Cumhurbaşkanı Erdoğan BM'ye seslendi: "Veto imtiyazı kaldırılmalı"
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM'ye seslendi: "Veto imtiyazı kaldırılmalı"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için kaleme aldığı makalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısının reforme edilmesi gerektiğini belirterek, kalıcı barış için veto imtiyazının kaldırılması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Haber Giriş Tarihi: 22.09.2026 09:20
Haber Güncellenme Tarihi: 22.09.2026 09:37
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
"Dünya 5'ten büyüktür" vurgusu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için kaleme aldığı "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makalesinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) küresel sorunların çözümünde daha etkin ve adil bir yapıya kavuşması gerektiğini belirtti. Günümüzde kalıcı barışın birbirinden uzaklaşan ve iletişim kurmayan blokların çoğalmasıyla sağlanamayacağını ifade eden Erdoğan, farklı coğrafyaların deneyim, kapasite ve iradesinin ortak bir zeminde buluşturulması gerektiğini kaydetti. Küresel karar alma mekanizmalarının bugünün şartlarına uyum sağlamasının artık ertelenemez olduğunu vurgulayan Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nin hâlâ İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısını yansıttığına işaret ederek şu değerlendirmelerde bulundu: "Farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne dahil etmek mecburiyetindeyiz. 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez. Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır."
Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi ve hesap verebilirlik
Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki dengenin yeniden kurulması gerektiğini dile getiren Erdoğan, Genel Kurul'un yetkilerinin güçlendirilmesinin elzem olduğunu ifade etti. Daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği ve yeniden görev almak isteyen ülkelerin üye çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapının kurulması gerektiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: "Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız. Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı."
Gelişmekte olan ülkeler için finansman ve kalkınma hakkı
Savaşlar, iklim krizi, düzensiz göç ve ekonomik kırılganlıkların devletler için güçlü kurumların, dayanıklı ekonomilerin ve caydırıcı savunma yeteneklerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Erdoğan; ticaret, lojistik, ulaştırma ve enerji koridorlarının güvenliği ile sürdürülebilirliğinin daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Asya'nın ekonomik ağırlığının arttığına, Afrika'nın potansiyeliyle uyumlu daha güçlü bir temsil talep ettiğine ve gelişmekte olan ülkelerin kendi önceliklerini daha yüksek sesle dile getirdiğine işaret eden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkanları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Küreselleşmenin refahı yayacağı yönündeki beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken teknoloji ve ekonomik bağımlılıklar yeni rekabet alanlarına dönüştü. Bu değişen koşullarda küresel adaletin temini için mesuliyetler hakkaniyetle paylaşılmalı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve ihtiyaç duydukları finansmana erişimi güvence altına alınmalıdır."
Türkiye'nin çok taraflı diplomasi kararlılığı
Böylesi bir değişimin geniş bir uluslararası iradenin ortaya konulmasını zaruri kıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü küresel ilişkileri ve çok taraflı diplomasi tecrübesini bu reform arayışının hizmetinde kullanmaya devam edeceğini vurguladı. Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabaları kararlılıkla desteklediklerinin altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir."
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan BM'ye seslendi: "Veto imtiyazı kaldırılmalı"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için kaleme aldığı makalede Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısının reforme edilmesi gerektiğini belirterek, kalıcı barış için veto imtiyazının kaldırılması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
"Dünya 5'ten büyüktür" vurgusu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bloomberg için kaleme aldığı "BM, Güvenlik Konseyi'nin veto hakkını kaldırmalıdır" başlıklı makalesinde, Birleşmiş Milletler’in (BM) küresel sorunların çözümünde daha etkin ve adil bir yapıya kavuşması gerektiğini belirtti. Günümüzde kalıcı barışın birbirinden uzaklaşan ve iletişim kurmayan blokların çoğalmasıyla sağlanamayacağını ifade eden Erdoğan, farklı coğrafyaların deneyim, kapasite ve iradesinin ortak bir zeminde buluşturulması gerektiğini kaydetti. Küresel karar alma mekanizmalarının bugünün şartlarına uyum sağlamasının artık ertelenemez olduğunu vurgulayan Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nin hâlâ İkinci Dünya Savaşı sonrasının yapısını yansıttığına işaret ederek şu değerlendirmelerde bulundu: "Farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini küresel ve bölgesel meselelerin çözümüne dahil etmek mecburiyetindeyiz. 'Dünya 5'ten büyüktür' çağrımız, bu yönüyle daha geniş bir sorumluluk anlayışına davettir. Reform ihtiyacını artık somut bir yol haritasına dönüştürmek elzemdir. Bu yol haritasının merkezinde ise veto imtiyazının ilgası yer almalıdır. Çünkü Güvenlik Konseyine ayrıcalıklı yeni üyeler eklemek, karar alma gücünün birkaç devletin elinde toplanması sorununu çözmez ve imtiyazlı yapının kapsamını genişletir. Veto imtiyazının kaldırılması, anlamlı her türlü reformun hem başlangıç noktası hem de temel stratejik hedefi olmalıdır. Reform, aynı imtiyazın başka devletlere de tanınması anlamına gelemez. Genel Kurul bünyesinde, hiçbir devletin uluslararası toplumun çoğunluğunun iradesini kalıcı olarak engelleme yetkisine sahip olmaması ilkesi etrafında geniş bir koalisyon oluşturulmalıdır."
Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi ve hesap verebilirlik
Güvenlik Konseyi ile Genel Kurul arasındaki dengenin yeniden kurulması gerektiğini dile getiren Erdoğan, Genel Kurul'un yetkilerinin güçlendirilmesinin elzem olduğunu ifade etti. Daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği ve yeniden görev almak isteyen ülkelerin üye çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapının kurulması gerektiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: "Genel Kurul'un yetkileri güçlendirilmeli, daimi üyeliklerin bulunmadığı, Güvenlik Konseyi üyelerinin Genel Kurul tarafından belirli süreler için dönüşümlü olarak seçildiği, yeniden görev almak isteyen ülkelerin seçimlerde üyelerin çoğunluğunun güvenini yeniden kazandığı bir yapıyla Güvenlik Konseyinin temsil kapasitesi ve Genel Kurul karşısındaki hesap verebilirliği artırılmalıdır. Geleceğin uluslararası düzenini geçmişin hiyerarşilerini muhafaza ederek kuramayız. Dünya tarihi bakımından oldukça kısa sayılabilecek son çeyrek asırda yaşanan gelişmeler, hiçbir güç dengesinin ve hiçbir uluslararası nizamın baki olmadığını gösterdi. İnsanlığa barış, istikrar ve ortak refah vadeden sistem, yeni savaşları önlemekte, eşitsizlikleri azaltmakta ve değişen güç dengelerine cevap vermekte yetersiz kaldı."
Gelişmekte olan ülkeler için finansman ve kalkınma hakkı
Savaşlar, iklim krizi, düzensiz göç ve ekonomik kırılganlıkların devletler için güçlü kurumların, dayanıklı ekonomilerin ve caydırıcı savunma yeteneklerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Erdoğan; ticaret, lojistik, ulaştırma ve enerji koridorlarının güvenliği ile sürdürülebilirliğinin daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Asya'nın ekonomik ağırlığının arttığına, Afrika'nın potansiyeliyle uyumlu daha güçlü bir temsil talep ettiğine ve gelişmekte olan ülkelerin kendi önceliklerini daha yüksek sesle dile getirdiğine işaret eden Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bazı bölgesel aktörlerin artan nüfuzu, kendi coğrafyalarında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini beraberinde getiriyor. Her bölgenin meselelerini dışarıdan belirlenen yöntemlerle çözmek mümkün değildir. İlgili ülkelerin iradesini, yerel şartları ve müşterek menfaatleri esas alan yaklaşımların daha kalıcı ve istikrarlı sonuçlar üreteceğine inanıyoruz. Diplomatik kapasitesi, ekonomik imkanları ve farklı taraflarla iletişim kurabilme kabiliyeti bulunan ülkelerin barışın ve istikrarın tesisinde daha etkin roller üstlenmesi, kaçınılmaz bir gerekliliktir. Küreselleşmenin refahı yayacağı yönündeki beklentiler tam anlamıyla karşılanmadı. Gelir dağılımındaki adaletsizlikler derinleşirken teknoloji ve ekonomik bağımlılıklar yeni rekabet alanlarına dönüştü. Bu değişen koşullarda küresel adaletin temini için mesuliyetler hakkaniyetle paylaşılmalı, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hakkı ve ihtiyaç duydukları finansmana erişimi güvence altına alınmalıdır."
Türkiye'nin çok taraflı diplomasi kararlılığı
Böylesi bir değişimin geniş bir uluslararası iradenin ortaya konulmasını zaruri kıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin güçlü küresel ilişkileri ve çok taraflı diplomasi tecrübesini bu reform arayışının hizmetinde kullanmaya devam edeceğini vurguladı. Veto imtiyazının kaldırılması, seçilmiş üyelerin karar alma süreçlerinde daha fazla ağırlık kazanması ve Genel Kurul'un rolünün güçlendirilmesi yönündeki çabaları kararlılıkla desteklediklerinin altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Farklı bölgelerden ülkelerin bu müşterek zeminde buluşması, uluslararası sistemin meşruiyetini ve temsil kabiliyetini güçlendirecektir. Bugünün dünyasında kalıcı barışın, birbirinden kopuk ve birbiriyle konuşmayan blokların çoğalmasıyla kurulamayacağı açıktır. 'Daha adil bir dünya' için farklı coğrafyaların tecrübesini, kapasitesini ve iradesini ortak bir zeminde buluşturmalıyız. Türkiye, köklü devlet geleneği, diplomatik kapasitesi ve farklı coğrafyalarla kurduğu güçlü ilişkilerle bu reform arayışında üzerine düşen sorumluluğu üstlenmeye devam edecektir."
haberdeger.com
Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist
En Çok Okunan Haberler