SON DAKİKA

15 Temmuz: Emperyalizmin Kaybettiği Gece

Yazının Giriş Tarihi: 15.07.2026 17:58
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.07.2026 18:19

15 Temmuz'u yalnızca "darbe girişimi" olarak okuyanlar, o gecenin asıl anlamını hâlâ kavrayabilmiş değiller.

Evet... O gece yaşananların nasıl mümkün olduğu sorgulanacaktır. FETÖ'nün devletin en kritik kurumlarına kadar nasıl yerleştiği, kimlerin önünü açtığı, hangi siyasi hataların bu yapıyı büyüttüğü tarihçiler tarafından araştırılmaya devam edecektir. Bunlar meşru sorulardır.

Ancak bütün bu tartışmaların örtemeyeceği daha büyük bir hakikat vardır.

15 Temmuz gecesi kaybeden yalnızca FETÖ değildi. Kaybeden, Türkiye'yi içeriden teslim almak isteyen emperyalist projeydi.

Emperyalizm hiçbir zaman yalnızca işgal ordularıyla gelmez.

Önce zihinleri işgal eder.

Sonra kurumları...

Sonra siyaseti...

En sonunda da toplumun birbirine olan güvenini yok etmeye çalışır.

Çünkü birbirine düşman edilmiş bir millet, dış müdahaleye en açık millettir.

Fakat o gece hesap tutmadı.

Tankların karşısına çıkanların kimliklerine bakın.

Türk vardı.

Kürt vardı.

Arap vardı.

Roman vardı.

Sünni vardı.

Caferi vardı.

Alevi vardı.

Muhafazakâr vardı.

Laik vardı.

Ülkücü vardı.

Sosyalist vardı.

Ateist vardı.

Belki birbirlerinin dünya görüşünü benimsemiyorlardı.

Belki ertesi gün yine en sert siyasi tartışmaları yapacaklardı.

Ama o gece hepsinin ortak cümlesi aynıydı:

"Bu ülkenin kaderini Washington'da, Londra'da ya da başka başkentlerde yazdıramayacaksınız."

İşte emperyalizmin bozulan planı buydu.

Çünkü onlar, Türkiye'nin etnik kimlikler üzerinden bölünmesini istediler.

Mezhepler üzerinden parçalanmasını istediler.

Sağ-sol kavgasının yeniden alevlenmesini istediler.

Laik-dindar geriliminin iç savaşa dönüşmesini istediler.

Olmadı.

Çünkü Anadolu'nun hafızası, dış müdahaleye karşı ortak direnme geleneğini hâlâ taşımaktadır.

Bugün 15 Temmuz'u sadece iktidar-muhalefet tartışmasına sıkıştıranlar da büyük resmi kaçırıyor.

İktidarlar gelir, gider.

Partiler kurulur, kapanır.

Liderler değişir.

Ama vatan kalır.

Devlet kalır.

Millet kalır.

Asıl korunması gereken de budur.

Benim savunduğum anti-emperyalizm, bir partiyi değil; Türkiye'nin bağımsızlığını savunmaktır.

Benim savunduğum solculuk, emperyalizmin böl-parçala-yönet siyasetinin karşısında durmaktır.

Benim savunduğum Türkiyelilik ise Türk'ün de, Kürt'ün de, Arap'ın da, Roman'ın da; Sünni'nin de, Caferi'nin de, Alevisi'nin de; sosyalistin de, ülkücünün de aynı vatanda eşit yurttaşlar olarak yaşayabilmesidir.

İşte bu yüzden söylüyorum:

15 Temmuz'un en büyük mirası tankların durdurulması değildir.

Asıl miras, Türkiye halklarının bütün farklılıklarına rağmen aynı bağımsızlık iradesinde buluşabileceğini göstermesidir.

Emperyalizmin asıl korkusu da budur.

Çünkü bu topraklarda Türk ile Kürt, Alevi ile Sünni, sosyalist ile muhafazakâr, laik ile dindar aynı cephede durmayı başardığı gün; hiçbir dış güç bu ülkeye diz çöktüremez.

İşte gerçek devrim budur.

Gerçek devrim; birbirimize benzemek değil, bütün farklılıklarımızla aynı ülkenin geleceğini savunabilmektir.

Ve bu yüzden, 15 Temmuz'u anlamak isteyenler önce şu gerçeği anlamalıdır:

Bir milleti yenmenin yolu tanklardan değil, birbirine düşürmekten geçer.

15 Temmuz gecesi ise Türkiye halkları bu oyunu bozmuştur.

İşte o gece yazılan tarih, yalnızca bir darbenin bastırılmasının değil; birlikte yaşama iradesinin ve bağımsızlık idealinin tarihidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.