuk, bir polis memurunun kendisine küfrederek “Hepinizi mahvedeceğim. Donald Trump’ı destekliyorsunuz” dediğini aktardı. Aileler ve görgü tanıkları, gözaltıların herhangi bir somut delile dayanmadığını ifade etti. The New York Times muhabirleri, gözaltına alınanların yaşadığı mahallede çocuklar ve aileleriyle görüştü. Görüşülen kişiler, hükümetten misilleme görme korkusuyla isimlerinin açıklanmasını istemedi. Reşit olmayanlar serbest, yetişkinler cezaevinde Mahkeme belgelerine göre, 15’i reşit olmayan çocuk olmak üzere 25 kişi “vatana ihanet” dahil çeşitli suçlamalarla hakim karşısına çıkarıldı. Tepkilerin artması ve ailelerin sosyal medyada başlattığı kampanyaların ardından, 15 çocuk Venezuela’dan ayrılmama ve ayda bir mahkemeye çıkma şartıyla serbest bırakıldı. Ancak 18 yaş üzerindeki 10 kişi hâlâ tutuklu bulunuyor. Tutukluların aileleri, cezaevindeki koşulların kötü olduğunu ve sağlık sorunları yaşayan gençlerin durumundan endişe duyduklarını dile getirdi. 19 yaşındaki bir tutuklunun ablası Scarlett Ruiz, kardeşinin uykusuzluk ve fiziksel yıpranma yaşadığını belirtirken, epilepsi hastası bir gencin annesi oğlunun nöbet geçirme riskinden kaygı duyduğunu söyledi. Baskı ve korku iklimi İnsan hakları savunucuları, olayın Venezuela’da son dönemde artan baskı ortamının bir parçası olduğunu vurguluyor. İnternet özgürlüğü aktivisti Andrés Azpúrua, güvenlik güçlerinin vatandaşları keyfi şekilde durdurup telefonlarını kontrol ettiğini ve muhalif görülen kişilerin hedef alındığını ifade etti. İçişleri Bakanı Diosdado Cabello ise bazı polislerin vatandaşlardan para sızdırdığını kabul ederek, “Burada gaspın yeri yok” açıklamasında bulundu. Maduro’nun yakalanmasının ardından ilan edilen olağanüstü hâl, güvenlik güçlerine geniş yetkiler tanırken, muhalefet ve insan hakları örgütleri bu durumun keyfi gözaltıları artırdığı görüşünde. Aileler ise tek taleplerinin çocuklarının serbest bırakılması olduğunu vurguluyor: “Biz siyasi insanlar değiliz. Tek istediğimiz çocuklarımızın özgürlüğü.” haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kuveyt, ABD’nin göçmen vizesi yasağı listesine neden alındı? Haber

Kuveyt, ABD’nin göçmen vizesi yasağı listesine neden alındı?

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 21 Ocak 2026 itibarıyla 75 ülkenin vatandaşlarına göçmen vizesi verilmesini askıya aldı. Listeye, ABD’nin NATO dışı en yakın müttefiklerinden biri olan Kuveyt’in de eklenmesi dikkat çekti. Körfez Savaşı’ndan bu yana Washington’la güçlü askeri ve siyasi bağlar kuran Kuveyt’in karara dahil edilmesi, “neden” sorusunu gündeme taşıdı. Güçlü müttefiklik ilişkisine rağmen Kuveyt, 1990-1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana ABD’nin bölgedeki en önemli ortaklarından biri olarak öne çıkıyor. 2003 Irak işgali ve ABD’nin IŞİD’e karşı yürüttüğü operasyonlarda kritik rol üstlenen ülkede bugün yaklaşık 13 bin 500 Amerikan askeri bulunuyor. Pentagon, vize yasağının açıklandığı gün Kuveyt’e yönelik 800 milyon dolarlık silah satışını Kongre’ye bildirdi. ABD Ordusu Merkez Komutanlığı’nda görev yapmış Asha Castleberry, karara ilişkin yaptığı değerlendirmede “Kuveyt’le köklü ve güçlü ilişkilerimiz nedeniyle gerçekten şaşırdım” dedi. Siyasi manevra iddiası Analistler, kararın güvenlikten ziyade siyasi baskı aracı olabileceğini savunuyor. Emory Üniversitesi’nden Körfez uzmanı Courtney Freer, bunun Trump yönetiminin Kuveyt’le belirli konularda pazarlık yapmak için kullandığı bir taktik olabileceğini belirtti. Freer, özellikle Kuveyt’in İsrail’le normalleşmeye kesin olarak karşı çıkmasının Washington’daki rahatsızlığı artırmış olabileceğine dikkat çekti. Müslüman Kardeşler faktörü Kararın arkasında Müslüman Kardeşler meselesinin de olabileceği ifade ediliyor. Trump yönetimi, bazı ülkelerdeki Müslüman Kardeşler yapılanmalarını terör örgütü ilan etmişti. Ortadoğu Demokrasi Merkezi’nden Abdullah Alaoudh, Kuveyt’in bu örgüte karşı diğer Körfez ülkeleri kadar sert bir tutum almamasının ABD’de baskı unsuru haline gelmiş olabileceğini söyledi. Alaoudh, vize yasağını “tamamen siyasi” olarak nitelendirdi. Vatandaşlıktan çıkarılmalar ve insan hakları Son iki yılda Kuveyt’te on binlerce kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığına dair iddialar da kararla ilişkilendiriliyor. Geçmiş ABD yönetimleri bu uygulamaları insan hakları ihlali olarak değerlendirebilirdi. Ancak uzmanlara göre Trump yönetimi döneminde insan hakları, dış politikada belirleyici bir unsur olmaktan büyük ölçüde çıktı. Net bir açıklama yok ABD Dışişleri Bakanlığı, Kuveyt’in neden listeye alındığına ve yasağın kimleri kapsadığına dair sorulara henüz resmi bir yanıt vermedi. Uzmanlar ise bu kararın, ABD’ye yakın diğer Körfez ülkeleri için de “dokunulmaz olmadıkları” yönünde bir mesaj taşıyabileceğini ifade ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Çin’den İran’ın egemenliğine saygı çağrısı Haber

Çin’den İran’ın egemenliğine saygı çağrısı

Çin, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nde (BMİHK) İran’daki insan hakları durumunun ele alındığı özel oturumda, İran’ın egemenliğine ve iç işlerine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu. Çin: İnsan hakları bahanesiyle müdahaleye karşıyız Çin’in BM Cenevre Ofisi ve İsviçre’deki diğer uluslararası kuruluşlar nezdindeki Daimi Temsilcisi Jia Guide, toplantıda yaptığı konuşmada, her ülkenin insan haklarını kendi koşulları doğrultusunda geliştirme hakkına sahip olduğunu söyledi. Jia, Çin’in insan hakları gerekçesiyle başka ülkelerin iç işlerine karışılmasına, belirli ülkelere yönelik özel mekanizmalar oluşturulmasına ve çifte standartlara karşı olduğunu ifade etti. “İran’daki gelişmeler iç meseledir” Jia Guide, İran’da yaşanan olayların ülkenin iç işi olduğunu belirterek, bu konudaki kararların İran halkı tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı. BM Şartı ve uluslararası hukuk vurgusu Çinli diplomat, Pekin yönetiminin BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine bağlı kaldığını, uluslararası ilişkilerde güç kullanımına veya güç kullanma tehdidine karşı olduklarını dile getirdi. Uluslararası topluma çağrı Jia Guide, uluslararası toplumu İran’ın egemenliğine, güvenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye davet ederek, bu çerçevede İran hükümeti ve halkının ulusal istikrarı koruma ve meşru haklarını savunma çabalarının desteklenmesi gerektiğini söyledi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Hrant Dink’siz 19 yıl: Kimdi, nasıl katledildi, neden hâlâ anılıyor? Haber

Hrant Dink’siz 19 yıl: Kimdi, nasıl katledildi, neden hâlâ anılıyor?

1954’te Malatya’da doğan Hrant Dink, Türkiye Ermenisi bir gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusuydu. 1996’da kurduğu Agos Gazetesi ile Ermenice ve Türkçe yayımlanan, iki dili ve iki hafızayı buluşturan bir gazetecilik çizgisi oluşturdu. Dink’in yazıları; inkâr yerine yüzleşmeyi, düşmanlık yerine diyalogu, korku yerine cesareti savunuyordu. Türkiye’de Ermeni meselesi başta olmak üzere azınlık hakları, demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında ısrarlı bir dil kurdu. Dink, yazıları nedeniyle yoğun bir linç ikliminin hedefi oldu. Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında “Türklüğü aşağılama” suçlamasıyla yargılandı; hakkında tehditler yayıldı. Buna rağmen geri adım atmadı. “Bu ülkede güvercin tedirginliğiyle yaşıyorum” sözleri, hem içinde bulunduğu baskıyı hem de barışta ısrarını simgeledi. 19 Ocak 2007’de, İstanbul Şişli’deki Sebat Apartmanı önünde, Agos’un eski binası önünde silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü. Cinayet, yalnızca bireysel bir saldırı değil; devlet içindeki ihmaller zinciri ve organize nefretin sonucu olarak kayıtlara geçti. Soruşturma ve davalar yıllar boyunca sürdü; “cinayette kamu görevlilerinin ihmali” tartışmaları hiç dinmedi. Adalet arayışı, Dink ailesi ve kamuoyu için hâlâ kapanmamış bir dosya olarak duruyor. Dink’in öldürüldüğü yer, bugün 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı olarak yaşıyor. Anmalar, yalnızca bir yas değil; ifade özgürlüğü, çoğulculuk ve barış talebinin yeniden dile getirilişi. Hrant Dink Vakfı’nın yürüttüğü çalışmalar, Dink’in “birlikte yaşama” çağrısını geleceğe taşımayı amaçlıyor. Programdan notlar Saat 14.30: Dink’in vurulduğu yerde anma 19.00–23.00: Sebat Apartmanı’na Dink anısına yansıtma çalışmaları Vakıf, “Apartmanın önünden geçerken kafanızı yukarı kaldırmayı unutmayın” çağrısıyla herkesi hafızaya davet ediyor. Hrant Dink’in mirası, susturulan bir sesin geride bıraktığı boşluk değil; hâlâ konuşan, düşündüren ve sorumluluk yükleyen bir çağrı. 19 yıl sonra da aynı soruyu hatırlatıyor: Bu ülkede birlikte, eşit ve özgür yaşamak mümkün mü? haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Sabah yürüyüşü ölümle bitti: İHD’nin eski şube başkanı Ali Aydın katledildi Haber

Sabah yürüyüşü ölümle bitti: İHD’nin eski şube başkanı Ali Aydın katledildi

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) önceki dönem İzmir Şube Eş Başkanı olan avukat Ali Aydın, 14 Ocak 2026 sabahı İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Evka-2 Mahallesi’nde cansız bedeni bulunarak hayatını kaybetti. Aydın’ın, sabah saatlerinde yaptığı rutin yürüyüş sırasında taşla saldırıya uğradığı ve olay yerinde yaşamını yitirdiği öğrenildi. Her sabah yürüdüğü alanda saldırıya uğradı Ali Aydın’ın cansız bedeni, mahalle sakinlerinin de sıklıkla kullandığı yürüyüş güzergahında bulundu. İHD İzmir Bölge Temsilcisi Vetha Aydın, olayın hırsızlık ihtimalini dışladıklarını belirterek, Aydın’ın cep telefonu ve kişisel eşyalarının üzerinde olduğunu söyledi. Saldırının gerçekleştiği noktada kamera kaydı ve görgü tanığı bulunmaması, olayın aydınlatılmasına dair soru işaretlerini artırdı. “Bir sürü soru işareti var” Bianet’e konuşan Vetha Aydın, Ali Aydın’ın yıllardır aynı güzergahta yürüyüş yaptığını vurgulayarak, saldırının dönüş yolunda, hayvanların bulunduğu bir ağıl yakınında gerçekleştiğini aktardı. Otopsi sonucunda Aydın’ın vücudunun taşla ezildiğinin tespit edildiğini, cenazenin Adli Tıp Kurumu’na gönderildiğini belirten Aydın, olayın sıradan bir adli vaka olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Mücadeleci bir insan hakları savunucusuydu Vetha Aydın, Ali Aydın’ın yalnızca bir avukat değil, aynı zamanda yıllardır insan hakları mücadelesinin içinde yer alan bir isim olduğunu söyledi. İHD ve Çağdaş Hukukçular Derneği’nde (ÇHD) aktif görevler üstlenen Aydın’ın, davalarda mağdurların yanında yer aldığını ve cezaevlerinde hak ihlallerine ilişkin gözlemler yaptığını hatırlattı. İHD: Olay titizlikle takip ediliyor İHD tarafından yapılan ilk açıklamada, Ali Aydın’ın uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirdiği doğrulanarak, olayın İHD üyesi avukatlar ve İzmir Barosu tarafından yakından takip edildiği bildirildi. Açıklamada, soruşturma gizliliği çerçevesinde detayların netleşmesinin ardından kamuoyunun bilgilendirileceği belirtilerek, ailesine, yakınlarına ve insan hakları savunucularına başsağlığı dilendi. Savcılık: Şüpheli gözaltında, suçu kabul etti Savcılıktan yapılan ön açıklamada, Evka-2 bölgesinde bulunan cansız bedenin 1957 doğumlu emekli öğretmen ve serbest avukat A.A.’ya ait olduğunun belirlendiği aktarıldı. Yürütülen çalışmalar sonucunda M.D.E. (1996 doğumlu) isimli şüphelinin kısa sürede yakalandığı, ilk ifadesinde suçu kabul ettiği ve olayın uyuşturucu ya da uyarıcı madde etkisi altında gerçekleştiğini beyan ettiği açıklandı. Olayla ilgili adli tahkikatın çok yönlü şekilde sürdüğü bildirildi. Ali Aydın’ın ölümü, Türkiye toplumunda insan hakları savunucularının güvenliği ve şiddetin toplumsal boyutları üzerine yeni ve ağır soruları bir kez daha gündeme taşıdı.

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı Haber

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı

2024’te Ayşe filmiyle Altın Portakal En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan yönetmen Necmi Sancak, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin İsrail merkezli müzelerle sürdürdüğü işbirliğine sert bir protestoyla karşılık verdi. Sancak, ödülünü çöpe attığı anları sosyal medyada paylaşarak kültür-sanat kurumlarını İsrail’le bağlarını kesmeye çağırdı. Olay, sanat dünyasında boykot ve etik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İstanbul Modern’in işbirliği listesi tepki çekti İstanbul Modern, Guggenheim Müzesi işbirliğiyle yürüttüğü Art Pass üyelik programının 2026’da da süreceğini duyurdu. Ancak program kapsamında avantaj sağlanan “anlaşmalı müzeler listesinde” Tel Aviv Museum of Art ve The Israel Museum, Jerusalem yer aldı. Paylaşımın ardından çok sayıda yurttaş ve sanatçı, müzeye İsrail kurumlarıyla işbirliğini sonlandırma çağrısı yaptı. Necmi Sancak: “Sanat katillerin propaganda aracı olamaz” Tepkilerin merkezindeki isimlerden biri olan Necmi Sancak, Altın Portakal ödülünü çöpe attığını duyurduğu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Filistin’de on binlerce çocuk katledilirken, soykırımcı İsrail rejimiyle ‘kültürel işbirliği’ yapılmasını reddediyorum. Sanat direnişin yanındadır, zulmün değil.” Sancak, sanatçıları ve kamuoyunu İstanbul Modern ile İKSV’yi boykot etmeye davet etti. Geri adım geldi: Guggenheim Art Pass sona erdirildi Artan tepkilerin ardından İstanbul Modern Sanat Müzesi yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, kamuoyunda oluşan hassasiyetin dikkate alındığı belirtilerek Guggenheim Art Pass üyeliğinin sona erdirildiği duyuruldu. Müze yönetimi, süreçte yaşanan yanlış anlaşılmalardan dolayı üzüntü duyulduğunu da ifade etti. İsrail müzeleri neden eleştiriliyor? Eleştirilerin odağındaki The Israel Museum, İsrail devletinin ulusal kimlik inşasında merkezi bir rol oynayan, kamu kaynaklarıyla desteklenen ve devlet protokolünün parçası olan bir kurum olarak biliniyor. İşgal altındaki topraklardan çıkarılan arkeolojik buluntuların sergilenmesi, müzenin devlet politikalarıyla iç içe olduğu eleştirilerini güçlendiriyor. Tel Aviv Museum of Art ise İsrail devletinin kuruluşunun ilan edildiği mekân olması nedeniyle sembolik bir öneme sahip. Kamu bütçesiyle desteklenen müze, İsrail’in kültürel diplomasisinin önemli araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Sanat dünyasında boykot tartışması büyüyor Olay, Türkiye’de kültür-sanat kurumlarının uluslararası işbirliklerinde etik sınırların nerede çizilmesi gerektiğine dair tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Bir kesim, sanatın evrenselliğini savunurken; diğer kesim, insan hakları ihlalleri karşısında kültürel boykotun bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Necmi Sancak’ın ödülünü çöpe atması, bireysel bir protestonun ötesine geçerek Türkiye’de sanat, etik ve siyaset ilişkisini tartışmaya açtı. İstanbul Modern’in geri adımı ise bu tartışmanın kültür kurumları üzerinde somut etkiler yaratabileceğini gösterdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.