Hayattaki varlık nedeninizi aksiyoner biçimde tarif edemiyorsanız, reaksiyoner bir tavırla pozisyon belirlersiniz. Hem iç politikada, hem uluslararası ilişkilerde, aksiyoner olmakla, reaksiyoner pozisyona mahkum olmak arasında büyük fark vardır. Reaksiyoner olmayı özellikle tercih etmeseniz bile, aksiyoner olamadığınızda önünüzde başka seçenek kalmaz.
Önce uluslararası ilişkiler üzerinden bir değerlendirme yaparak, ülkemizde son toplantısı gerçekleşen NATO'nun geldiği noktayı ele alalım. NATO, 2. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan iki kutuplu dünyada şekillenmiş bir tehdit algılaması üzerine bina edilmiştir. Nitekim soğuk savaşın bitmesi ile Varşova Paktı'nın dağılması Sovyetlerin Rusya merkezli Bağımsız Devletler Topluluğuna dönüşmesiyle, NATO kendisine yeni düşman aramaya başladı. Önceleri Afganistan ve Irak üzerinden Radikal İslami hareketleri ve onları destekleyen ülkeleri komünizm tehdidinin yerine ikame etmeye çalıştı. Ancak bu çok gerçekçi ve sürdürülebilir bir çatışma denklemi değildi. Nitekim söz konusu silahlı yapıların bir kısmı doğrudan NATO ülkelerinin Sovyetler tehdidine karşı kurduğu ya da desteklediği yapılardı. Tek kutuplu bir dünya inşa etme hayali, uzun ömürlü olmadı.
Ekonomik ve kültürel boyutu itibariyle arayış önümüzdeki döneme de damgasını vurabilir. Ancak siyasi ve askeri güç dengeleri çok kutuplu bir dünyayı kaçınılmaz hale getirmektedir. Değişen güç unsurları ve bölgesel fırsatlar, riskler, iki kutupluluğa şimdilik imkan vermiyor gözükmektedir. NATO içerisinde bir süredir devam eden arayış ve tartışma, bu nedenle sadece silaha ayrılan pay ve NATO'ya aktarılan kaynaklarla ilgili bir kriz gibi daraltılarak çözülemez. Her ülkenin ortak bir tehdit algısı söz konusu değilse, bu tehdit üzerine bir paylaşımı, fedakarlığı, hayata geçirmek de mümkün olmayacaktır. Çin, Hindistan, kimi Afrika ülkeleri ve Amerika kıtasındaki aktörler, farklı güç kaynaklarına sahip olduğu sürece daha karmaşık ve geçici ittifak ilişkileri de kaçınılmaz hale gelecektir.
Enerjide başka bir ittifak, para politikasında farklı bir strateji, silahlanmada başka işbirlikleri, ekonomik bloklar kurmada bambaşka ilişkiler, girift biçimde hayat bulacaktır. Her alanda ikiye bölünmüş bir dünya, artık gerçekçi değildir. NATO'nun kuruluşundan itibaren küresel ölçekte ortaya çıkarttığı kanlı karne, darbeler bir yana, doğrudan Türkiye'nin NATO'ya girişi ve NATO kaynaklı olduğu düşünülen tarihsel sorunları bir tarafa bırakıp, sadece yarınları ele aldığımızda bile, durumu idare edecek tartışmalar yerine sahici planlamalara yönelmek durumundayız. Toplantının Ankara'da gerçekleşmesi diplomasi ve protokol açısından Türkiye'nin avantajına gözüken bir tablo ortaya çıkartsa da, dünyayı bekleyen tehlike dikkate alındığında, bu kazanım çok anlamlı olmaktan çıkacaktır. Avrupa güvenlik mimarisinin inşasında, Rus korkusunun ne kadar gerçekçi olup olmadığı, tartışmanın bir tarafı. Diğer tarafta İsrail'i durduramayan İsrail saldırganlığına son vermeyen bir dünyanın gerçek bir güvenlik konsepti inşa etmesi ne kadar mümkün olabilir ?
NATO konusunu geçmişe takılıp kalmadan, ama geçmişten de ders çıkartarak, yeniden ele almak ve yeni arayışlara yeni yaklaşımlara açık olmak gerekir. Görünen tabloda ya NATO değişir ya değişime direndiği ölçüde tarihteki hakettiği yeri almakla yetinir.
Bambaşka bir rekabet denklemi içerisinde ele almak gerekse de, Türkiye iç siyasetinde ittifakların durumu da benzer bir tablo içermektedir. Toplumun ihtiyacı doğrultusunda yeni ittifak zeminleri oluşursa, çok daha sağlıklı bir siyasal yol haritası çıkarılabilir. Aksi takdirde sadece karşıtlık üzerine kurulu ortaklaşmalar, buluşmalar, bir süre sonra anlamını yitirebilir ya da en azından güç kaybına uğrayabilir.
Politik hat üzerinden baktığınızda toplumun önceliği ekonomi olduğuna göre ekonomi politikaları üzerinden bir ortaklaşma ve ayrışma çok daha gerçekçi görünmektedir. Ancak bunun altyapısı oluşturulamadığı takdirde, muhtemelen yine kişiler ve partiler merkezli kariyer planlamaları, ittifakların zeminini şekillendirecektir. Ne üzerinde bir ittifak kurulduğundan çok, kimin kiminle birlikte yol yürüyebileceği üzerinden ittifaklar belirlenecektir. 2023 seçimlerindeki Cumhur İttifakı, o günkü haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk seçimde yeniden seçilmesine yetebilir mi ? Hiç şüphesiz bu sorunun cevabı muhalefetin takınacağı tavır ve seçim stratejisine bağlıdır. Ortak tek aday olması durumunda, seçim İlk turda bitebilir. Çok adaylı formülde de seçimin İlk turda bitme ihtimali olsa da, ikinci tura kalma ihtimali çok daha yükselir. İlk tur hedefleriyle, ikinci tur stratejileri her parti açısından birbirinden farklı yaklaşımları gerektirir. Şimdilik görünen, daha iddialı bir ortak aday arayışı ile birlikte 3, 4 hatta 5 adayın da çıkma ihtimalidir. Türkiye siyaseti de, iki türlü seçim sisteminin zorunlu kıldığı uzlaşı ihtiyacına rağmen, çok kutuplu yapıyı henüz geride bırakamamıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayhan Bilgen
RAKİP DEĞİŞİNCE İTTİFAK DEĞİŞMEDEN KALABİLİR Mİ?
Hayattaki varlık nedeninizi aksiyoner biçimde tarif edemiyorsanız, reaksiyoner bir tavırla pozisyon belirlersiniz. Hem iç politikada, hem uluslararası ilişkilerde, aksiyoner olmakla, reaksiyoner pozisyona mahkum olmak arasında büyük fark vardır. Reaksiyoner olmayı özellikle tercih etmeseniz bile, aksiyoner olamadığınızda önünüzde başka seçenek kalmaz.
Önce uluslararası ilişkiler üzerinden bir değerlendirme yaparak, ülkemizde son toplantısı gerçekleşen NATO'nun geldiği noktayı ele alalım. NATO, 2. Dünya Savaşı sonunda ortaya çıkan iki kutuplu dünyada şekillenmiş bir tehdit algılaması üzerine bina edilmiştir. Nitekim soğuk savaşın bitmesi ile Varşova Paktı'nın dağılması Sovyetlerin Rusya merkezli Bağımsız Devletler Topluluğuna dönüşmesiyle, NATO kendisine yeni düşman aramaya başladı. Önceleri Afganistan ve Irak üzerinden Radikal İslami hareketleri ve onları destekleyen ülkeleri komünizm tehdidinin yerine ikame etmeye çalıştı. Ancak bu çok gerçekçi ve sürdürülebilir bir çatışma denklemi değildi. Nitekim söz konusu silahlı yapıların bir kısmı doğrudan NATO ülkelerinin Sovyetler tehdidine karşı kurduğu ya da desteklediği yapılardı. Tek kutuplu bir dünya inşa etme hayali, uzun ömürlü olmadı.
Ekonomik ve kültürel boyutu itibariyle arayış önümüzdeki döneme de damgasını vurabilir. Ancak siyasi ve askeri güç dengeleri çok kutuplu bir dünyayı kaçınılmaz hale getirmektedir. Değişen güç unsurları ve bölgesel fırsatlar, riskler, iki kutupluluğa şimdilik imkan vermiyor gözükmektedir. NATO içerisinde bir süredir devam eden arayış ve tartışma, bu nedenle sadece silaha ayrılan pay ve NATO'ya aktarılan kaynaklarla ilgili bir kriz gibi daraltılarak çözülemez. Her ülkenin ortak bir tehdit algısı söz konusu değilse, bu tehdit üzerine bir paylaşımı, fedakarlığı, hayata geçirmek de mümkün olmayacaktır. Çin, Hindistan, kimi Afrika ülkeleri ve Amerika kıtasındaki aktörler, farklı güç kaynaklarına sahip olduğu sürece daha karmaşık ve geçici ittifak ilişkileri de kaçınılmaz hale gelecektir.
Enerjide başka bir ittifak, para politikasında farklı bir strateji, silahlanmada başka işbirlikleri, ekonomik bloklar kurmada bambaşka ilişkiler, girift biçimde hayat bulacaktır. Her alanda ikiye bölünmüş bir dünya, artık gerçekçi değildir. NATO'nun kuruluşundan itibaren küresel ölçekte ortaya çıkarttığı kanlı karne, darbeler bir yana, doğrudan Türkiye'nin NATO'ya girişi ve NATO kaynaklı olduğu düşünülen tarihsel sorunları bir tarafa bırakıp, sadece yarınları ele aldığımızda bile, durumu idare edecek tartışmalar yerine sahici planlamalara yönelmek durumundayız. Toplantının Ankara'da gerçekleşmesi diplomasi ve protokol açısından Türkiye'nin avantajına gözüken bir tablo ortaya çıkartsa da, dünyayı bekleyen tehlike dikkate alındığında, bu kazanım çok anlamlı olmaktan çıkacaktır. Avrupa güvenlik mimarisinin inşasında, Rus korkusunun ne kadar gerçekçi olup olmadığı, tartışmanın bir tarafı. Diğer tarafta İsrail'i durduramayan İsrail saldırganlığına son vermeyen bir dünyanın gerçek bir güvenlik konsepti inşa etmesi ne kadar mümkün olabilir ?
NATO konusunu geçmişe takılıp kalmadan, ama geçmişten de ders çıkartarak, yeniden ele almak ve yeni arayışlara yeni yaklaşımlara açık olmak gerekir. Görünen tabloda ya NATO değişir ya değişime direndiği ölçüde tarihteki hakettiği yeri almakla yetinir.
Bambaşka bir rekabet denklemi içerisinde ele almak gerekse de, Türkiye iç siyasetinde ittifakların durumu da benzer bir tablo içermektedir. Toplumun ihtiyacı doğrultusunda yeni ittifak zeminleri oluşursa, çok daha sağlıklı bir siyasal yol haritası çıkarılabilir. Aksi takdirde sadece karşıtlık üzerine kurulu ortaklaşmalar, buluşmalar, bir süre sonra anlamını yitirebilir ya da en azından güç kaybına uğrayabilir.
Politik hat üzerinden baktığınızda toplumun önceliği ekonomi olduğuna göre ekonomi politikaları üzerinden bir ortaklaşma ve ayrışma çok daha gerçekçi görünmektedir. Ancak bunun altyapısı oluşturulamadığı takdirde, muhtemelen yine kişiler ve partiler merkezli kariyer planlamaları, ittifakların zeminini şekillendirecektir. Ne üzerinde bir ittifak kurulduğundan çok, kimin kiminle birlikte yol yürüyebileceği üzerinden ittifaklar belirlenecektir. 2023 seçimlerindeki Cumhur İttifakı, o günkü haliyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ilk seçimde yeniden seçilmesine yetebilir mi ? Hiç şüphesiz bu sorunun cevabı muhalefetin takınacağı tavır ve seçim stratejisine bağlıdır. Ortak tek aday olması durumunda, seçim İlk turda bitebilir. Çok adaylı formülde de seçimin İlk turda bitme ihtimali olsa da, ikinci tura kalma ihtimali çok daha yükselir. İlk tur hedefleriyle, ikinci tur stratejileri her parti açısından birbirinden farklı yaklaşımları gerektirir. Şimdilik görünen, daha iddialı bir ortak aday arayışı ile birlikte 3, 4 hatta 5 adayın da çıkma ihtimalidir. Türkiye siyaseti de, iki türlü seçim sisteminin zorunlu kıldığı uzlaşı ihtiyacına rağmen, çok kutuplu yapıyı henüz geride bırakamamıştır.