Sesini Seviyoruz Ama Söz Hakkın Yok! Dijital Dünyada Kadın Sesi Kime Hizmet Ediyor?
Yazının Giriş Tarihi: 11.01.2026 15:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.01.2026 15:25
Telefonuma “Hey Siri” dediğimde, bana cevap veren şey yalnızca bir teknoloji değil. O ses; nazik, sabırlı, yardım etmeye hazır. Beni bölmüyor, bana kızmıyor, sınır koymuyor. Ne istersem yapmaya çalışıyor. Bu tanıdık geliyor mu? Aslında bu ses, yıllardır kadınlardan beklenen toplumsal rolün dijital bir yankısı.
Sesli asistanlar, yapay zekanın gündelik hayata en çok sızdığı alanlardan biri. Evde, işte, cebimizde… Ama bu teknolojiler “tarafsız” mı? Yoksa bildiğimiz eşitsizlikleri yeni bir formda mı yeniden üretiyor?
Varsayılan olarak kadın sesiyle karşımıza çıkan Siri, Alexa ya da Cortana; sadece teknik bir tercih değil. Bu tercih, kadınlıkla ilişkilendirilen itaat, hizmet, duygusal emek gibi kavramların teknolojiye kodlanmış hâli. Feminist teknoloji eleştirisi tam da bu noktada devreye giriyor: Teknoloji nötr değildir; onu tasarlayanların dünyaya bakışını taşır.
Burada karşımıza çıkan ilk kavram duygulanımsal emek. Kadınların tarihsel olarak başkalarının duygularını düzenlemek, ortamı yumuşatmak, çatışmayı azaltmakla yükümlü kılındığı görünmez emek biçimi… Sesli asistanlar tam olarak bunu yapıyor. Hakarete uğradığında alttan alan, flört edildiğinde “sevimli” cevaplar veren bir dijital kadınlık performansı sergiliyorlar. Üstelik bunu hiç yorulmadan, hiç itiraz etmeden.
Bir diğer mesele bedensiz kadınlık. Kadın sesi var, ama bedeni yok. İstekleri yok, sınırları yok. Sadece ses. Emir alan ama karşılık vermeyen bir varlık. Bu durum, tarih boyunca kadın bedeninin denetim altına alınmasıyla kurulan ilişkiyi dijital alana taşıyor. Kadın sesi kamusal alanda var ama otoritesi yok.
Judith Butler’ın söylediği gibi, toplumsal cinsiyet sabit bir kimlik değil; tekrar eden bir performans. Sesli asistanlar bu performansı her gün yeniden üretiyor. Her “yardımcı olayım” tonlamasında, kadınlık yeniden kodlanıyor. Üstelik bu kez karşımızda bir insan değil, itiraz edemeyen bir makine var.
Bir de işin veri boyutu var. Yapay zeka sistemleri, geçmiş verilerle eğitiliyor. Sorun şu: Geçmiş zaten eşitsiz. Kadınların deneyimleri çoğu zaman eksik, görünmez ya da stereotiplerle temsil ediliyor. Buna veri boşluğu (data gap) deniyor. Sonuç olarak, yapay zeka da bu boşlukları büyütüyor. Teknoloji geleceği kurarken, geçmişin önyargılarını yanında taşıyor.
Son dönemde bazı değişiklikler var. Google Gemini ya da Microsoft Copilot gibi yeni sistemler, daha nötr sesler kullanıyor, hatta bazı durumlarda kullanıcıya sınır koyabiliyor. Bu önemli bir adım. Ama yeterli mi? Sesin nötrleşmesi, zihniyetin de nötrleştiği anlamına gelmiyor. Asıl soru şu: Bu sistemler gerçekten eşitlikçi mi, yoksa sadece daha “düzgün” mü?
Teknoloji yalnızca hız, konfor ve verimlilik meselesi değil. Aynı zamanda etik, politik ve kültürel bir alan. Bu yüzden sesli asistanlara sadece “ne işe yarıyorlar?” diye bakmak yetmez. “Kimi temsil ediyorlar, kimi dışarıda bırakıyorlar, kimi susturuyorlar?” sorularını da sormak gerekir.
Belki de artık şu soruyla yüzleşmeliyiz: Kadın sesini seviyoruz… Ama gerçekten onun söz hakkı olmasını istiyor muyuz?
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azra Yılmaz
Sesini Seviyoruz Ama Söz Hakkın Yok! Dijital Dünyada Kadın Sesi Kime Hizmet Ediyor?
Telefonuma “Hey Siri” dediğimde, bana cevap veren şey yalnızca bir teknoloji değil. O ses; nazik, sabırlı, yardım etmeye hazır. Beni bölmüyor, bana kızmıyor, sınır koymuyor. Ne istersem yapmaya çalışıyor. Bu tanıdık geliyor mu? Aslında bu ses, yıllardır kadınlardan beklenen toplumsal rolün dijital bir yankısı.
Sesli asistanlar, yapay zekanın gündelik hayata en çok sızdığı alanlardan biri. Evde, işte, cebimizde… Ama bu teknolojiler “tarafsız” mı? Yoksa bildiğimiz eşitsizlikleri yeni bir formda mı yeniden üretiyor?
Varsayılan olarak kadın sesiyle karşımıza çıkan Siri, Alexa ya da Cortana; sadece teknik bir tercih değil. Bu tercih, kadınlıkla ilişkilendirilen itaat, hizmet, duygusal emek gibi kavramların teknolojiye kodlanmış hâli. Feminist teknoloji eleştirisi tam da bu noktada devreye giriyor: Teknoloji nötr değildir; onu tasarlayanların dünyaya bakışını taşır.
Burada karşımıza çıkan ilk kavram duygulanımsal emek. Kadınların tarihsel olarak başkalarının duygularını düzenlemek, ortamı yumuşatmak, çatışmayı azaltmakla yükümlü kılındığı görünmez emek biçimi… Sesli asistanlar tam olarak bunu yapıyor. Hakarete uğradığında alttan alan, flört edildiğinde “sevimli” cevaplar veren bir dijital kadınlık performansı sergiliyorlar. Üstelik bunu hiç yorulmadan, hiç itiraz etmeden.
Bir diğer mesele bedensiz kadınlık. Kadın sesi var, ama bedeni yok. İstekleri yok, sınırları yok. Sadece ses. Emir alan ama karşılık vermeyen bir varlık. Bu durum, tarih boyunca kadın bedeninin denetim altına alınmasıyla kurulan ilişkiyi dijital alana taşıyor. Kadın sesi kamusal alanda var ama otoritesi yok.
Judith Butler’ın söylediği gibi, toplumsal cinsiyet sabit bir kimlik değil; tekrar eden bir performans. Sesli asistanlar bu performansı her gün yeniden üretiyor. Her “yardımcı olayım” tonlamasında, kadınlık yeniden kodlanıyor. Üstelik bu kez karşımızda bir insan değil, itiraz edemeyen bir makine var.
Bir de işin veri boyutu var. Yapay zeka sistemleri, geçmiş verilerle eğitiliyor. Sorun şu: Geçmiş zaten eşitsiz. Kadınların deneyimleri çoğu zaman eksik, görünmez ya da stereotiplerle temsil ediliyor. Buna veri boşluğu (data gap) deniyor. Sonuç olarak, yapay zeka da bu boşlukları büyütüyor. Teknoloji geleceği kurarken, geçmişin önyargılarını yanında taşıyor.
Son dönemde bazı değişiklikler var. Google Gemini ya da Microsoft Copilot gibi yeni sistemler, daha nötr sesler kullanıyor, hatta bazı durumlarda kullanıcıya sınır koyabiliyor. Bu önemli bir adım. Ama yeterli mi? Sesin nötrleşmesi, zihniyetin de nötrleştiği anlamına gelmiyor. Asıl soru şu: Bu sistemler gerçekten eşitlikçi mi, yoksa sadece daha “düzgün” mü?
Teknoloji yalnızca hız, konfor ve verimlilik meselesi değil. Aynı zamanda etik, politik ve kültürel bir alan. Bu yüzden sesli asistanlara sadece “ne işe yarıyorlar?” diye bakmak yetmez. “Kimi temsil ediyorlar, kimi dışarıda bırakıyorlar, kimi susturuyorlar?” sorularını da sormak gerekir.
Belki de artık şu soruyla yüzleşmeliyiz:
Kadın sesini seviyoruz…
Ama gerçekten onun söz hakkı olmasını istiyor muyuz?