Türkiye uzun zamandır yalnızca siyasi rekabetin değil, aynı zamanda siyasal mühendislik girişimlerinin de merkezi haline getiriliyor. CHP kurultaylarına ilişkin alınan “mutlak butlan” kararı ise sıradan bir hukuk meselesi olmaktan çok daha öte bir anlam taşıyor. Çünkü burada alınan yargı kararı yalnızca bir kurultayın geçerliliğini veya geçersizliğini ele almıyor. Aynı şekilde siyasal iradenin nasıl etkisizleştirileceği, partilerin nasıl dizayn edileceği ve demokratik alanın hangi yöntemlerle yeniden şekillendirileceğini de gösteriyor.
Ben açık şekilde düşünüyorum ki, “mutlak butlan” üzerinden yürütülen bu süreç kötü bir senaryonun başlangıcıdır. Türkiye’de geçmişte nasıl ki askeri darbeler, muhtıralar ve vesayet mekanizmalarıyla siyaset dizayn edilmeye çalışıldıysa, bugün de benzer müdahale biçimleri daha sofistike araçlarla devreye sokuluyor. Artık tanklar ve askerler sokakta olmayabilir. Bugün yargı kararları, medya operasyonları, algı yönetimi ve siyasi manipülasyonlarla yeni bir darbe mekaniği kuruluyor gibi duruyor.
Aynı şekilde bu tehlikeli sürecin yalnızca CHP ile sınırlı kalmayacak olmasıdır. Çünkü Türkiye’de siyasal alan bir kez derin yapılarca şekillendirilmeye başlandığında, bunun sınırı kalmaz. Bugün CHP’ye yönelik kullanılan yöntemler, yarın başka partilere, başka siyasi yapılara ve hatta günün sonunda iktidarın kendisine yönelir. En önemlisi de yaşanan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi” sürecini etkileyecektir. Türküye’de siyasal mühendislik hiçbir zaman tek taraflı işlemedi, işlemez de. Bugün açılan her antidemokratik kapı, dönüp herkesi içine çeken bir girdaba dönüşür.
Daha şimdiden bazı ulusalcı çevrelerin ellerini ovuşturmaya başladığını görmek mümkün. Çünkü kriz ortamları her zaman otoriter reflemleri besler. “Devlet yeniden toparlanmalı”, “sert müdahale şart”, “olağanüstü süreçlerden geçiyoruz” gibi söylemler yeniden dolaşıma sokuluyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı yeni vesayet arayışları değil; daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ve halk iradesine daha fazla saygıdır.
Ne yazık ki Türkiye’de bazı çevreler kısa vadeli siyasi hesaplarla bu müdahaleleri alkışlayabiliyor. Ancak fark edilmeyen şey şudur: Bugün bu süreci AKP eliyle yönetenler, yarın aynı mekanizmanın AKP’yi de zayıflatacağını görecekler. Çünkü demokratik meşruiyet aşındığında hiçbir siyasi yapı kendini koruyamaz. Siyasal sistemin temelini hukuk değil güç ilişkileri belirlemeye başladığında, artık herkes potansiyel hedef haline gelir.
Bu nedenle mesele yalnızca CHP veya Özgür Özel meselesi değildir. Bu mesele Türkiye’de siyasetin demokratik zeminde mi kalacağı, yoksa krizler ve müdahaleler üzerinden mi yönetileceği meselesidir. Eğer siyasi partilerin iç iradesi sürekli yargısal hamlelerle tartışmalı hale getirilirse, toplumun sandığa ve siyasete olan güveni de hızla çöker. Güvenin çöktüğü yerde ise kutuplaşma büyür, toplumsal gerilim artar ve ülke yönetilemez hale gelir.
Türkiye’nin yakın tarihi bize çok açık bir şey öğrettiyor. Darbeler yalnızca hükümetleri devirmedi, aynı zamanda toplumun geleceğini de kararttı. Bugün yaşanan süreçlerin dili değişmiş olsa da mantığı değişmemiştir. Siyasal alanı halktan koparıp belirli güç odaklarının müdahalesine açan her yöntem, adı ne olursa olsun, demokratik düzen için tehdittir.
Bu yüzden “mutlak butlan” tartışmalarını yalnızca teknik bir hukuk meselesi gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Bu süreç, Türkiye’de siyasetin yeniden dizayn edilmesi girişimidir. Ve böylesi müdahaleci süreçlerin sonunda kazanan hiçbir zaman toplum olmaz.
Herkes için kötü bir sonuç ortaya çıkar. Çünkü demokrasi zayıfladığında, aslında herkes kaybeder.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şiyar Kaymaz
Mutlak Butlan Bir Darbe Mekaniğidir
Türkiye uzun zamandır yalnızca siyasi rekabetin değil, aynı zamanda siyasal mühendislik girişimlerinin de merkezi haline getiriliyor. CHP kurultaylarına ilişkin alınan “mutlak butlan” kararı ise sıradan bir hukuk meselesi olmaktan çok daha öte bir anlam taşıyor. Çünkü burada alınan yargı kararı yalnızca bir kurultayın geçerliliğini veya geçersizliğini ele almıyor. Aynı şekilde siyasal iradenin nasıl etkisizleştirileceği, partilerin nasıl dizayn edileceği ve demokratik alanın hangi yöntemlerle yeniden şekillendirileceğini de gösteriyor.
Ben açık şekilde düşünüyorum ki, “mutlak butlan” üzerinden yürütülen bu süreç kötü bir senaryonun başlangıcıdır. Türkiye’de geçmişte nasıl ki askeri darbeler, muhtıralar ve vesayet mekanizmalarıyla siyaset dizayn edilmeye çalışıldıysa, bugün de benzer müdahale biçimleri daha sofistike araçlarla devreye sokuluyor. Artık tanklar ve askerler sokakta olmayabilir. Bugün yargı kararları, medya operasyonları, algı yönetimi ve siyasi manipülasyonlarla yeni bir darbe mekaniği kuruluyor gibi duruyor.
Aynı şekilde bu tehlikeli sürecin yalnızca CHP ile sınırlı kalmayacak olmasıdır. Çünkü Türkiye’de siyasal alan bir kez derin yapılarca şekillendirilmeye başlandığında, bunun sınırı kalmaz. Bugün CHP’ye yönelik kullanılan yöntemler, yarın başka partilere, başka siyasi yapılara ve hatta günün sonunda iktidarın kendisine yönelir. En önemlisi de yaşanan “Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi” sürecini etkileyecektir. Türküye’de siyasal mühendislik hiçbir zaman tek taraflı işlemedi, işlemez de. Bugün açılan her antidemokratik kapı, dönüp herkesi içine çeken bir girdaba dönüşür.
Daha şimdiden bazı ulusalcı çevrelerin ellerini ovuşturmaya başladığını görmek mümkün. Çünkü kriz ortamları her zaman otoriter reflemleri besler. “Devlet yeniden toparlanmalı”, “sert müdahale şart”, “olağanüstü süreçlerden geçiyoruz” gibi söylemler yeniden dolaşıma sokuluyor. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı yeni vesayet arayışları değil; daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk ve halk iradesine daha fazla saygıdır.
Ne yazık ki Türkiye’de bazı çevreler kısa vadeli siyasi hesaplarla bu müdahaleleri alkışlayabiliyor. Ancak fark edilmeyen şey şudur: Bugün bu süreci AKP eliyle yönetenler, yarın aynı mekanizmanın AKP’yi de zayıflatacağını görecekler. Çünkü demokratik meşruiyet aşındığında hiçbir siyasi yapı kendini koruyamaz. Siyasal sistemin temelini hukuk değil güç ilişkileri belirlemeye başladığında, artık herkes potansiyel hedef haline gelir.
Bu nedenle mesele yalnızca CHP veya Özgür Özel meselesi değildir. Bu mesele Türkiye’de siyasetin demokratik zeminde mi kalacağı, yoksa krizler ve müdahaleler üzerinden mi yönetileceği meselesidir. Eğer siyasi partilerin iç iradesi sürekli yargısal hamlelerle tartışmalı hale getirilirse, toplumun sandığa ve siyasete olan güveni de hızla çöker. Güvenin çöktüğü yerde ise kutuplaşma büyür, toplumsal gerilim artar ve ülke yönetilemez hale gelir.
Türkiye’nin yakın tarihi bize çok açık bir şey öğrettiyor. Darbeler yalnızca hükümetleri devirmedi, aynı zamanda toplumun geleceğini de kararttı. Bugün yaşanan süreçlerin dili değişmiş olsa da mantığı değişmemiştir. Siyasal alanı halktan koparıp belirli güç odaklarının müdahalesine açan her yöntem, adı ne olursa olsun, demokratik düzen için tehdittir.
Bu yüzden “mutlak butlan” tartışmalarını yalnızca teknik bir hukuk meselesi gibi görmek büyük bir yanılgıdır. Bu süreç, Türkiye’de siyasetin yeniden dizayn edilmesi girişimidir. Ve böylesi müdahaleci süreçlerin sonunda kazanan hiçbir zaman toplum olmaz.
Herkes için kötü bir sonuç ortaya çıkar. Çünkü demokrasi zayıfladığında, aslında herkes kaybeder.