SON DAKİKA

Antiemperyalist Ahlakın Birleştirici Gücü

Yazının Giriş Tarihi: 08.03.2026 10:33
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.03.2026 10:34

Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan krizlere ve savaşlara bakıldığında dikkat çeken ilginç bir tablo vardır. İran için yapılan bir eylemde de, Filistin için düzenlenen bir protestoda da, Latin Amerika’daki bir direnişle dayanışma gösterisinde de aynı yüzleri görürsünüz. Çoğu zaman en ön saflarda komünistler, sosyalistler ve kendisini antiemperyalist olarak tanımlayan insanlar yer alır.

Bu durum tesadüf değildir.

Venezuela’da ABD yaptırımlarına karşı yapılan dayanışma eylemlerinde de, Küba ambargosuna karşı kampanyalarda da, Filistin için düzenlenen yürüyüşlerde de, İran’a yönelik savaş tehditlerine karşı protestolarda da benzer çevrelerin varlığı dikkat çeker. Çünkü bu çevreleri harekete geçiren şey yalnızca ideolojik bağlılık değildir. Daha derinde işleyen bir ilke vardır: emperyal müdahaleye karşı çıkmak.

Bu noktada ortaya çıkan şey, dinlerden ve mezheplerden bağımsız bir politik ahlaktır.

İran Şii bir toplumdur, Filistin’de Sünni çoğunluk vardır, Venezuela laik bir devlet yapısına sahiptir, Küba sosyalist bir sistemle yönetilir. Bu toplumların birbirleriyle mezhepsel ya da ideolojik ortaklıkları yoktur. Buna rağmen antiemperyalist çevrelerin hepsine benzer bir refleksle yaklaşmasının sebebi, meseleyi yönetimlerin ideolojisinden önce halkların egemenliği meselesi olarak görmeleridir.

Aynı durum Kürt meselesinde de görülebilir. Rojava’da ortaya çıkan siyasal deneyim, Ortadoğu’nun karmaşık dengeleri içinde sık sık büyük güçlerin hesaplarına konu edilir. Buna rağmen dünyanın birçok yerindeki antiemperyalist çevreler, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunma refleksi gösterir. Aynı şekilde Irak Kürdistanı, Suriye Kürtleri ya da Türkiye’deki Kürt meselesi tartışılırken de mesele çoğu zaman aynı temel ilkeye dayanır: Bir halkın kaderini o halkın kendisi belirlemelidir.

Antiemperyalist bakış açısında temel soru budur.

Bir ülkenin siyasi sistemi eleştirilebilir. Yönetimi yanlış bulunabilir. Hatta sert biçimde karşı çıkılabilir. Ancak dış müdahale, yaptırım, işgal ya da kuşatma söz konusu olduğunda tutum değişmez. Çünkü dış müdahale, o toplumun kendi kaderini tayin hakkını ortadan kaldırır.

İşte bu yüzden antiemperyalist hareketlerde ilk bakışta garip görünen ama aslında oldukça tutarlı bir tablo ortaya çıkar. Aynı insanlar hem Filistin için yürür, hem Küba ambargosuna karşı çıkar, hem Venezuela’ya yönelik müdahaleleri protesto eder, hem İran’a yönelik savaş tehditlerine karşı ses yükseltir, hem de Kürt halkının hakları söz konusu olduğunda benzer bir duyarlılık gösterir.

Bu tutum yalnızca ideolojik bir pozisyon değildir. Daha derin bir etik zemine dayanır. Bu etik, halkların egemenliğini esas alan bir vicdandır.

Bugün dünyanın birçok yerinde milliyetçi ya da mezhepçi siyasetler toplumları bölüyor. Kimlikler, bayraklar ve mezhepler üzerinden kurulan politik dil çoğu zaman insanları birbirinden uzaklaştırıyor. Buna karşılık antiemperyalist düşünce, farklı toplumlar arasında beklenmedik köprüler kurabilen nadir siyasal damarlardan biridir.

Çünkü antiemperyalizm, kimliğe değil ilkeye dayanır.

Bu ilke zamanla çoğu kez sosyal adalet fikriyle, eşitlik arayışıyla ve sosyalist düşünceyle kesişir. Dünyanın farklı yerlerinde farklı geleneklerden gelen insanların aynı meydanlarda buluşmasının nedeni de budur. Bir noktada yollar kesişir ve ortak bir cümle ortaya çıkar: Halkların kaderi dış güçler tarafından belirlenemez.

Elbette bu tutumun bir bedeli de vardır. Antiemperyalist çevreler çoğu zaman milliyetçi çevreler tarafından “vatan düşmanı”, bazı dini çevreler tarafından ise “dinsiz” ya da “yıkıcı” olmakla suçlanırlar. Tarih boyunca da bu suçlamalar tekrar tekrar dile getirilmiştir.

Buna rağmen mücadeleyi sürdürmek, aslında bu ahlakın en güçlü yönünü ortaya koyar.

Çünkü antiemperyalist duruş yalnızca doğru olduğunu düşündüğü bir politikayı savunmak değildir. Aynı zamanda yanlış anlaşılmayı, yalnız kalmayı ve hatta suçlanmayı göze alarak bir ilkenin arkasında durabilmektir.

Belki de bu yüzden antiemperyalizm yalnızca bir siyasi kavram değil, aynı zamanda cesaret ve vicdan meselesidir.

Daha dün bu ahlakı Gazze’de gördük. Filistin’de gördük. Venezuela’da gördük. Bugün İran etrafında yaşanan gerilimlerde yine aynı refleksi görüyoruz. Belki yarın Küba’da da göreceğiz. Çünkü emperyal müdahalenin olduğu her yerde buna karşı çıkan bir vicdan mutlaka ortaya çıkar.

Bu yüzden antiemperyalist ahlak yalnızca bir protesto refleksi değil, aynı zamanda geleceğin siyasal zorunluluğudur.Halkların gerçekten bağımsız yaşayacağı bir dünya kurulacaksa, bu ancak bu ahlakın güçlenmesiyle, kurumsallaşmasıyla ve sonunda siyasal iktidarlara dönüşmesiyle mümkün olacaktır.

Ve tarih bize şunu defalarca gösterdi:

Emperyalizm ne kadar güçlü görünürse görünsün, halkların vicdanı sonunda mutlaka ondan daha güçlü çıkar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.