İsrail’in İran liderlerini tek tek hedef alan stratejisi, yalnızca askeri bir operasyon olarak okunamaz. Bu süreç aynı zamanda bir rejimin psikolojik olarak yıpratılması ve caydırıcılığının adım adım aşındırılması anlamına geliyor. Uzun yıllar boyunca sert söylem ve intikam tehditleriyle bölgesel güç inşa eden İran, bugün bu söylemin sahadaki karşılığını üretmekte zorlanan bir aktör görüntüsü veriyor.
Bu sürecin kırılma noktası, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi oldu. Süleymani yalnızca bir komutan değil, İran’ın bölgesel stratejisinin mimarıydı. Onun ortadan kaldırılmasıyla birlikte İran’ın Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Gazze’ye uzanan etki ağı ciddi bir darbe aldı. Tahran yönetimi o günden bu yana defalarca intikam sözü verdi; ancak bu tehditlerin büyük bölümü ya sınırlı kaldı ya da hiç gerçekleşmedi.
Ortaya çıkan tablo, İran’ın yıllardır dayandığı caydırıcılık algısını zayıflattı. Sürekli tehdit eden ama harekete geçmeyen bir İran görüntüsü, yalnızca rakiplerini cesaretlendirmekle kalmadı; aynı zamanda müttefiklerinin de güvenini sarstı.
Bugün gelinen noktada mesele artık yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir mücadele değildir. Yaşananlar, Ortadoğu’nun güç dengesinin yeniden kurulmakta olduğunu gösteriyor. Bölge, yeni bir stratejik döneme girerken aktörlerin konumları da giderek netleşiyor.
Bu yeni dönemde İran savunmada kalmış görünüyor. İç ve dış baskılarla karşı karşıya olan Tahran yönetimi, artık eski özgüveniyle hareket edemiyor. İsrail ise inisiyatifi elinde tutan taraf olarak öne çıkıyor. Saha üstünlüğü kadar psikolojik üstünlüğü de ele geçirmiş durumda.
Körfez ülkeleri ise bu süreci temkinle izliyor. İran’ın zayıflaması kısa vadede onların lehine gibi görünse de, bölgesel bir çöküş ihtimali aynı zamanda büyük bir istikrarsızlık riski anlamına geliyor. Bu nedenle Körfez başkentleri, sürecin tamamen kontrolden çıkmamasını istiyor.
Türkiye ise bu yeni denklemde kilit aktör konumunda bulunuyor. Hem coğrafi konumu hem de bölgesel kapasitesi nedeniyle ortaya çıkan güç boşluğundan doğrudan etkilenecek tek ülke Türkiye’dir. Ankara’nın önünde hem riskler hem de fırsatlar bulunuyor. Yeni Ortadoğu düzeninde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağı, yalnızca kendi güvenliği açısından değil bölgenin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Ortadoğu yeni bir döneme giriyor.
Bu yeni dönemde:
• İran savunmada,
• İsrail inisiyatifte,
• Körfez temkinli,
• Türkiye ise kilit aktör konumundadır.
Ve görünen o ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şükrü Kırboğa
İran’ın Caydırıcılığının Çöküşü ve Yeni Ortadoğu
İsrail’in İran liderlerini tek tek hedef alan stratejisi, yalnızca askeri bir operasyon olarak okunamaz. Bu süreç aynı zamanda bir rejimin psikolojik olarak yıpratılması ve caydırıcılığının adım adım aşındırılması anlamına geliyor. Uzun yıllar boyunca sert söylem ve intikam tehditleriyle bölgesel güç inşa eden İran, bugün bu söylemin sahadaki karşılığını üretmekte zorlanan bir aktör görüntüsü veriyor.
Bu sürecin kırılma noktası, Kasım Süleymani’nin öldürülmesi oldu. Süleymani yalnızca bir komutan değil, İran’ın bölgesel stratejisinin mimarıydı. Onun ortadan kaldırılmasıyla birlikte İran’ın Irak’tan Suriye’ye, Lübnan’dan Gazze’ye uzanan etki ağı ciddi bir darbe aldı. Tahran yönetimi o günden bu yana defalarca intikam sözü verdi; ancak bu tehditlerin büyük bölümü ya sınırlı kaldı ya da hiç gerçekleşmedi.
Ortaya çıkan tablo, İran’ın yıllardır dayandığı caydırıcılık algısını zayıflattı. Sürekli tehdit eden ama harekete geçmeyen bir İran görüntüsü, yalnızca rakiplerini cesaretlendirmekle kalmadı; aynı zamanda müttefiklerinin de güvenini sarstı.
Bugün gelinen noktada mesele artık yalnızca İran ile İsrail arasındaki bir mücadele değildir. Yaşananlar, Ortadoğu’nun güç dengesinin yeniden kurulmakta olduğunu gösteriyor. Bölge, yeni bir stratejik döneme girerken aktörlerin konumları da giderek netleşiyor.
Bu yeni dönemde İran savunmada kalmış görünüyor. İç ve dış baskılarla karşı karşıya olan Tahran yönetimi, artık eski özgüveniyle hareket edemiyor. İsrail ise inisiyatifi elinde tutan taraf olarak öne çıkıyor. Saha üstünlüğü kadar psikolojik üstünlüğü de ele geçirmiş durumda.
Körfez ülkeleri ise bu süreci temkinle izliyor. İran’ın zayıflaması kısa vadede onların lehine gibi görünse de, bölgesel bir çöküş ihtimali aynı zamanda büyük bir istikrarsızlık riski anlamına geliyor. Bu nedenle Körfez başkentleri, sürecin tamamen kontrolden çıkmamasını istiyor.
Türkiye ise bu yeni denklemde kilit aktör konumunda bulunuyor. Hem coğrafi konumu hem de bölgesel kapasitesi nedeniyle ortaya çıkan güç boşluğundan doğrudan etkilenecek tek ülke Türkiye’dir. Ankara’nın önünde hem riskler hem de fırsatlar bulunuyor. Yeni Ortadoğu düzeninde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayacağı, yalnızca kendi güvenliği açısından değil bölgenin geleceği açısından da belirleyici olacaktır.
Ortadoğu yeni bir döneme giriyor.
Bu yeni dönemde:
• İran savunmada,
• İsrail inisiyatifte,
• Körfez temkinli,
• Türkiye ise kilit aktör konumundadır.
Ve görünen o ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.