SON DAKİKA

Sermaye Kuşatmasına Karşı Siyasetin Varlık Ve Bağımsızlık Kavgası 

Yazının Giriş Tarihi: 19.06.2026 20:27
Yazının Güncellenme Tarihi: 19.06.2026 20:30

Halk iradesi, millet iradesi gibi kavramlar siyaset felsefesinin en çok tartışılan kavramlarıdır. Birincisi daha çok o dönem var olan toplumun tercihlerini ifade ederken, ikincisi daha uzun erimli kararları ifade eder. Millet kavramı bir süreklilik içerirken, halk kavramı o dönem hayatta olan kesiti içerir. Kitlelerin tercihleri, tarihin her döneminde, dünyanın her yerinde mutlaka doğruyu, adil olanı, hakkaniyetli ve erdemli olanı ifade etmeyebilir. Bazen kitleler, gücü değerlerden daha fazla önemseyerek, güçten yana tercih yaparlar. İçinden geçtiğimiz Muharrem ayının sembol vakalarından olan Kerbela da bunun önemli örneklerinden birisidir. Kitleler vicdanlarının sesini dinlemek yerine, egemen olanın dayatmalarına boyun eğebilir, teslim olabilirler. Uygarlık inşasında, en üste değerler dünyasını konumlandırmadığınız takdirde, sadece güce dayalı bir sayısal çoğunluk algısına teslim olursunuz. Sıralamada değerlerden sonra gelen toplumsal irade, hiç şüphesiz değerlerden etkilenebileceği gibi, başka güç odaklarının baskısına da maruz kalır.

Askeri güç, sermaye gücü, bu açıdan bilinen en eski irade gasp araçlarıdır. Silaha dayalı güç, daha açık, somut ve sert bir baskı oluştururken, sermayeye dayalı güç, daha yumuşak, gizli baskı oluşturur. Kitlelerin psikoloji ve davranışlarında, tercihlerinde, gücün etkisini görmezlikten gelmek, ancak bir temenniden ibaret olabilir. Oysa gerçek hayatta, güçle değerler arasındaki ilişki, birçok davranışı şekillendirir. Gücü değerlere bağlı kalarak kullanabileceğiniz gibi, değerleri tasfiye etmek için de harekete geçirebilirsiniz. Bu nedenle her türlü güce karşı olmak, bir felsefi ahlaki tercih olabileceği gibi, gücün nerede kullanıldığına bakarak yaklaşmak, doğru yerde, toplum yararına kullanılıyorsa peşinen karşı çıkmadan tutum almak mümkün olabilir.

Hiç şüphesiz gücün haksız kullanımı, değerler dünyasına karşı kullanım durumu, karşı çıkılması gereken pozisyonlardır. Otoriter ve kaba güce dayanan yönetimlere karşı çıkmak farklı zorluklar içerirken, sermaye gücüne dayalı yönetimlere karşı çıkmak da başka zorlukları bünyesinde taşır. Öncelikle birincisinde açık bir baskı olduğu için, farkındalık daha kolay oluşur ama direnmek mücadele etmek de bir o kadar zordur. İkincisinde ise gizli güç kullanımı, gizli dayatma ve baskı oluşturma söz konusu olduğu için, sanki sizin rızanız ve iradenize dayalı bir durum varmış algısı oluşturulur. Dolayısıyla sermaye gücünün gerçekten bir dayatma içerip içermediği bile tartışma konusu olabilir. Oysa gerçek hayatta kaba güç istisnai kullanım imkanı bulurken, sermayeye dayalı güç kullanımı çok daha yatay, yaygın ve süreklilik içerebilir.

Paranın saltanatını adalet kavramından bağımsız ele aldığınızda, toplumsal iradenin üzerindeki kuşatıcı etkisini kolayca göremezsiniz. Sonuçta bir rıza inşası sağlanır ve bu rıza, kitle davranışına damgasını vurabilir. Dünya tarihinde, silahla paranın ilişkisi çok dikkatli ele alınması gerekir. İkisi arasındaki mücadele, ya da ikisinin aynı güç merkezlerinin kontrolüne girmesi, insanlık için farklı kazanımlar ya da riskler içerir. Küresel ölçekte silahla paranın dansı, çatışma ve rekabet ekseninde şekillenebileceği gibi, uyum, uzlaşma ve belki bazen danışıklıklı, kontrollü rekabet biçiminde de şekillenebilir. Türkiye sosyal hayatı ve benzer ülkelerdeki toplumsal ilişkilerde, silahın gücü ile sermayenin gücü arasındaki ilişki ayrıntılı biçimde ele alınmalıdır. Türkiye devletinin kuruluş kodlarında, sermayeye, burujuva gücüne dayalı bir altyapı oluşmamıştır. Avrupa'da ulus devletler, sermayenin toprak sahipleri ve kiliseye meydan okumasıyla ortaya çıkarken, bizde daha çok bürokrasinin devleti koruma, toplumu yaşatma arayışının eseridir. Cumhuriyet tarihi içinde, bir taraftan devlet kendi burjuvazisini inşa etmeye çalışırken, zaman zaman küresel sermayenin temsil ve bayiliğine odaklanan burjuvazi, devletle karşı karşıya gelmiştir. Ancak bu çok yaygın ve egemen bir durum değildir. Türkiye'de sermaye daha çok devletle iyi geçinerek siyasal kararları yönlendirerek var olmayı, ayakta durmayı, etkili olmayı tercih etmiştir. Son günlerde siyasi arenada en yoğun tartışma konusu olan butlan meselesi de bu eksende ele alınabilir. Bürokratik devlete karşı, sermayenin ayağa kalkışı, nasıl Demokrat Parti ve Anavatan Partisinin şekillendiği dönemlerde önemli bir belirleyici olmuşsa, Adalet ve Kalkınma Partisinin kuruluş dönemi gibi bugün de benzer bir gerilim yaşanmaktadır. Sermayenin devlete tahakkümü bir sonuç doğurabileceği gibi, devletin sermayeyi kontrolü de başka bir senaryo olarak önümüze çıkabilir. Nihayetinde bu dengenin nerede şekilleneceği konusunda, iki noktayı göz ardı etmemek gerekir. Birisi, ahlakın ve değerlerin her şart altında ne kadar korunup korunmadığı, ikincisi ise gerçek halk iradesinin bu ahlak ekseninde bir hayat bulup bulmadığıdır. Halk iradesi kırılarak algı inşa etmek, kaba kuvvete dayalı güç kullanımıyla olabildiği gibi, finans gücüyle de olabilir. Birine karşı çıkıp diğerini olumlamak toplumsal yarar açısından da, ahlaki değerler açısından da sorgulanmalıdır.
Halk iradesini ipotek altına alan sermaye ilişkileri, demokrasiye dönük ana tehdidi oluşturmaktadır.
Önümüzdeki günlerde siyaset, sermaye karşısında takınacağı tavra göre yeni şekil alacaktır. Toplumsal yararı merkeze koymayı başaranlar arınarak yeniden yapılanacaktır.Bunu başaramayan partiler, ya ayıklanacak, ya da kendi içinde yol ayrımları yaşayacaktır.
Siyasetin sermayeye karşı vereceği bağımsızlık kavgası, önümüzdeki seçim ittifaklarına da damgasını vuracaktır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.