SON DAKİKA

Avrupa ABD'siz Bir Savunmaya mı Hazırlanıyor?

Avrupa Birliği, ABD'ye olan askerî bağımlılığı azaltmak için ortak hava savunma ve füze sistemleri gibi yeni kabiliyetler geliştirmeyi değerlendiriyor. AB, stratejik özerklik hedefiyle savunma sanayisinde koordinasyon ve ortak üretim planlıyor.

Haber Giriş Tarihi: 10.06.2026 18:47
Haber Güncellenme Tarihi: 10.06.2026 18:50
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Avrupa ABD'siz Bir Savunmaya mı Hazırlanıyor?

Avrupa'nın uzun yıllardır fısıltıyla konuştuğu mesele artık yüksek sesle telaffuz ediliyor: Amerika Birleşik Devletleri olmadan Avrupa kendisini savunabilir mi? Politico Europe'dan Barbara Moens ve Jacopo Barigazzi'nin haberine göre Avrupa Birliği, ABD'ye olan askerî bağımlılığı azaltmak amacıyla yeni ortak askerî kabiliyetler geliştirmeyi değerlendiriyor. Gündemde ortak hava savunma sistemlerinden stratejik nakliye kapasitesine, uydu ağlarından uzun menzilli füze sistemlerine kadar uzanan geniş bir yelpaze bulunuyor. Avrupa Komisyonu'nun savunma alanında daha bütünleşik bir yapı kurmaya dönük hazırlıkları, sadece teknik bir savunma reformu anlamına gelmiyor. Bu girişim, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Atlantik düzeninin geleceğine ilişkin tarihsel bir sorgulamayı da beraberinde getiriyor.

Avrupa'nın güvenlik mimarisi aslında başından beri bir eksiklik üzerine inşa edildi. 1945 sonrasında savaş yorgunu kıta, ekonomik toparlanmayı savunma kapasitesinin önüne koydu. Marshall Planı ile yeniden ayağa kaldırılan Avrupa, askerî güvenliğini Washington'a devretti. 1949'da kurulan NATO, Sovyet tehdidine karşı Amerikan liderliğinin Avrupa üzerindeki kurumsallaşmış biçimiydi. Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, daha 1960'larda bu bağımlılığın tehlikelerine dikkat çekerek "Atlantik'ten Urallara kadar Avrupa" fikrini savunmuş, NATO'nun askerî kanadından çekilmişti. Ancak Soğuk Savaş'ın sert gerçekleri ve Sovyet korkusu, Avrupa'nın stratejik özerklik arayışını sürekli erteledi.

Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında da tablo değişmedi. Tam tersine, Avrupa savunma bütçelerini azaltırken Washington küresel güvenlik sağlayıcısı rolünü pekiştirdi. Balkan savaşlarından Afganistan'a, Libya müdahalesinden IŞİD operasyonlarına kadar Avrupa orduları Amerikan istihbaratı, lojistik desteği ve komuta sistemleri olmaksızın büyük ölçekli operasyon yürütme kapasitesine sahip olmadıklarını defalarca gördü.

Fakat son on yılda üç büyük kırılma bu düzeni sarstı. Birincisi, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde NATO müttefiklerini "bedavacı" olarak nitelendirmesi ve Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması yönündeki baskısıydı. İkincisi, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle birlikte Avrupa'nın sert güç ihtiyacını yeniden keşfetmesi oldu. Üçüncü ve belki de en önemlisi ise Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşüyle Washington'ın Avrupa güvenliğine koşulsuz bağlılığının artık sorgulanabilir hâle gelmesiydi.

Politico'nun aktardığı yeni girişim tam da bu tarihsel zeminde şekilleniyor. Avrupa Birliği artık mühimmat stoklarını artırmanın ötesine geçerek birlikte savaşabilen, birlikte üretebilen ve gerektiğinde Amerikan desteği olmaksızın caydırıcılık sağlayabilen bir yapı tasarlamaya çalışıyor. Ancak burada önemli bir paradoks bulunuyor. Avrupa'nın savunma sorunu para eksikliğinden çok koordinasyon eksikliğiyle ilgili.

Avrupa Savunma Ajansı verilerine göre AB ülkeleri yılda yüz milyarlarca avroluk savunma harcaması yapıyor. Buna rağmen kıta genelinde onlarca farklı tank modeli, savaş uçağı platformu ve mühimmat standardı bulunuyor. Amerika Birleşik Devletleri nispeten daha standartlaştırılmış bir üretim ekosistemine sahipken Avrupa parçalanmış bir savunma endüstrisi görünümü sergiliyor. Bu nedenle Brüksel'in yeni yaklaşımı ortak üretim ve müşterek tedarik mekanizmalarını da içeriyor.

Bu çabanın arkasındaki isimlerden biri olan eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi'nin hazırladığı rekabet raporunda da benzer bir vurgu vardı. Rapor, Avrupa'nın stratejik sektörlerde parçalı yapısının sürdürülemez olduğunu savunuyordu. Savunma sanayisi bu tespitin en görünür alanlarından biri hâline geldi.

Bununla birlikte Avrupa'nın "stratejik özerklik" söyleminin sınırları da bulunuyor. Fransa uzun yıllardır Avrupa ordusu fikrinin en güçlü savunucusu. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, NATO'nun "beyin ölümünün gerçekleştiğini" söyleyerek dikkat çekmişti. Almanya ise tarihsel nedenlerle daha temkinli davrandı ve Amerikan güvenlik şemsiyesini vazgeçilmez gördü. Polonya ve Baltık ülkeleri ise Rus tehdidinin coğrafi yakınlığı nedeniyle Washington'ın askerî varlığını Avrupa güvenliğinin temel garantisi olarak değerlendiriyor.

Dolayısıyla Brüksel'in önündeki en büyük engel Rusya değil, Avrupalıların kendi güvenlik tahayyülleri arasındaki farklılıklar olabilir. Bir tarafta Atlantikçi refleksler, diğer tarafta Avrupa egemenliğini önceleyen stratejik özerklik anlayışı bulunuyor.

Bu gelişmeleri farklı kaynaklarla karşılaştırdığımızda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Amerikan düşünce kuruluşu Defense Priorities, Washington'ın Avrupa'dan kademeli olarak çekilmesinin aslında Avrupa'nın savunma reformlarını hızlandıracağını savunuyor. Onlara göre Amerikan askerî varlığı, Avrupalıların gerçek anlamda sorumluluk üstlenmesini geciktiren bir güvenlik konforu yaratıyor. Buna karşılık NATO çevreleri, Amerikan caydırıcılığının zayıflamasının Moskova'yı daha saldırgan bir çizgiye itebileceği uyarısında bulunuyor.

Aslında mesele Avrupa'nın Amerika'nın yerine geçip geçemeyeceği sorusu değildir. Daha derin soru şudur: Liberal uluslararası düzenin askerî omurgası yeniden mi şekilleniyor? Çünkü Avrupa'nın savunma alanında bağımsızlaşması, transatlantik ilişkinin hiyerarşik yapısını değiştirebilir. Washington açısından bu durum, Çin'e odaklanmak için stratejik alan açabilir. Avrupa açısından ise daha yüksek savunma maliyetleri ve daha fazla siyasi sorumluluk anlamına gelir.

Küresel sonuçlar ise daha geniştir. Avrupa'nın ortak savunma kapasitesi oluşturması, dünyanın çok kutuplu yapısını pekiştirebilir. Çin'in yükselişi, Rusya'nın revizyonist politikaları ve Amerikan iç siyasetindeki dalgalanmalar karşısında AB, ilk kez jeopolitik bir aktör olma zorunluluğuyla yüzleşiyor. Uzun yıllar "ekonomik dev, askerî cüce" olarak tanımlanan Avrupa'nın bu tanımı değiştirme çabası, uluslararası sistemde güç dağılımını da etkileyebilir.

Ancak tarihin ironisi burada gizlidir. Avrupa Birliği, savaşı imkânsız kılmak amacıyla kurulmuş bir barış projesiydi. Bugün aynı birlik, varlığını sürdürebilmek için yeniden silahlanmanın yollarını arıyor. Bir zamanlar refah devleti ile özdeşleşen Avrupa modeli, giderek güvenlik devleti reflekslerini güçlendirmek zorunda kalıyor.

Belki de Politico'nun haberinin asıl önemi burada yatıyor. Brüksel artık sadece regülasyon üreten bir bürokrasi merkezi olmak istemiyor; gerektiğinde güç projeksiyonu yapabilen bir jeopolitik özneye dönüşmek istiyor. Avrupa'nın bu dönüşümü başarıp başaramayacağı henüz belirsiz. Fakat kesin olan şu ki, Atlantik'in iki yakası arasındaki eski sözleşme sessizce yeniden yazılıyor. Yirmi birinci yüzyılın Avrupa'sı, ilk kez Amerikan korumasının sonsuza dek süremeyebileceği ihtimali üzerinden kendi kaderini tartışıyor. Bu tartışma, Ukrayna cephesinden çok daha uzun ömürlü sonuçlar doğurabilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.